


Çankaya'nın sırrı
Cumhurbaşkanında bulunması gereken nitelikler konusunda, yazarlarımız şu görüşte neredeyse hemfikir:
Sezer, hukukçuluğundan gelen "derinliği" ve "dinginliği" ile Çankaya'da "sağlam" duracaktır.
Bana göre ise, bu normaldir ve öteki cumhurbaşkanlarına haksızlık yapmanın alemi yoktur.
Nedenini anlatayım:
Bizim için Çankaya öyle yüksektir ve halkın gönlünde o kadar vakur bir yeri vardır ki...
Oraya kim çıkarsa çıksın, aynı "sağlamlıkta" durur, durmak zorundadır...
Asla sendelemez, sendeleyemez...
Günlük siyasette, olmadık söylemlerin, tavır ve davranışların ustası...
"Küçük Turgut" ve "kıçüstü oturtmanın" isim babası Turgut Özal dahi o makamda, son derece sağlam ve vakur durmadı mı?
Siyasette, neredeyse suları tersine akıtmanın mucidi Süleyman Demirel, muhteşem bir kompozisyon çizmedi mi?..
Tarihi bir kaza olmadıkça, Çankaya'da kötü bir tablo görülemez.
Gazi Mustafa Kemal'in gönüllerdeki vasiyeti böyle emrediyor!..
O yüzden diyorum ki:
Asıl üzerinde durulması gereken nitelik, o makama taşınacak "küresel derinlik" olmalıdır...
Çocuk
İnternet'ten "çocuk" müşterilere yönelen dünya pazarı 1.2 milyar dolara ulaşmış...
Çocuktan al parayı!..
Kıl
Sekreterin katilini kriminolojik "kıl analizi" belirleyecekmiş... Katil için
gerçekten kıl bir durum...
Sakal
Yılmaz Erdoğan, "sakalsız çok ebleh görünüyorum" diyor. Yukarı tükürsen bıyık, aşağı tükürsen zekâ!..
İzmir'e fesleğen
İzmir Belediye Başkanı Ahmet Priştina, İzmirliler'i görüntü kirliliğinden kurtarmak için "ilan yasağı" koydu.
Herkes kafasına göre şehrin orasına burasına ilan asamayacak...
İzmir denince, içim titriyor...
Orada mükemmel çocukluğum uyuyor, mışıl mışıl...
Biliyorum, İstanbul'a paha biçilmez ama arada bir İzmir'e gitmek şartıyla...
Fakat İzmir'e gidince de burnumun direği sızlıyor.
Diyorum ki, İzmir'in yüzü suyu hürmetine, Priştina bir hayır daha yapsa da...
Kahverengi denizden yükselen kokuyu önlemesi için, İnciraltı'ndan Karşıyaka'ya Körfez boyunca fesleğen diktirse...
Hem şehir mis gibi kokar hem de nostalji olmaz mıydı?..
Pedagoji projesi
İstanbul Kültür Fen Lisesi, şu günlerde öğrenciler arası bilgi ve yetenek yarışmaları yapıyor.
Çocuklar cıvıl cıvıl, beceri ve bilgi üzerine yarışıyorlar.
Peki ne elde ediyorlar?
Birincilik, ikincilik ve üçüncülük madalyaları...
Okul yöneticileri başarılı öğrencilerin boynuna asıyorlar madalyalarını, onlar da bu madalyaları gururla evlerine götürüp, saklıyorlar...
Unutulmaz anılardır, öğrencilik yıllarında kazanılan ödüller...
Sonraki hayatları büyük ölçüde yönlendiren faktör de sayılır, o ödüller... Daha ilkokul ikinci sınıftayken, hızlı "okuma ve anlama" yarışmasında kazandığım küçücük ödüle, belki bugünkü mesleğimi borçluyum... Kültür Fen Lisesi'ndeki bu uygulama, neden bütün okullarımızda uygulanan bir pedagoji projesi olmasın?..
İlkokulda uyuşturucu
Milliyet'in ilavesine her gün bakıyorum, hoş ve ilginç bir çalışma bulurum diye...
Duygu Asena'nın sürükleyici işlerinin ötesinde sık sık karşıma çıkan gerçek:
Laf olsun sayfa dolsun!..
Geçende bir uyuşturucu dizisi başlattılar...
Yazılara baktım baktım karar veremedim:
Gençleri uyuşturucudan uzaklaştırmaya mı çalışıldı, yoksa "gizem dolu", çekici bir atmosfer, büyülü bir alem mi anlatıldı?
Hele son gün, diziye tüy dikildi... Yarım sayfa fotoğrafta, bir çanak kokain!..
Altında da nal gibi başlık:
Uyuşturucu ilkokula indi!..
Saf biri olsam şok geçirebilirdim.
Bu da mı oldu, ilkokul çocukları kokaine mi başladı, diye...
Sonra zorladım kendimi, bir ilkokul bebesini kokain satın alırken ve odasında kokain çekerken, gözümde canlandırmaya çalıştım, beceremedim...
Allah'tan yazının içinde bir anne:
"Böyle haberleri çocuklarıma okutmuyorum" diyordu da, rahat bir nefes aldım...
Bir de iyi ki dedim, kokain bakkalda çakkalda satılmıyor!..