"Kedinin siyah ve beyaz olması önemli değil, yeter ki fareyi yakalasın." Cüce Deng'in bu cümlesini, yıllar sonra Demirel'in ağzından işittiğimde, "işte", dedim içimden. "Siyaset yapma biçiminin ne kadar ideolojiler üstü olabildiğinin bundan daha iyi örneği olamazdı."
Garip değil mi; biz bu cümleyi yıllar önce siyasi oportünizmin sloganı olarak bellemiştik. İlkesizliğin, oportünizme varan bir pragmatizmin ilanı olarak... Şimdi siyaset yapma biçimini 40 yıldır yakından tanıdığımız Demirel'in övgüsüne mazhar oluşuna bakıp, o cümle karşısında tetikte durmakla ne kadar haklı olduğumuzu bir kez daha anlıyorum.
Kedinin siyah veya beyaz olması önemli değil, yeter ki fareyi yakalasın!
Peki ya o kedi, zamanla yakaladığı fareden çok daha zararlı bir hayvan olup çıkarsa?
"Bir cümleden ne çıkar, adam siyasette pragmatik olmak gerektiğini vurgulamak istemiş işte" diyenlere hatırlatmak isterim:
Koskoca bir Susurluk işte bu masum cümleden çıktı.
Hizbullah denen bela bu cümle yüzünden belki de bu kadar serpilip büyüyebildi. Devlet içindeki çeteleşme bu yüzden başımızın belası oldu.
Devletin başındakilerin gözü fare yakalamaktan başka bir şey görmediği ve kedinin rengine aldırmadıkları için, Asala militanlarının üstüne eski ülkücü teröristleri salmakta bir sakınca görmediler. PKK'ya darbe vurmak için, adam öldürmüş, haraç toplamış, eroine bulaşmış suç örgütleriyle işbirliği yapmakta; Çatlı'ları PKK'ya karşı kullanmakta tereddüt etmediler. Aynı anlayış yüzünden Hizbullah'ı PKK'nın üstüne salıp "kedinin fare yakalayışını" keyifle seyrettiler.
Ama bir de baktılar ki, o kedi yakaladığı farelerden daha korkunç bir canavar olup karşılarına dikilmiş. Tırnaklarını devlete geçirip neredeyse bütün kurumlarını çürütmüş.
Türkiye bu cümlede ortaya konan anlayış yüzünden işkence denen suçtan bir türlü kurtulamadı. Çünkü polis şefleri ve sorgu timleri, aslolan suçluyu yakalamak ve sanığı konuşturmaksa, bunun için her yol mübah diye düşündüler. CMUK'a uymayı gereksiz bir ayrıntı sandılar. "Fare"yi yakalamak için kimi zaman elektrikli copu, kimi zaman manyetolu telefonu gönül rahatlığıyla kullandılar. Ama sonunda kendileri de sorguladıkları zanlılardan daha gaddar suçlular olup çıktılar.
Şimdi karşımızda, ikisi de son bir hafta içinde, biri eski biri yeni cumhurbaşkanlarımız tarafından söylenmiş iki ayrı cümle var.
Hemen belirtelim ki, Demirel'in Deng'den alıntıladığı bu cümleyle, yeni Cumhurbaşkanımız Ahmet Necdet Sezer'in, "kuralların ve kurumların yerleşmesi"ne yaptığı vurgu, birbirine taban tabana zıt iki anlayışın ürünüdür.
Çünkü kurallar, kedinin rengidir işte...
Kedinin rengini önemsemek, kurallara uymayı, ilkeli olmayı, hukuk içinde kalmayı savunmaktır. Kurallar içinde kalmayı önemseyenler, salt farenin yakalanmasıyla yetinmez, kimin tarafından ve hangi usullerle yakalandığına da önem verirler.
Bunu da yüksek ahlaklı olduklarından yapmazlar yalnızca. Aynı zamanda pragmatiktirler de. Ama onların pragmatizmi üç beş adım ötesini göremeyen kör bir pragmatizm değildir. Dar faydacı bakış açısıyla kuralları hiçe sayarak alınan sonuçların uzun vadede faydadan çok zarar getirdiğini ve tersine teptiğini bilirler. Zaten ilkelerin de buradan doğduğunun, demokrasinin bir kurallar ve kurumlar rejimi oluşunun da bu yüzden olduğunun bilincindedirler.