


Küreselleşmeye bir yaklaşım
Okuyucularım bu sütunda Kemal Derviş'ten söz edilmesine alışık. Otuz küsür yıllık sevgili dostum Kemal, Dünya Bankasında başkan yardımcılığı yapıyor. 1 Mayıs'ta departman değiştirdi. "Fakirlikle Mücadele ve Ekonomik Yönetim" bölümünün başına geçti.
Yeni görevi münasebeti ile beraber çalışacağı arkadaşlarına bir mektup yollamış. Küreselleşmenin Türkiye'de de sorgulandığı bir dönemde bana çok ilginç geldi. Sizlerle mektubun önemli bir bölümünü paylaşmaya karar verdim. Bakalım Kemal ne diyor. Arabaşlıkları ve italikleri ben ekledim.
ÇOK ŞEY ÖĞRENDİK
"Geçtiğimiz onyıllarda, toplumun ve ekonominin merkeziyetçi-devletçi bir modelle yönetilmesi çabalarının nasıl kabul edilebilir sonuçlar sağlamaktan uzak kaldığını hep beraber izledik.
Eminim benim yaşımda yada benden biraz genç olanlar, 1960'ların ve 1970'lerin umutlarını ve hayal kırıklıklarını hatırlıyorlar. O sıralarda pek çoğumuz, çeşitli toplumsal mühendislik yöntemlerine ve "kerim" bir devletin potansiyel rolüne hiç de gerçekçi olmayan bir şekilde güvenerek, toplumdan fakirliği ve haksızlığı kaldırabileceğimize, böylece daha eşitlikçi bir dünya kurabileceğimize inanmıştık.
O zamandan bugünlere, kaynakların yaratılmasında ve etkin şekilde kullanılmasında piyasaların oynadığı hayati rolün anlaşılması açısından çok değiştik. Başkaları gibi, benim de, piyasa sisteminin zaman içinde etkin çalışması için sadece mal ve hizmet piyasalarının varlığının yeterli olmadığı, mutlaka özel mülkiyet kurumunun da gerekli olduğunu anlamam daha da uzun bir süre aldı.
Artık, piyasa mekanizmasının kötü ya da yanlış işlemesinin (market failure) tek başına devletin ekonomiye müdahale etmesi için yeterli bir neden olmadığını da biliyoruz; çünkü devlet müdahalesinin içerdiği siyasi süreçlerin yanlış işlemesi ihtimalinin ve bu müdahalenin yaratacığı ekonomik maliyetin çok daha yüksek olabildiğini de öğrendik.
GÖREV DEVAM EDİYOR
Bütün bunlara rağmen, geçtiğimiz iki yüzyılda tarihin önemli güçlerinden biri olan toplumsal ve ahlaki sorunlara çözüm arama çabasının artık aşıldığını düşünmek için neden göremiyorum...
Hızla bütünleşen dünya ekonomisinin ürettiği inanılmaz zenginlik fakirliği ortadan kaldırmıyor. Evet, ekonomik büyüme sayesinde şimdi yüzmilyonlarca insan geçmişten çok daha iyi koşullarda yaşıyor; fakat umutsuz derecede fakir insanların mutlak sayısında bir düşüş olmadı. Ve, genellikle gelir dağılımı giderek bozulması insanlarda daha güçlü bir haksızlık ve nisbi fakirlik duygusunun doğmasına yol açıyor.
Eşitlik sadece mutlak fakirlikle ilgili değildir. İnsanların büyük çoğunluğu, gelir dağılımının hakkaniyetini, toplumsal mobiliteyi ve fırsat eşitliğini mutlu ve huzurlu bir toplumsal yaşamın temel unsurları kabul ederler.
Neyseki bugün geçmişteki gibi basit görünümlü ve totaliter çözümlere kapılma ihtimalimiz iyice azaldı; tam tersine, son yüzyılın kötü deneyimlerinden çıkardığımız olumlu derslerle, daha kullanışlı yöntemleri gönüllü bir işbirliğine dayanan bir ruhla uygulamaya sokarak çok daha iyi sonuçlar alabiliriz."
Alıntı burada bitiyor. Kemal hakikaten çok güzel anlatmış. Altına aynen imzamı atıyorum. Daha güzel ve daha hakkaniyetli bir dünyayı, iyi niyetleri geçmişten ders almayan hurafelerle yada bilgisizlikle birleştirerek gerçekleştiremeyiz. Bunu bize bir defa daha hatırlattığı için Kemal'e teşekkür ediyoruz.