Sezer'in Cumhurbaşkanı seçildikten sonra yaptığı ilk açıklama, Fazilet cephesinde hoşnutsuzluk yarattı.
Çünkü Sezer şöyle demişti:
"Kutsal din duygularının devlet işlerine ve politikaya bulaşmamasını sağlamak, temel görevim olacaktır.."
Haydaaa, hani bu adam demokrattı?!
Tepki buna benziyor.
Dün Recai Kutan, Sezer'de seçildikten sonra "bir miktar farklılık" olduğunu söyledikten sonra şu değerlendirmeyi yaptı:
"Sayın Sezer bazı çevrelerin veyahut kamuoyunun bir bölümünün psikolojik baskısı altında hissediyor kendisini.."
Faziletliler demokrasinin, kutsal din duygularını devlet işlerine bulaştırmaya özgürlük tanıyacağını zannediyorlar. Meselâ laikliğin, kişiye inancının gerektirdiği şekilde yaşamak ve giyinmek hakkını tanıdığını savunuyorlar.
Avrupa Birliği üyeliği de onları bu nedenle heyecanlandırıyor. Oysa yanılıyorlar.
Çünkü laikliğin inanç özgürlüğünü güvence altına alan yönü, kişiye özel alanında dilediği gibi ibadet etme hakkını tanımakla birlikte kamu alanında bu inancını başkalarına karşı baskı aracı olarak kullandırmaz.
Demokrasinin erdemi de budur.
Nitekim Fransız Danıştay'ı, lisede çalışan bir kadın görevlinin okula başörtüsü ile gelmekte ısrar ettiği için hakkında verilen işten atılma kararını onayladı.
Gerekçeli karar "Bir kamu görevlisi görevini yerine getirirken, laikliğe aykırı olduğu için inançlarını gösteren dini objeler taşıyamaz" diyor.
Yani Batı demokrasisi, kişinin inancını kamu alanında göstermesini laikliğe aykırı buluyor, bizdeki dinciler ise buna izin vermemenin laikliği çiğnemek olduğunu iddia ediyor.
Cumhurbaşkanı'nın değişmesi, bu gerçeği Türkiye'de de değiştirmeyecektir.
Değişim, bilimin, hukukun ve çağın Fazilet'e yüklediği bir mecburiyettir!
Bir dostumun dün ifade ettiği bu endişenin haklı çıkmamasını diliyorum.
Polisçe aranan bir kişinin kullandığı BMW ile Ankara'ya giderken kazaya uğrayan İstanbul DGM Başsavcısı Oktar Çakır açığa alındı ve soruşturma sürüyor.
Çakır, bu karara bir anlam veremiyormuş..
Eskiler "Arkadaşını söyle bana, kim olduğunu söyleyeyim sana" demişler.
Tek başına bu beraberlik bile Çakır'ın DGM Başsavcılığı yapmaması, hatta herhangi bir yargı görevinde bulunmaması için yeterli kanaati oluşturmuyor mu?
Devlet terbiyesi, Çakır'a toplumdan özür dileyerek istifa edip kamu görevinden ayrılmasını emretmiyor mu? Emrediyor..
Hatta aynı erdemi, Çakır'ı bu göreve atayan kuruldan da beklemek hakkımız.
Oktar Çakır'ın şüpheli ilişkilerini tespit eden İçişleri Bakanlığı, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nu uyarmış, atama bu açık uyarıya rağmen yapılmıştır.
Bu atamayı gerçekleştiren oyların sahipleri o kurulda oturdukça yargının adaletine güven duyması kimseden beklenemez!