kapat

08.05.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
microbanner
Sabah Künye
Atayatirim
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
CAN DÜNDAR(cdundar@sabah.com.tr )


Sezer neyi savunuyor?

Ahmet Necdet Sezer hakkında fikir sahibi olabilmek için elimizde sadece 3 konuşma metni var.

Biri, -itinayla hazırlandığı belli olan- son teşekkür konuşması...

Diğerleri ise 2 yıl üst üste Anayasa Mahkemesi'nin yıldönümü törenlerinde yaptığı konuşmalar...

Bu konuşmaları dikkatle inceledim:

1999'daki konuşmanın ana fikri "düşünce ve ifade özgürlüğü"...

Bu yılınki ise "hukuk devleti ve yargı denetimi"...

Her ikisi de devlet katında duymaya alışkın olmadığımız netlikte, radikal görüşler içeriyor. Birlikte okunduğunda akademik bir tartışma metni gibi görünüyor. Ancak içeriği, tam bir "özgürlük manifestosu" niteliğinde...

Sezer, her iki konuşmasında da 1961 Anayasası'yla getirilen hak ve özgürlüklerin 1982 Anayasası'yla nasıl sınırlandırıldığını ve böylece "TC'nin hukuk devleti niteliğinden nasıl uzaklaştığını" izah ediyor. Evrensel standarda ulaşabilmek için neler yapılması gerektiğini, gerekçeleriyle açıklıyor.

Uzun teorik açıklamalardan çıkan "öz" şu:
"Çağdaş demokrasilerde yerleşik değerlere ters düşünceler de özgürce açıklanıp tartışılabilmektedir. Kamuoyunun temeli de budur. O yüzden eyleme yönelmemiş ifadeler suç sayılmamalı, olağanüstü hal altında bile olunsa herkese ifade ve hak arama özgürlüğü açık tutulmalı. Anayasa ve yasalar gözden geçirilerek evrensel standartlar yakalanmalıdır. Aksi halde demokrasiden söz edilemez."

***

"Genel doğrular" gibi görünen bu teşhisler, somuta indirgenince "Sezer'in radikalizmi" ortaya çıkıyor. Önerileri yaşama geçirilirse neler olabileceğini yazarsak ne demek istediğimiz daha iyi anlaşılır sanırım:

Örneğin, Sezer'in "hukuk devletine aykırı" saydığı geçici 15. maddenin kaldırılması sadece 12 Eylül'ü yapan komutanlara değil, YÖK'ten, DGM'lere, TRT'den, Ceza Kanunu'na, Siyasi Partiler Kanunu'ndan, Sendikalar Kanunu'na kadar bütün 12 Eylül yasalarına da yargı yolunu açacaktır.

Kürtçe üzerindeki tüm sınırlamalar kaldırılacaktır. Cumhurbaşkanı'nın tek başına yapacağı işlemlerle, Yüksek Askeri Şura (YAŞ) kararları aleyhine dava açılabilecektir.

Adalet Bakanı ve müsteşarı, hakim ve savcıların atama işlemlerini yapan kurulun başından çekilmek zorunda kalacaktır.

Cumhurbaşkanı, Anayasa Mahkemesi üyelerini ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nı seçemeyecektir. Olağanüstü hal ve savaş hali bahane edilerek özgürlükler askıya alındığında itiraz şansı doğacaktır.

***

Bunlar, son derece hayati konular...
Özellikle MGK dönemi yasaları ve YAŞ kararları (İrticai faaliyet gerekçesiyle ordudan uzaklaştırılan subaylar vs), askerlerin hassas olduğu konuların başında geliyor. Şimdi bu konularda "hak arama özgürlüğü"nü savunan birinin Çankaya'ya yerleşmesinin, seçim öncesi Cumhurbaşkanlığı konusuyla "yakından ilgili" olduğunu en üst düzeyde açıklayan Silahlı Kuvvetler'de bir rahatsızlık yaratabileceği tahmin ediliyor.

Komutanların Sezer'in aday gösterildiği gün düzenlenen Anayasa Mahkemesi kokteyline katılmamaları, bu rahatsızlığın bir işareti sayılıyor.

Sezer'in dil yasağına ilişkin görüşlerine Abdullah Öcalan'ın savunmasında atıf yapılmasının ya da anayasa değişikliği önerilerinin Fazilet Partisi'nce aynen paylaşılmasının bu rahatsızlığı pekiştirdiği düşünülüyor.

***

Ancak bir noktada yanılmamak lazım: Sezer'in savunduğu görüşler, "çağdaş demokrasinin ve evrensel hukuk standartlarının gerekleri"...

Genel doğruların sizce yanlış olduğunu düşündüğünüz insanlarca da benimsenmesi o fikirleri yanlış yapmaz. Olsa olsa o fikirlerin artık her kesimce paylaşılan bir ortak payda haline geldiğini gösterir.

Kaldı ki, Türkiye, altına imza attığı uluslararası sözleşmelerle de bu standartlara uymaya söz vermiş durumda... O yüzden Sezer'in seçimi, Türkiye'nin bu sözü tutacağının da önemli bir göstergesi sayılabilir.

Sezer, kısa teşekkür konuşmasıyla, Cumhurbaşkanı olmadan önceki görüşlerinin arkasında duracağını gösterdi.

2000 yılında hukuk devletini, insan haklarını ve düşünce özgürlüğünü koşulsuz savunan birinin Köşk'e çıkması Türkiye demokrasisi açısından büyük kazanımdır.

Kim bilir kaç kuşaktır özlemini çektiğimiz "hukuk devleti" mücadelesinin bayrağı bundan böyle Çankaya semalarında dalgalanacak.

Dileyelim, onun rüzgarıyla insanlığın evrensel standartları, dalga dalga devletin her kademesine yayılsın ve Türkiye, uygarlık ailesinin fotoğrafında hep özlediğimiz yeri alsın.

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır