


Gün doğarken...
Faili meçhul cinayetler, rejimin "lekesidir... Gölgesidir... Defosudur." Sistemi, bir "güve gibi" kemirir... Cinayeti "terörist" işler... Fatura "devlete" kesilir.
Son yıllarda hep "böyle" olmadı mı?
PKK ya da Hizbullah "cana kıydı."
Fail meçhul kaldığı için...
"Devlet adam öldürüyor" havası pompalandı.
Uğur Mumcu olayının "aydınlatılması" bu bakımdan bir "devrim."
***
Güneydoğu'ya her gidişte "yöneticilerden" bilgi alırız.
Geçen hafta yine aldık.
Bize anlatıldı ki...
PKK'nın da arkasında "İran" var, Hizbullah'ın da arkasında yine "İran."
İran "emme basma tulumba" gibi.
Parayı bazan Hizbullah'a pompalıyor...
Bazan PKK'ya.
"Sistem" öyle çalışıyor ki...
"Sade vatandaş" cinayetlerden dolayı "kendi devletinden" şüphe eder hale geliyor.
***
Yani İran "terör ihracında" da başarılı.
"Bu işleri Türk devleti yapıyor" propagandası ile "içimize fitne sokmakta da" başarılı.
Öyleyse...
Gelinen bu noktada, devlet olarak, yeni bir "tehdit değerlendirmesi" yapmamız gerekmiyor mu?
***
Barışın, huzurun, güvenliğin "kurumlaşması" için...
"İki husus" çok önemli:
Bir... "Yapanın" yakalanması.
İki... "Cezalandırılması."
Biz uzun süredir, bu iki konuda da "açık" verdik.
Ne yakalayabildik... Ne de cezalandırabildik.
Ama sanki "yeni bir dönem" başlıyor gibi.
***
"Yeni dönem" başlarken...
"Önemli saydığımız" iki sorunun altını çizmek istiyoruz.
Birincisi...
Geçen Hafta Diyarbakır'da... Önceki gün Ankara'da, Adana'da, Mersin'de "polislerle" konuştuk.
Bize "maaş bordrolarını" gösterdiler.
"Üniversite mezunu, üç çocuk sahibi, 33 yıllık polisin" maaşı 280 milyon lira.
Yine Mersin'de, bir polis dedi ki:
- Ayda ne kadar "kira yardımı" alıyoruz, biliyor musunuz?
- Hayır.
- İki yüz bin lira.
Günümüzde iki yüz bini "dilenci beğenmiyor."
Levent Kırca'yı TV'de izlediniz mi?
Dilenciye "beş yüz bin" veriyor.
Bir "dayak yemediği" kalıyor.
Son zamanlarda "mucizeler yaratan polisi" bu duruma düşürmeye hakkımız yok.
***
Altını çizeceğimiz diğer soruna gelince...
Bir süredir, bazı kentlerimizde, "Diyarbakırspor maçlarında" bazı kendini bilmez seyirciler tempo tutuyorlar:
- Kahrolsun PKK...
Türkiye "PKK'dan çok çekti."
"Şehit vermeyen" kentimiz yok.
Ama bütün Diyarbakır'ı... Diyarbakırspor'u... On bir futbolcuyu... Antrenörü... Masörü... "PKK'lı ilan etmeye" hiç hakkımız yok.
"Yazılı kurala göre" hakem, sahaya yabancı cisim... Patlayıcı madde falan atıldığında maçı durdurur.
"Anons" yaptırır.
Seyirciye "uyarıda" bulunur.
Sahaya "bu tür maddeler" atılmaya devam edilirse...
"Maçı oynatmaz."
"Bir kenti... Bir takımı" toptan suçlamak, sadece sahaya değil, barışa... Huzura atılan bir "saatli bomba" değil mi?
Hakemler buna "daha fazla seyirci kalmamalı."
***
Yine "başa" dönelim...
Faili meçhul Mumcu olayını "aydınlatan" güvenlik güçlerimize...
Tantan'a... Ve arkadaşlarına...
"Türkiye sizinle gurur duyuyor."
***
Pazar, saat 16.00...
Sadettin Tantan'la konuşuyoruz.
"Üç şey" söylüyor:
* Mumcu olayı ve diğer faili meçhuller için gizli ve sistemli çalışıyoruz.
* İçinden çıktığım polis camiasının maaş durumunun düzelmesi için uğraşıyorum.
* Valileri... Emniyet Müdürlerini uyardım... Artık "Diyarbakırspor aleyhine" kimse bağıramayacak.
Teşekkürler Tantan.