


Avrupa Şurası...
Başbakan'dan aldıkları ilham belki küçüktü. Ama, Avrupa Birliği Din Şurası'nda Gouguin'in o ünlü tablosunun adı beş gün boyunca tartışıldı.
- Nereden geldik, ne yapıyoruz, nereye gidiyoruz?
Bilim, bir posta puluna 10 bin ciltlik bir kütüphaneyi sığdırabilecek güce ulaşmıştı.
Ama insanlığın aradığı bu üç sorunun yanıtını tam olarak bulamıyordu. Bu boşluğu akılcı düşünceyi aşan yönelimiyle dinler doldurmaya çalışıyor.
Dinler insana bilinmezlerin yanıtını veriyor. Ortak bir şemsiyenin altında, ortak bir heyecan ve sevgiyle, huzurla yaşamanın olanaklarını hazırlıyor.
***
Avrupa Birliği Şurası'nda dört gün boyunca imamlarla papazlar, müftülerle rahipler yan yana oturdular, konuştular, sohbet ettiler.
Gündüzün müzakere yorgunluğunu, akşamları katedral korolarının söylediği aryalarla, neyzenlerin semazenlerin tasavuf ve zikir müziğiyle çıkardılar.
Sevgi, uyum, bütünleşme, karşılıklı anlayış, birbirini iyi tanıma anahtar sözcükler oldu.
Siyasetten diplomasiye, vaizlerin diksiyonlarından, anayasal özgürlüklere kadar değinilmeyen konu kalmadı.
Sonunda dört ana konuda 65 maddelik bir ortak bir Şura Belgesi kabul edildi.
Din, belki de Avrupa Birliği ailesine uyumda en zorlanılacak konu.
AB sürecinde kurumlararası uyumun en geç ve en güç gerçekleşeceği düşünülen alan din ve diyanet konusu. Ama bütün dinlerin özü olan sevginin, hoşgörünün öne çıkarılmasıyla uyum kendiliğinden oluşabiliyor. Çünkü taraflar çok iyi biliyorlar ki, birbirlerinin inancını fikir tartışmasıyla, müzakere gücüyle değiştirme olanağı yok.
İki taraf da birbirini olduğu gibi kabul etmek, ama birbirine de çok saygılı ve özenli davranmak zorunda.
***
Din, duygu ve inanç dünyasının konusu.
İslamiyet için doğru olan, her din gibi Hıristiyanlık için de geçerli.
Din duygusu kiminde sevgiden alıyor gücünü, kiminde korkudan.
Din duygusu korkuyla beslenenler, genellikle bencil kişilerle uyumsuz ve huzursuz toplumlar olup çıkıyor.
Din duygusu gücünü sevgiden alanlar ise bencillikten uzak olabiliyorlar.
Rahiplerle imamların müftü efendilerin kürsüden söyledikleri hep aynı kapıya çıktı.
Dinin (elbette İslam'ın ya da Hıristiyanlığın) doğru anlaşılması Avrupa Birliği'ne üye olma sürecinde ayrıştırıcı olmaktan ziyade bütünleştirici bir işlev üstlenecektir.
Dinler tarafların karşılıklı olumsuz ve önyargılı tavırlardan uzaklaşmasına yardımcı olacaktır.
Bu süreçte tarihi ve kültürel farklılıkların da bir zenginlik olduğu kabul edilmelidir.
***
Görüldü ki, Peygamberlerin ve Kutsal kitapların öngördüğü ilkelere sıkı sıkıya sarılınması halinde, dinsel farklılık Türkiye'nin Avrupa ailesine katılmasında en büyük engellerden, zorluklardan biri değil.
İnançlara karşılıklı olarak saygı ve özenin sağlanması halinde en kolay uyumun inananlar arasında gerçekleşebileceği ortaya çıktı.
İnançlara karşılıklı saygı söz konusu olunca, ister istemez gündeme laiklik geliyor.
Cumhuriyet döneminde Türkiye, İslam'ın laiklikle, çağdaşlıkla demokratlıkla bağdaşabileceğini kanıtladığı dile getirildi.
Kimsenin inancına, ibadetine, mezhebine (hatta tarikatına bile) karışılmadığı belirtildi.
Bazı çevrelerin, laiklikle İslamiyet bağdaşmaz demeleri aslında Türkiye'yi uygarlıktan koparmak için.
Bu apaçık görülüyor.
İnançlara saygılı laiklik, hem ülkedeki rejimin güvencesi, hem de uygar dünyaya uyum sağlamanın...
Dört günlük süren AB Şurası'nın özü ve özeti bu.