Sofra Restoran'da -Londra'daki ünlü "Özer"in İstanbul'daki kardeşi, meraklısına tel: (0212) 297 21 78- yemekte bizim masaya (arkadaşımın arkadaşı) bir Fransız oturdu.
Adam mezelerden tattıkça "Aman Tanrım" ("Mon Dieu") diyor başka bir şey demiyor. Ne içelim konusunda Türkçe yapılan konuşmada, "Madem masada bir Fransız var, bari şarap içelim" denildi.
Fransız da -yarım ağız- "Olur tabi" dedi.
Ben de açıkçası içimden geçirdim:
- Şimdi bu Fransızlar iyidir hoştur ama ya "İnsan hakları" diye başlarlar veya "Dünyada her şeyin en iyisi Fransa'dadır" muhabbeti koyar, başağrısı yaparlar.
Gerçi adamcağızın daha pek günahı yok, yemeklere dalmış sesi çıkmıyor...
"Fransız Bey kim" diye soracak oldum, "Sancerre ve Pouilly Fume şarapları sahibi Pascal Jolivet" dediler. ("Paraya kıyıp da bu adamın sahibi olduğu şaraplardan içtim mi acaba" diyenler www.pascal-jovilet.com adresine göz atabilirler.)
"Mösyö"ye bir kez daha baktım, patlıcan tabağını kendine çekmekle meşgul...
Benim aklıma "akşamı kurtarmak" geliyor:
- Dünyaca meşhur Fransız şarap üreticisine şarap değil de rakı ısmarlasaydık, hem kendi alanımızda top çevirecektik, hem de şarap geldiğinde iki saat muhtemel bir "Şarap dediğin böyle olmaz, şöyle olur" konferansı dinleme olasılığını sıfıra indirirdik!
Lakin garson şarapla geldi, "Haydi sen bu işten anlarsın" nidasıyla adamın önüne bir şişe Kalecik Karası konuldu, tatsın diye bardak uzatıldı.
Kokladığı anda adamın yüzündeki ifadeyi anlatamam, kokladı bir daha kokladı, tattı ve bizlere döndü...
"Hepinizden çok özür diliyorum" dedi ve şöyle devam etti:
- Hiçbirinizin kalbini kırmak, gururunu incitmek istemem. Ama itiraf etmeliyim ki, "Türk şarabı içelim" dediğinizde, ben asla bir Türk şarabının bu kadar iyi olabileceğine ihtimal vermemiştim. Böyle düşünmüş olabildiğim için affımı rica ediyor ve dünya çapında gerçekten büyük bu şarap vesilesiyle kadehimi şerefinize kaldırıyorum.
Hepimizin gözleri güldü, milli takım olduk!
İçimden yine dedim:
- Fransız'ın iyisi de çok keyifli oluyor!
Bu yazıyı okumadan uçağa binmeyin!
Uçaklarda ve apronda cep telefonu açmayın! Şu anda sizleri duyuyorum: "Yine mi bu konu! Kaç kere yazıldı, biliyoruz kardeşim! Sağol Murat, konu sıkıntısı çekiyorsan daha ilginç şeyler araştırabilirsin!"
Peki ama bu yazıyı yazıyorsam demek ki okumanızı istediğim bir şey var...
İşe kendimden başlayayım, uçakta asla cep telefonu açmadım ama uçaktan inince otobüsle terminal binasına gidene kadar geçen sürede cep telefonuyla konuştuğum -nadiren de olsa- oldu.
Çünkü ruhumun derinliklerinde "Uçakta tamam da, buradan da uçağı etkileyecek hali yok ya" diye düşündüm.
Büyük olasılıkla siz de havaalanı otobüsünde cebi açmanın uçakları fazla etkilemediği hissiyle otobüste "yes" bastınız ve "Tık tık tık" sesi geldi. Size desem ki, o anda bir pilotun önündeki bilgisayar tablosu elektrikleri kesilmiş gibi kararabiliyor! Panik olursunuz değil mi?
Ben gözlerimle gördüm, kaptan, kokpite çağırdı gösterdi. Cep telefonu sinyali alan bilgisayar kendini "reset"liyor, bir süre sonra açılıyor ama ekrandaki görüntü -bütün uçuş bilgileri ve elektronik pusula- yok oluyor.
THY'den de ricam, madem iş bu kadar ciddi ve bizler ciddiye almıyoruz, apron çıkışlarına büyük levhalar koysunlar "Otobüse binmeden cep telefonunu kapatın ve terminal içine girene kadar açmayın" diye.
İki gerçek var:
- Uçakta uçuş sırasında cep telefonu açmak bir tür intihar artı toplu katliam!
- Otobüste açınca, pilotlar bilgisayar kendine gelsin diye bekliyor çoğu rötar bundan oluyor!
Benden yazması, THY'den tedbir alması, hepimizden uygulaması ve birbirimizi uyarması!