


35 Yaş'ın evinde..
Diyarbakırlı iki gönüllü klavuzumuz bizi önce Ulu Cami'ye götürdüler. Kara taştan yapılmış kale gibi bir bina.. Bu kalın taşlar, yazın 50 dereceyi geçen sıcağı içeri bırakmıyor.. Daha sonra sözünü edeceğim Ercan teğmen "Ben 74 dereceyi kendi gözümle okudum" dedi.. Diyarbakır'da en basitinden, en lüksüne klima varmış her evde.. Ama yetmiyor.. Kent dışındaki yeni yerleşim yerlerine taşınan aileler, sur içindeki eski taş evlerini bırakmıyor, yaz gelince buraya taşınıyorlarmış..
Caminin içine girdik ki, gerçekten serin.. Kenarlara uzanmış uyuyan Diyarbakırlılar var, öğle sıcağında..
Ulucami tarihin en eski kiliselerinden aslında.. 639'da camiye çevrilmiş. Ortada bir avlu, üç yanı üç ayrı cami.. Biri Hanefi, biri Şafi, biri Hambeli tarikatının.. Ayni avluda üç tarikat camisi, tekmiş..
Caminin yan kapısından bir dar sokağa çıkıp, az yürüdük.. Bir müze..
Cahit Sıtkı Tarancı'nın doğduğu ev müze haline getirilmiş.. Tipik güney doğu evi.. Benim Kilis'te doğduğum ev de böyledi. Ortada avlu.. Yani havuş.. Dört yanı çepe çevre bina.. Ama her bir yan ayrı bir mevsimde kullanılıyor. Güneşin ve rüzgarın durumuna göre, sonbahar, kış, yaz ve ilkbahar yaşam yerleri ayrı.. Odalar o günlerdeki gibi döşenmiş, canlı gibi duran mankenlere, o günlerin kıfayetlerini giymişler.. Duvarlarda Tarancı ailesinin fotoğrafları.. Ozanın en ünlü şiirleri.. Ve tabii 35 yaş.. Hani Dante gibi ortasında oluyoruz ya, ömrün..
En sevdiğim şairlerdendi Tarancı.. Onun evinde olmak, onun doğduğu odayı, içinde uyuduğu beşiği görmek, onun havasını solumak nasıl duygulandırdı beni..
Ordan çıktık, Hasan Paşa Hanı'na..
1573'te yapılmış.. Şimdi bir çarşı.. Bir yanı boydan boya kilimci.. Oraya oturduk artık.. Bir yorgunluk çayı.. Teşekkür ve tekrar yola..
Kuyumcular Çarşısı.. Bizim Kapalı Çarşı gibi.. Vitrinler tıklım tıklım altın.. Diyarbakır işi diyorlar.. Nasıl ince bir altın işlemesi.. Ordan çıktık bir başka kapalı çarşı.. Halk arasındaki adı, Kaçakçılar Çarşısı.. Genelde giyim eşyaları satılıyor.. Özcan'la, Ertekin yöresel poşular aldılar.. Orhan eşine şallar seçti. Pot kırmamak için kaç tane aldığını yazmayalım..
Burada Seylan'dan gelmiş çaylar var.. İnce kağıda sarılacak tütünler var.. Her türlü baharat, kuru yemiş var..
Çıktık.. Ertekin artık "Taksi de taksi" diye ağlamaklı.. Allahtan otel görünüyor.. "Hadi az kaldı" dedik.. Dedik de yolumuzun üzerinde, Diyarbakırlıların çok iftihar ettikleri Galeria var.. Onun içine daldık.. Eski Anadolu'dan çıkıp, Küçük Amerika'ya girmiş gibi olarak.. Yüzlerce, binlerce seneyi, 100 adımda atlayarak..
Uçaktan da görmüştüm zaten.. Yeni Diyarbakır, pırıl pırıl bir kent, çok modern yapıları ile.. Galleria ile bizim otel arasında da iki M'li bir Migros.. Burger King ve LCW!.. Genelde gençler burda..
Biz caddeyi geçerken, Galatasaray otobüsü hava alanından geliyormuş.. Arkasında otobüsler, otomobiller, motosikletler.. Bin araçlık bir konvoyla, kornalar, davullar, zurnalar geliyorlar.. Otelin etrafı çepe çevre "Cim bom" diye bağıran gençlerle sarılmış.. Gene sarılarak, öpüşerek, yara yara attık kendimizi otele..
Bizim çocuklara "Bugün elimi sıkan, yüzümü öpen herkes bana oy verse, ilk seçimde açık ara Diyarbakır milletvekili olurum" dedim..
Bitmedi tabii.. Diyarbakır, üç günde biter mi?.. Salıya devam!..
Hakan & Utku'dan Tatil Keyfi..
En "Baba"Klip
Clinton kendine veda klibi çektirir de Demirel çektirmez mi? İşte plan plan Demirel'in hiçbir yerde yayınlanmayan veda klibi.
***
Klip kahvaltı masasında başlar. İştahla bir eli yağda bir eli balda kahvaltısını yapan Süleyman bey gayet keyiflidir. Kahvaltısını bitiren Süleyman bey aktif siyasete hazırlanmak için mekanik kıratında idman yapmaya giderken Nazmiye Hanım'ın çığlığı ile irkilir. Kahvaltı masasının altından akşam yemeğinden uyuya kalmış Yavuz Donat çıkar.
***
Demirel Niğde'nin Dübürpınar Köyü'nden gelen kuşkonmaz üreticilerinin sorunlarını dinledikten sonra onlarla "Uzunkırat" oynar. Atlama sırası Süleyman beye gelince köylüler "Eyvah gene sırtımıza binecek" diyerek kaçarlar ve oyun sona erer.
***
Benim memurum, Benim işçim, Benim köylüm ve Demirel köşkün kabul salonunda eşli pişti oynamaktadır. Ancak Süleyman bey bir türlü kiminle eş olacağına karar verememektedir. Sonunda tarafsızlığına zarar gelmemesi için eşli pişti oynamaktan vazgeçen Süleyman bey kaval çalmaya başlar. Benim memurum, Benim işçim, ve Benim köylüm üçlüsü de yıllardır dinlemekten bıkmadıkları aynı nameleri tekrar dinlemeye koyulurlar.
***
Demirel köşkün bahçesinde bir hamakta uzanmış dinlenmektedir. O sırada kadraja bir hırsız girerek Demirel'in fötr şapkasını çalmaya kalkar. Süleyman bey her zamanki tilki uykusundan bir anda uyanır ve hırsızı yakalar. Ceza olarak hırsıza aktif siyasete dönerse ilk 500 gün neler yapacağını anlatmaya başlar. 126'ncı güne gelmeden hırsız çığlıklar atarak kaçar.
***
Demirel büyük bir keyifle dart oynamaktadır. Dartın üstünde Mesut Yılmaz, Kamer Genç, Tansu Çiller gibi politikacıların resimleri vardır. Demirel boyuna onikiden vurmakta, dartın üstündeki politikacılardan "Ah, uh, biz ettik sen etme" gibi sesler gelmektedir.
Demirel daha da hırslanır. Korumasının silahını kapıp silahla ateş etmeye başlar.
***
Demirel elinde dürbün çevreyi incelemektedir. Dürbün kadrajından Çankaya Köşkünün önünde soyunan bir kadını (Gonca Uyanık) görürüz. O sırada yanına Nazmiye hanım gelir. "Ne yapıyorsun bey" diye sorar. Süleyman bey "Güniz Sokaktaki hazırlıklar ne alemde ona bakıyordum" diye eveleyip geveler.
***
Demirel televizyonun karşısında bir koltukta elinde zap aletiyle uyuklamaktadır. Rüyasında da Reha Muhtar'la sohbet etmektedir. Gördüğü kabus "Baba"yı kan ter içinde bırakmıştır. Demirel'in en sevdiği programcı Kurtul Altuğ girer. Muhtar'ı bir yumruk darbesiyle bayılttıktan sonra Demirel'e en sevdiği sorulardan sormaya başlar. Demirel'in yüzünde bir tebessüm oluşur. O sırada Nazmiye hanım dürterek yemeğe çağırır.
***
Süleyman bey bir kayıt stüdyosundadır. 16 Mayıs günü köşkten inerken "Gül döktüm yollarına" yerine Ajda'nın eski bir parçasının çalınması için kolları sıvamıştır. Şarkının Süleyman bey tarafından yazılan yeni sözleri ise şöyledir. "Güniz sokağa dönüyorum ama gözüm yukarda. Eskisi gibi gene Baba diyeceksiniz bana. Yalvarmak boşuna. Baba indi sahaya. Halep ordaysa arşın burada.. Aktif siyasete döneceğim, Anadolu'yu gezeceğim, görürsünüz size neler edeceğim.. İlk seçimde tek başıma hakkınızdan geleceğim hepinizin.."
hakanutku@hotmail.com
Hilton.. SA!..
Telefonda sıcak, samimi, keyifli bir ses.. Ankara Hilton Genel Müdürü Martin Voskamp imiş..
"Eleştileriniz için teşekkürler" dedi.. "Ama beni en memnun eden şeyi de yazdınız.. Personelin mükemmelliği.. Bir yanlış televizyonu düzeltmek beş dakika alır.. Ama bir yanlış personeli, bazan ömür boyu düzeltemez insan.."
Tuvalet meselesini de anlattı..
"Ben İzmir Hilton'da iken orada da sorarlardı, tuvaletler niye Türk usulü değil diye.. Ankara'da da ayni soru ile karşılaşınca, yeni yapılan Mersin Hilton'a telefon ettim.. Orda da Amerikan usulü imiş ve çok eleştiri alıyorlarmış.. Adana Hilton hazırlanıyor. Orayı aradım.. 'Biz Türk usulü yapıyoruz' dediler.. Demek hepsinin Türk usulü olması gerekiyor.."
"Hepsi hepsi minicik bir su borusu eklenecek" dedim..
Baconın ingiliz usulü yumuşak olanını da seven varmış..
"Beni ikna edemezsiniz" dedim.. "Ben Amerikan usulü çıtırı severim.."
"Ankara'ya gelirseniz, birlikte bir çay keyfine beklerim" dedi, gene ingiliz ingiliz.. Amerikalı kahveye bekler..
"My pleasure sir" dedim. "O keyif bana ait!.."
Şovmen!..
Nasuh Mahruki'yi şovmenlikle suçlayanların sayısı son zamanlarda hızla artıyordu.. "Şovu öylesine çalıyor ki, işi 'Akut demek ben demek'e kadar getirdi" diyorlardı.
Nasuhçular da, bu eleştirilere fena halde kızıyorlardı..
Mahruki, işi resmen şovmenliğe, cambazlığa dökmüş.. Baktım gazetelerde boy boy resimler.. Yeşilköy'deki bir gökdelenin düz duvarına tırmanmış, tabii örümcek adam gibi değil. En gelişmiş çelik sistemlere asılı olarak..
Onu izleyen binanın inşaat işçileri gülmüşler:
"Ne olmuş yani, biz hergün tırmanıyoruz.."
Siz hergün tırmanıyorsunuz da, üç otuz paraya.. Hem de daha emniyetsiz malzeme ile..
Adınız Nasuh olsaydı, hem malı götürür, hem reklam yapar, hem de kendi reklamınızı yaptırırdınız..
Kader utansın!..
Pazar Neşesi
Pazar Neşemiz Los Angeles'ten, Kazım'dan.. Keyifli bir akşamdan sonra, karı koca yatağa girmişler.. Adamın geceyi henüz bitirmeye niyeti yok..
Hafif hafif yanaşmış eşine.. "Tatlım" demiş.. "Tatlım.. Bu gece şöyle bir sevişelim, ister misin?.."
"Olmaz" demiş, karısı.. "Bu gece olmaz.."
"Emin misin" demiş kocası..
"Eminim" demiş kadın..
"Bu kesin kararın mı" diye ısrar etmiş adam..
"Kesin kararım" demiş karısı..
"O zaman" demiş, adam, "Bir arkadaşa telefon edebilir miyim?.."
SEVDİĞİM LAFLAR
'Tut ellerimi öylesine tut ki, sıcaklığını
hissedeyim'
(Teşekkürler Esen)
EĞER
..birisinin özel günlüğünü okuma şansınız olsaydı, kiminkini seçerdiniz?...sizi belirleyen karekteristiklerinizden bir
tanesini değiştirme şansınız
olsaydı, hangi huyunuzu değiştirirdiniz?.
..istediğiniz bir kişinin size bir ay köle olacağı söylenseydi, kimi seçerdiniz?.
BİZİM DUVAR
'Fındık cinsel gücü arttırmak suretiyle
nüfusu arttırıyor olabilir. Zehirlisi de
nüfusu azaltıyor.'
Hakan&Utku