kapat

07.05.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
microbanner
Sabah Künye
Atayatirim
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
GÜNGÖR MENGİ(gmengi@sabah.com.tr )


Neden Sezer?

Onuncu Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer bu görevi Millet Meclisi'nin kendisine verme nedenini şöyle anlamış:

"Bu yüce görevi, hukukun üstünlüğü ve egemenliğinin tüm boyutlarıyla gerçekleştirilmesi için tarafıma yüklenen bir sorumluluk olarak algılıyorum.."

Anahtar kavram şu:

Hukukun üstünlüğü ve egemenliği..

Siyaset, ulusal egemenliği şimdiye kadar hep hukuktan soyutlayarak savundu.

Oysa kuşa çevrilmiş böyle bir ulusal egemenlik anlayışı, diktatörler imal eden hokkabazlığın gerekçesidir.

"Anayasa'yı bir kere delmekle bir şey olmaz" ve "Devlet gerektiğinde rutinin dışına çıkar" sözleri, şikâyet ettiğimiz tüm belaları açıklıyor.

Bir yüksek yargıcı Çankaya'ya çıkaran kadere şükretmeliyiz.

Ulusal egemenliği sadece seçim sandığının verdiği sınırsız güç zanneden siyasetçilerin yarattığı Türkiye ortada:

Egemenlik, çetelerin, mafyanın, işkencecilerin eline geçmiştir.

Siyasetçinin, polis müdürünün, bir DGM başsavcısının mafya ile kirli ilişkilerini, trafik kazaları sayesinde öğreniyoruz.

Sezer, milletin de özlemi olan demokratik hukuk devletine kolay yürüyeceğini sanmasın. Türkiye'yi çürüten hukuksuzluğun türettiği karanlık güçler boş durmayacaktır.

Başkanı ve üyelerini Cumhurbaşkanı olarak kendisinin seçtiği ve araştırma alanlarını kendisinin belirlediği Devlet Denetleme Kurulu'nu etkin bir biçimde kullanmayı ihmal etmemelidir.

Özal ve Demirel, siyasi ilişkileri nedeniyle bu büyük denetim gücünü kullanamadılar. Kullansalardı meclis ve yargı da bundan etkilenir, çürüme bu boyutlara varmazdı.

Hiçbir siyasi ve ticari çevreye borcu olmayan bir Cumhurbaşkanı, muhtaç olduğumuz değişimin fırsatıdır.

Sezer dileriz bu umuda lâyık olur.

Af, belki bir şartla..

Cana ve mala yönelen suçların tırmandığı bir ülkede af çıkararak suçluları sokağa salmanın mazereti olamaz.

Hele hele "Cezaevleri ağzına kadar doldu" bahanesi, ancak halkın lanetinden korkmayan bir ilkelliğe yakışabilir.

Büyük toplumsal etkileri olan siyasi ve ekonomik kararların haklı bir nedene dayanması gerekir. Mesela paradan sıfır atılacaksa, enflasyonun durdurulması şarttır.

Aynı onun gibi, cezaevleri bir afla boşaltılacaksa ülkede can ve mal güvenliğini garanti edecek bir ceza sistemi reformunun gerçekleşmesi asgari şart olmalı.

Öyle bir reform ki, uygulama başladıktan sonra insanlar, adam bile öldürseler 9-10 yılda çıkamayacaklarını bilsinler, tersine hapiste çürüyeceklerine emin olsunlar..

Türk Ceza Kanunu'nu bu anlayışla değiştiren çalışma tamamlandı.

Ama ne zaman yasalaşacağı belli değil.

Af çıkarmaya angaje olan iktidar, toplumsal muhalefete rağmen belli ki vazgeçmeyecek.

Hiç değilse affın kapsamını daraltsınlar ve..

Yürürlük tarihini de yeni Türk Ceza Kanunu'nun yürürlük tarihi ile birleştirsinler.

Aksi halde yapılan, suçluları salıp masum insanları cezalandırmak olacak!

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır