YUMUK gözleri ilk açmaya başladıkları ve minik elleriyle annelerini tanımaya çalıştıklarında bütün bebekler eşitti... Ve Zeynep de onlardan biriydi... Yıllar yılları kovaladı... İstanbul'da büyüdü... Nüfus kağıdında babası Türker İnanoğlu, annesi Gülşen Bubikoğlu yazılıydı.
Ama Zeynep'in hayalleri ve umutları nüfus kağıdına sığmıyordu...
Liseyi bitirdikten sonra Amerika'ya gitti.. Ama lise mezuniyetindeki başarısı ile Amerika'nın ünlü Harvard Üniversitesi'nde okumaya hak kazanmıştı... Harvard'da Elektronik Komputer Sistemleri mühendisliğinde okumaya başladı... Başarıyla bitirdi. Ama Zeynep'e yetmiyordu... Çünkü başarının tabiatında "sınır" yoktu...
Üzerine Sosyal Politika bölümünü okudu, oradan da yüksek derece ile mezun oldu...
Okul yılları hem ders çalışarak hem de sosyal çevreyi zinde ve canlı tutarak geçti...
Zeynep kavramıştı ki, Amerikan sisteminde akademik başarı tek başına yeterli değildi... Sosyal başarı ile taçlanması gerekiyordu...
IQ'nun yanı sıra, EQ'nun da geliştirilmiş olması aranıyordu...
Zeynep mezun olduğunda, diploma derecesi ile iş dünyasının dikkatini çekmişti. Üst üste iş görüşmeleri yapmaya başladı. Kendisiyle tanışanlar, olağandışı bir genç kızla karşı karşıya olduklarını kısa sürede anlıyorlardı.
Şirketler bu kızı kapmak için birbiriyle yarışmaya başladılar... "Ne olur bizimle çalış", diyorlardı milyarlarca dolara hükmeden genel müdürler... Altın Kız'ın hemen şimdi değil ama birkaç yıl içinde, orijini çok güçlü bir İngiliz safkanı gibi madalyalar kazandıracağını kestirebiliyorlardı kendilerine...
Zeynep, bunlardan birine evet dedi... Micro Strategies Şirketi'nin araştırma geliştirme bölümünde çalışmaya başladı... Zeynep, uzun ve yorucu bir eğitim döneminin meyvelerini usul usul toplamaya başlarken, başarının ilk hazlarını da yudumlamaya başlamıştı ki...
Bir gün, Beyaz Saray imzalı bir davet aldı. Başkan Clinton ile Hillary kendisini "tanışmak" amacıyla "dünyanın en güçlü siyasi tapınağı"na çağırıyorlardı... Zeynep gibi yüksek başarı göstermiş bir grup genç ile birlikte... Genç kız, davet mektubunu sevinçle kalbine bastırdı. Başarısının, "sevgiyle" ödüllendirilmesi... Başkanla el sıkışmak!..
Aynı başkanla el sıkışmak için, Amerika'da trilyonları harcayacak yüzlerce işadamı bu fırsatı bulamazken... Zeynep, Beyaz Saray'ın merdivenlerini çıkarken, ilkokula başladığı günü anımsadı...
Henüz hiçbir şeyin belli olmadığı, eğitim öğrenim hayatının yeni başladığı o günü... Gözleri doldu, heyecanlandı, gurur duydu...
Clinton ile el sıkıştığında ise...
Başkanın sorusuna, "I am from Turkey" dediğinde ise...
Zeynep artık yalnızca Türker İnanoğlu-Gülşen Bubikoğlu'nun kızı değil... Türkiye'nin kızıydı!..
Duyduğu gurur, Başkan Clinton'ın kulaklarından yankılanıp, sessizce bütün Türkiye'ye yayılıyordu...
Dünyada başarının ödüllenmesi...
Ve o ödülleri alanlar arasında bizim evlatlarımızın da bulunması ne kadar onur verici bir duygu...
Zeynep!..
Bu yazıyı okuduğunda senden bahsedildi diye yine kızacaksın, alçakgönüllüğüne gölge düştü zannedeceksin ama korkma!..
Bu bilgileri senden gizli babandan almakla, senin tevazuna gölge düşürmemeye yeteri kadar özen gösterdiğimizi anlayacaksın...
Bunu, senin gibi evlatlarımıza örnek olsun diye yaptık...
Yürü bakalım Zeynep!..
Bunlar daha ilk basamaklar!..