Ahmet Necdet Sezer'in, orta halli memur ailesinden gelmekle...
Dürüstlüğün ve onurun sembolü olduğu savunuluyor.
Genel siyasi kirliliğe ve zenginliğin hoyratlığına bakılırsa bu düşünceler ilk bakışta doğru görünüyor...
Ama yoksulluğa dönüşmüş memuriyetin "yüceltilmesine..."
"Onur"un da ağır şartlara direnmeye bağlı zannedilmesine itirazım var...
Hakimlerimiz neredeyse "1000" dolar gelirle yaşıyorlar.
Ödün vermedikleri de doğru...
Sezer'i tenzih ederek söylüyorum...
Ama bu şartlar, onurun ön koşulu değildir.
Keşke hakimlerimiz her ay devletten açık çek alsalar da, ihtiyaçlarına göre kendileri doldursalardı...
"Onurlu" olan, o şartlarda da onurlu kalırdı.
Şimdiki şartlarda bazılarının onursuz olabildikleri gibi...
Ağır şartlara gösterdikleri dirençlerini "alkışlamakla" hakimlerimize iyilik mi yapıyoruz, kötülük mü, bilmiyorum.
Yoksa... Bu şartlarda bile, hemen, şimdi...
Maaşlarının 5 bin dolar seviyesinde getirilmesini mi savunmalıyız?
Ayrıca...
Varlıklı olmak, onursuz ve namussuz olmaya "karine" teşkil eder mi?..
Herhalde etmez!..
Kimini yoksulluk bozar...
Kimini para bozar...
Bazılarını da hiçbir şey bozmaz!..
Türkiye'de artık herkes için zenginliği savunmalı ve yollarını aramalıyız...
Orta halliliği yücelttikçe, korkarım ülkeyi yönetemeyenlerin ekmeğine yağ sürüyoruz...
İkinci Bahar ve atv
Bizim grubumuzun TV istasyonu diye söylemiyorum.
atv, bazı programları ile gerçekten rakiplerine fark atıyor...
Meselâ, İkinci Bahar...
Orhan Oğuz imzasını taşıyan bu eser...
Başta Şener Şen ve Türkan Şoray olmak üzere, öteki değerli oyuncuları ve çok sağlam senaryosu ile perşembe akşamları Türkiye'yi ekran başına mıhlıyor...
İkinci Bahar, olaylarının "sıradanlığı"na inat, inanılmaz duygu derinliği ile hepimizin yüreğine, dokularına kadar işliyor...
Bizleri, özlediğimiz hayatlara alıp götürüyor, kısacık bir süre için de olsa...
Böyle bir eser, bugün dünyanın neresinde sergilense izleyicinin baştacı olacaktır.
Çünkü "gerçek insanı" en sağlıklı ve en derin noktalarından kavrıyor, en özlediği açılara yaklaştırıyor...
Oyuncularını, Orhan Oğuz'u ve atv yönetimini, bütün Türkiye'yi, ruhlarımızda mis kokulu ve sıcacık bir ekmek lezzeti uyandıran böyle bir eserle buluşturdukları için tebrik etmek gerekiyor...
Hele bir çıksın diyeceksiniz ama biz şimdiden düşünmeye başlasak iyi olur:
Hakim Bey'in üç ismi var...
Ahmet Necdet Sezer...
Bundan sonra hergün binlerce kez yazılacak...
Açık yazmak zorunda kaldığımızda, üç ismi de mi yazacağız, yoksa birinden feragat edebilir miyiz?..
Hakim Bey açıklık getirir mi bilemem ama biz bir yol bulmalıyız...
(Çok hafif bir konu oldu değil mi?.. Olsun olsun, pazar günü hafiflik iyidir. Ciddi meselelerden içimize fenalık geldi!..)
Gezegenler
3 Mayıs'ta mı 4 Mayıs'ta mı belli değil, gezegenler aynı hizaya geliyormuş...
Parlak haber dergileri hazırlayan meslektaşlarımız bu olaya kafayı takmış, müthiş hadiseler meydana gelebileceğini anlatıp, okurları ürkütmeye çalışıyorlar...
Depremciler yetmiyordu bir de bunlar çıktı...
Niye birkaç dakika düşünüp, gerçeği göremiyorlar?..
Bu yıldızlar milyarlarca yıldır kimbilir kaç bin kez aynı hizaya geldi... Ve gelmeye devam edecek...
Bu basit bir evrensel olaydır...
Lakin bizim dergiciler, ne kadar aykırılık yaparlar, ne tuhaflık yaratırlarsa o kadar ilgi çekeceklerini sanıyorlar...