Ertuğrul Özkök (Hürriyet, 29 Nisan) Paris'te kavuniçi kıyafetli değnekçileri çok beğenmiş, "Şanzelize"de arabayı onlara teslim ediyormuşsunuz, en yakın park yerine götürüyorlarmış. İşiniz bitince de aynı yere gelip "Benim arabayı getirin" deyince getiriyorlarmış.
Özkök, "İşte müthiş bir iş sahası" diyor.
İnşallah olur da bizler de rahatlarız, çünkü şu anda İstanbul'da arabayı evin önüne bırakacak olsan -sokağı parsellemiş bir çete- kendi evinin önünde sana park parası kesiyor. İstersen verme! Araba boydan boya çiziliyor, "Abi bizi gör, arabayı koruyalım" diyorlar.
Bizimkiler işin kolayını bulmuş yani, arabayı sen istediğin yere park et, onlar parayı alıyor.
Özkök'ün anlattığı bizim "çetelerin" iş koluna dönüşmüş, legalize olmuş, "Başıma dert açacağına para vereyim" diye değil, hizmeti karşılığı para verdiğiniz bir sistem.
Yurtdışında örneği bulunan ve bizde olsa çok müşterisi olacağına inandığım bir de tuvalet uygulaması var...
Bütün büyük alışveriş merkezlerinde umumi tuvaletler var (zaten yönetmelik gereği), bunlar istedikleri kadar temiz olsunlar (çoğu zaman şüphe götürür ya...) gidince insanın gönlü açılmıyor, orası kesin.
Yurtdışında bu bedava tuvaletler yanı sıra, bir de parayla girdiğiniz özel tuvaletler var.
Amerika örneğinde bu tuvaletler inanılmaz şık...
Mermer benzeri duvarlar, içeride çiçekler, klasik müzik, özel havalandırma, özel kolonyalar, kokular...
Her yer pırıl pırıl, özel üniformalı insanlar sürekli pas pas yapıyor, berber çırağı gibi üzerinizi fırçalayan çocuklar var.
Temizlik ise ameliyat odası boyutlarında.
Bu tuvaletlere girmek için para vermek gerek, beş milyon Türk Lirası'na yakın bir para.
Ama orada çok kullanan oluyor.
Üstelik onların umumi tuvaletleri genelde bizimkilerden daha bakımlı, bence bizde de çok tercih eden olur.
Fazla bir yatırımı yok, lüks tuvalet işte, iki kişi baksa hep pırıl pırıl olacak.
Birisi başlatsa, örnek olsa, gerisi gelir sanki.
Mesela şu Carrefour'un oradaki Çarşı Mağazası ideal başlangıç noktası gibi!
Kendi ajanınızı yaratın
Evde çocuk var mı?
Güzel!
Şimdi bir internet adresi vereceğim, sizinki -en az- yarım saat boyunca "çıt" çıkartmadan karşısında kalacak...
Üstelik site de FBI sitesi!
Bu sitede, kötü adamların arasına karışacak ama kendini gizleyecek olan "özel ajan"ın kimliğini düzenliyorsunuz.
Ajanın resminin üzerine çeşitli sakal, bıyık, peruk, şapka giydiriyor, gerçek yüzünü değiştiriyorsunuz.
Hayli eğlenceli.
Adres: www.fbi.gov/kids/games/undercover.htm
Kitapta Fazıl Say, sanki bir şekilde kendi kendine konuşuyor -uçakta aklına gelenleri- sizinle paylaşıyor.
"Benim aklıma neler geliyor, adamın aklına meğer neler geliyor" diye bakacak olursanız çok enteresan.
Müzik kültürü açısından ufuk açıyor.
Ve belki de en çarpıcı taraflarından biri, Türkiye'de ne büyük değerler az biliniyor, onu anlıyorsunuz... Say, hocalarını da anlatmış.
Uçak notlarını uçakta okumak ayrı bir keyif, aklınızda olsun. Aslında nerede okursanız okuyun da, okumamazlık etmeyin.
Not: Fazıl Say hakkında "Konser sırasında telefonu çalan vatandaşı azarlayan, yurtdışında meşhur, kendi vatandaşına uzak Türk" diye bir önyargı var(dı). Olabilir, bazen insan çevresinde en sevdikleri tarafından bile yanlış anlaşılabiliyor, gerçek adamı ben tanıdım, o imajla alakası yok. Kitabını okursanız sadece müziğini değil, aklını da seveceksiniz.