Gazeteciliğin bütün diğer mesleklerden ayrı (ve yüksekçe) bir yere konmasına; özel ve ayrıcalıklı bir iş gibi algılanmasına, apayrı kuralları, meslek ilkeleri, kendine özgü bir ahlakı olduğuna inanılmasına; çok özel yetenekler gerektirdiğinin sanılmasına, hatta bu "farklılığın" "gazeteci olunmaz, doğulur" gibi özdeyişlerle beslenmesine karşı hep mesafeli durmuşumdur.
İtiraf edeyim ki, son günlerde alevlenen "Basındaki MİT ajanları" tartışmalarına yine aynı mesafeli bakışla baktığımda bazı noktaları anlamakta zorluk çekiyorum.
Birçok meslektaşımız ve basın meslek örgütü, gazetecilikle MİT ajanlığının asla bağdaşmayacağını, bu durumun mesleğin saygınlığını yaralayacağını, MİT ajanlarının deşifre edilip meslek dışı bırakılmasının "Temiz Basın" için şart olduğunu düşünüyor.
Bu uyuşmazlığın temelinde yatan gerekçeyi de şöyle açıklıyor: Gazeteci kamu görevi yapar, görevi halka gerçekleri aktarmak, gerçeğin ve sadece gerçeğin peşinde koşmaktır.
Bu gerekçe üzerinde biraz sakin bir biçimde düşündüğümde, aklıma hemen şu soru geliyor: İyi de kamu görevini yalnızca gazeteciler mi yapıyor? Parlamento üyeleri, siyasi parti mensupları, küçüğünden büyüğüne bütün bürokratlar, meslek odaları, vakıflar, dernekler, bütün sivil toplum kuruluşları... Bunların hepsi kamu görevi yapmıyor mu? Ve bütün bu kuruluşların mensupları MİT ajanı olduklarında ajan kimlikleriyle kamu görevlisi kimlikleri bir biçimde çatışmayacak mı? Diyelim bir parlamenterin seçmenlerine karşı sorumluluğuyla MİT'e karşı sorumluluğu çeliştiğinde nasıl davranacak? Bir siyasi parti yöneticisi, parti politikası belirlerken parti çıkarını mı MİT'in direktifini mi esas alacak? Ya da bir dernek üyesi derneğin menfaatiyle MİT'in menfaati çatıştığında hangi kimliğini ön planda tutacak?
Peki bu durumda çözüm nedir? Milli İstihbarat Teşkilatı basın içinden eleman kullanamayacak, parlamentodan kullanmayacak, asker-sivil bürokrasiden, barolardan, meslek odalarından, derneklerden eleman kullanamayacak da nereden kullanacak? İstihbarat toplamakla görevli bir teşkilat, istihbaratın kaynadığı bütün bu alanlardan uzak duracak da köylü Mehmet Ağa'yı, köşedeki bakkalı ya da ev kadınını mı ajan yapacak?
Demek ki sorunun aslı, istihbarat elemanının nerede konuşlandığından değil, yürütülen istihbarat faaliyetinin kendisinden kaynaklanıyor.
Eymür'ün açıklamaları üzerine MİT Müsteşarı'nın yaptığı açıklamayı hatırlayın; bizzat MİT'in kendisinin "hiçbir değerli basın mensubunu kullanmadıklarını ve kimilerinin bahsettiği gibi 'kirli ilişki' içinde olmadıklarını" söylemesi ilginç değil mi?
Bu nasıl bir teşkilattır ki, kurduğu ilişkiler "kirli ilişki" oluyor; bir mesleğe sızdığı anda o mesleğin saygınlığı yaralanıyor, yani girdiği her yeri kirletiyor ve o mesleği temizlemek için, MİT'ten arındırmak gerekiyor. Üstelik de bu teşkilatın adı, Milli İstihbarat Teşkilatı oluyor?
Ben başında "milli" sözcüğü taşıyan ve bu kadar olumsuz çağrışım yapan, bu kadar "kirli" hatta "lanetli" addedilen bir başka isim tamlaması hatırlamıyorum.