


Taş Plaktan Günümüze...
Yıllar önce Sadun Aksüt'ün TRT'de yayınlanan Taş Plaktan Günümüze programında, seviyeli sanatçıları misafir ettiği bir Türk müziği hatıra programı vardı. O programı musiki tarihimiz açısından çok yararlı bir arşiv belgesi olarak hatırlarım.
Şimdi "Alkışlarla Geçen Yıllar" isimli hatıratını okuyorum. Sadun Bey, Pandora'nın kutusunu açmış; perde gerisindeki çok şeyi gözlerimizin önüne seriyor.
***
Sadun Bey'in söz ettiği isimlerin büyük bölümünü tanıyorum. Anlattıklarının bazılarına tanık olmuş, bazılarını da güvenilir kaynaklardan duymuştum. Çünkü dönemin ünlü bestekarları ile değerli icracıları babamın arkadaşı veya müvekkiliydi.
Bu nedenle çoğunu Eminönü Nafia Han'da tanıdım. Zeki Arif Ataergin, Yesari Asım, Osman Nihat, Dürrü Turan, Dr. Necmettin Hakkı İzmirli, Mustafa Nafiz Irmak, Sadi Hoşses, Hüseyin Mayadağ, Zeki Duygulu tanıdığım değerli üstadlardı...
O dönemlerin usta sazları sahnelerde meslek icra ederken adeta bir mistik ahlakın derinlikleri idrak edilirdi. Hepsini huşu içinde dinlerdik.
Hakkı Derman, Şerif İçli, Şükrü Tunar, Selahattin Pınar, Ahmet Yatman, Kemani Nubar, Sadi Işılay, Emin Ongan, Necati Tokyay, Yorgo Baconos, Vecihe Daryal, İzzettin Ökte, Burhanettin Ökte, Klarnetçi Salih Orak, Santuri Hulusi Tüzüner, Kadri Şencalar, İsmail Şençalar, İsmail Tezelli dönemin usta sazendeleriydiler...
***
Dönemin kare ası dedikleri dört şöhretli ses vardı. Safiye Ayla, Müzeyyen Senar, Perihan Altındağ, Hamiyet Yüceses... Türkülerde, Zehra Bilir ve Hacer Buluş isimleri ünlenmişti.
Bu kare asın yakasına yapışmış terbiyeli rekabetin ustaları her zaman saygıyla karşılanırdı. Rikkat Uyanık, Akile Artun, Afife Ediboğlu, Semahat Özdenses, Mualla Gökçay, Mefharet Yıldırım, Radife Erten birer musiki abidesiydiler.
Onları Saime Sinan, Mualla Mukadder, Şükran Özer, Mediha Demirkıran, Feriha Tunceli izler ve doğrusunu isterseniz göz korkutucu şekilde zorlardı...
Hele bir Sabite Tur vardı ki, sesiyle de, bilgisiyle de başa çıkılamayan bir kasırgaydı... Osman Nihat'ın yeni bestelediği kürdilihicazkâr şarkıyla bütün Türkiye'yi sarsmıştı. "Ben bir yuvasız kuş gibi çamlarda gezerken/Çılgınca senin kahkahanın sesleri geldi..."
Bu şarkı yüzünden Bestekar Osman Nihat ile İstanbul Radyosu Müdürü Hasan Refik Bey çatışmış ve Osman Nihat şarkılarının yayınlanmasını yasaklamıştı. Hasan Refik Bey inadına şarkıyı her gün yayınlatınca, bir kuruşluk tazminat talebiyle mahkemelik olmuşlardı. (Duydum ki bu şarkı, 30 yıldır radyolarda ve televizyonlarda icra edilmiyormuş. TRT veya nostalji kasetleri ne işe yarıyor acaba?)
***
Erkek seslerinin başında Münir Nureddin gelirdi. Münir Bey, musikimizin doruğuydu; tartışılmaz bir seviye göstergesiydi. Dönemin şöhretli erkek sesleri arasında Necmi Rıza, Mustafa Çağlar, Mustafa Kovancı, Alaaddin Yavaşça, Rıza Rit, Ahmet Üstün, Arif Sami, Lütfü Güneri hemen hatırlanan isimlerdi. Bir de unutulmayan şarkısıyla Abdullah Yüce vardı: "Bu ne sevgi ah, bu ne ıstırap..."
Ve elbette ki unutulmayan nitelikleriyle Zeki Müren...
Sonra yavaş yavaş güzelliklerin sesle birlikte tercih edildiği döneme yaklaştık...
Çocuk yaşında dekolte fotoğraflı afişlerle Puro Sabunları'nın reklamını yapan Gönül Yazar, İstanbul delikanlılarının rüyalarındaki en aşina çehre olmuştu.
Sonra Demokrat Parti'nin popülist politikasıyla gündeme gelen toplu sünnet düğünleri ve Türk müziği programları başladı. Yenikapı Çakır, Çiftesaraylar, Küçükçiftlik Gazinosu, Taksim Kristal Gazinosu en ünlü olanlarıydılar...
Delikanlılık günlerime dönüp bakıyorum; geride ne büyük bir zevk ve kültür derinliği bıraktığımızın acısını hissediyorum.
***
Bir hatırlatma:
Sadun Bey'in, Sabite Tur ile yaptığı söyleşide Sabite Hanım'ın, kürdülihicazkâr ve suznâk makamlarında iki bestesi olduğu ortaya çıkmıştı. Sadun Bey bunları Türk müzikseverlerine dinleteceğini vaat etmişti.
Aradan neredeyse 15 yıl geçti; hâlâ bekliyoruz...