kapat

30.04.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
microbanner
Sabah Künye
Atayatirim
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
CENGİZ ÇANDAR(ccandar@sabah.com.tr )


İki denklem...

Ahmet Necdet Sezer'in, TBMM'de temsil edilen 5 siyasi parti liderinin tümünün mutabakatı ve ortak önergesine rağmen, ilk turda Cumhurbaşkanı seçilememesi neyi gösteriyor? Cumhurbaşkanı seçim sürecinde "liderler sultası"nın esaslı bir erozyona uğramış olmasını. Parti liderlerinin hiçbiri, evet hiçbiri bundan bir ay öncesinin gücünde artık bulunmuyorlar.

Öyle görülüyor ki, Sezer'in, yarınki ikinci tur oylamasında yine gerekli 367 oyu elde edip seçilememesi de sürpriz sayılmayacak. Tüm adayların oy toplamının Sezer'in elde ettiği 281 oyun altında kalması dahi, adayların büyük çoğunluğunun çekilmesini sağlayacak gibi değil. Adaylar liderlerini takmıyorlar. Doğru yapıyorlar. Anayasal haklarını kullanıyorlar.

Elbette ki, tek sebep bu değil. Günler önce de belirttik: Süleyman Demirel'in süresinin uzamaması, kendisini bu amaca angaje eden, başta Başbakan, hükümetin ağırlığını ve gücünü bir hayli azaltmıştır; bundan böyle, ortada bir Cumhurbaşkanlığı seçimi olmayacak (çünkü Cumhurbaşkanı nasılsa seçilecektir), ama giderek belirginleşen bir biçimde, bir "hükümet sorunu" söz konusu olacaktır.

Nitekim, birinci tur oylama, bir yanıyla, aslında partilerin birbirlerine karşı manevralarına ve karşılıklı "testleri"ne konu olduğu için, ortaya bilinen fotoğraf çıkmıştır. Bu manevralar ve "testler"in yarın da devam edeceğini ilişkin işaretler var.

Şimdiden klâsik polemikler ve birbirini suçlamalar başlamış durumda. İktidar partileri ve bunların uzun süredir borazancıbaşılığını yapan köşe yazarları, ilk turda 367 oy bulunmamasından ötürü muhalefet partilerini eleştiriyorlar. 3, 2'yi suçlama eğiliminde.

Aynı şekilde, muhalefet partilerinin eğilimi ise "Sen kendine bak" şeklinde özetlenebilecek bir durumda. Muhalefet, tıpkı, Demirel'e ilişkin oylamada olduğu gibi, iktidar partilerinin "fire" verdiği, koalisyon ortaklarının parti gruplarına hükmedemedikleri iddiasını gündeme getiriyor.

Bu tartışma baştan aşağı yanlış ve anlamsız. Çünkü, parti liderlerinin milletvekillerine hükmetmesi esasından hareket ediyor. Oysa, mesele tam da bu. Parti liderlerinin, Cumhurbaşkanlığı oylamasında milletvekillerine hükmetme hakkı yok. Böyle bir durum hukuk dışılığı ifade eder. Esasen, milletvekillerinin bir bölümü de, bu nedenle, liderlerine kulak asmıyorlar. Bu yüzden, doğru yapıyorlar, hukuk” davranmış oluyorlar.

Bir yönüyle ise, bu yanlış ve anlamsız tartışma, gayet anlamlı bir sonuca işaret ediyor: Parti liderlerinin gücü budanmıştır...

Ancak, bütün bunlar, gelinen noktada Anayasa Mahkemesi Başkanı Ahmet Necdet Sezer'in Cumhurbaşkanlığına seçilmesi gereğini ortadan kaldırmıyor. Sezer, şayet yarın seçilmezse, cuma günü seçilir. O gün de seçilmezse, son tur oylamada mutlaka seçilir. Sebebi basit: Eğer, son tur oylamada dahi 276 oy elde edecek aday çıkmazsa, TBMM otomatik olarak feshedilmiş sayılacak ve Türkiye, yeni seçimlere gidecek.

O noktada, TBMM'nin duracağı ve bu yola işleri sokmayacağı bellidir. Zaten, Sezer'in ilk turda aldığı 281 oy, üçüncü ve olmazsa, son turlar için yeterli...

Ahmet Necdet Sezer'in seçilmesinin gerekliliği ise, bunların ötesinde. Anayasa Mahkemesi Başkanı, "Cumhurbaşkanı adayı" olarak gücünü kendisini aday gösterenlerden ziyade, "dışarı"dan yani kamuoyundan ve dış dinamiklerden alıyor. Toplumun önemli bir bölümü, Ahmet Necdet Sezer ismini, parlamenter uzlaşma ile eş anlamlı tutup, kendisini Cumhurbaşkanı olarak görmeyi istiyor. Seçildiği takdirde, Türkiye'nin ilk "hukukçu" Cumhurbaşkanı olacak olan yüksek yargıcın, Türkiye'nin AB üyeliği sürecinde en önemli handikapı olan "hukuk devleti olma eksikliği" göz önüne alındığında, başlıbaşına "simgesel değer" taşıdığı ve dış dünyanın bu "tercih"e olumlu baktığı bellidir. Bu olumlu bakış, Türkiye'nin uluslararası konumunu bir hayli olumlu etkileyecektir.

Ayrıca, kim ne derse desin, Sezer'in adaylığının belkemiği "DSP-Fazilet belkemiği"ne dayanıyor. Bu, yeni bir denklemdir. "28 Şubat denklemi"nin sessiz sedasız, kendiliğinden "siyasi müfredat"tan çıkarılması demektir.

Sezer'in Cumhurbaşkanı seçilmesi için, başka sebebe ihtiyaç var mı?

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır