kapat

28.04.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
microbanner
Sabah Künye
Atayatirim
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
RUHAT MENGİ(rmengi@sabah.com.tr )


Paris'te İznik rüzgarları

Paris'in en güzel müzelerinden birinde, Jacquemart-Andre'de, Fransa'nın en ünlü modacılarından biriyle, Pierre Cardin'le sohbet ediyoruz. 87'lik Cardin, çalışmalarını sürdürdüğünü, aynı zamanda Cannes'daki atölyesinde seramik eserler ürettiğini anlatıyor 20 yaşındaki bir gencin coşkusuyla.

Fransız ve İtalyan Rönesans dönemine ait tabloların, eşyaların sergilendiği bu müzede Fransa'nın adını dünyaya duyuran bir modacıyla konuşuyor olmama rağmen bu kez kıskançlık hissetmediğimi farkederek kendi kendime gülümsüyorum.

Büyüleyecek kadar güzel
Yanıbaşımda seramik çalışmalarıyla dünya çapında başarı kazanmış Jale Yılmabaşar var. Türkiye'nin ilk kadın seramik profesörü.. Vitali Hakko var. Ürettiği eşarp ve kravatlarla Pierre Cardin gibi dünya çapında ün kazanmış bir işadamı. Biraz önce 14-18. yüzyılda yapılan en güzel İznik, Kütahya seramiklerini Fransız ve Türkler'den oluşan kalabalık bir davetli grubuyla birlikte izlemiş, hayranlık ifadelerini gözlerimle görmüşüm. Hayır, kıskançlık hissetmiyorum, aksine son derece gururluyum.

Jacquemart-Andre Fransız bir karı kocanın yaşamları boyunca topladıkları Rönesans dönemi eserlerin sergilendiği bir müze. Daha önce yaşadıkları malikaneyi isimlerini taşıyan bir müze olarak ülkelerine hediye etmişler.

Aynı şekilde, bir müzeyi kendi ülkelerine armağan etmiş olan Koç Ailesi'nin gayretiyle düzenlenen muhteşem bir serginin açılışı için buradayız.

Suna ve İnan Kıraç'a ait koleksiyon ile Sadberk Hanım Müzesi'nden gelen 200 parça Osmanlı seramiği gerçekten de görenleri büyüleyecek kadar güzel.. Yüzlerce yıllık sanat eserlerimizi Avrupa'ya izletiyor olmak ise bir başka güzel.

Düşünün, biz Dolmabahçe Sarayı'ndaki, Osmanlı dönemine ait tarihi porselenlerimizi, seramiklerimizi, tablolarımızı bile koruyamamışız. Oda köşelerinde rutubetten bozularak, oradan oraya özensizce atılıp kırılarak çoğu yok olmuş gitmiş. Sırf bu özensizlik yüzünden tırlar dolusu sanat ve kültür eserimiz başka ülkelerin zenginlikleri arasına katılmış.

Paris'te Türk fırtınası
Yıllarca onların müzelerini gezerken, içimiz sıkıntıyla, özentiyle burkulmuş, bu eserleri nasıl da ilk günkü gibi koruyabilmişler diye yanıp durmuşuz (sizi bilmem ama ben aynen bu duyguları hissediyorum). Ve nihayet 14. yüzyıldan kalma Avrupa tablolarının, eserlerinin sergilendiği bir müzede, bizim de 14. yüzyıldan kalma seramiklerimizin sergilendiğine şahit oluyoruz. Sergi Temmuz ayına kadar onbinlerce kişi tarafından ziyaret edilecek. Bu az bir gurur kaynağı değil, inanın bana.

Başarılı sanayicilerimizin, işadamlarımızın devletin el atamadığı konuları üstlenerek sadece eserlerimizi sergilemekle kalmayıp ülke tanıtımına katkı sağlamalarını ne kadar takdir etsek azdır.

Kapadokya'da konser
Son aylarda Paris'te sergilenen Sabancı Hat Koleksiyonu, Metin-Zeynep Fadıllıoğlu'nun Rits'te yaptıkları Türk Yemekleri Haftası, Koç Ailesi'nin çini ve seramik sergisi için hepsine teşekkür borçluyuz. Çarşamba akşamı verilen yemekte benimle aynı masada olan yabancı konuklar arasında Türkiye'ye üç dört kez gelmeyen, Türk eserlerine ilgi duymayan yoktu. Doğrusu Leeds'te karşılaştığımız durumdan sonra bunu görmeye fazlasıyla ihtiyacımız varmış.

Paris Büyükelçimiz Sönmez Köksal'ın eşi Filiz Akın Köksal'ın Fransızlar'la iletişiminde daha önce orada yaşamış olmasının getirdiği avantaj hemen farkediliyor. İki dili çok güzel konuşan sefire etkilemekte pek zorluk çekmediği Paris'in seçkin ailelerinden 200 kişilik bir grubu Haziran başında İstanbul ve Kapadokya'da verilecek iki konser için Türkiye'ye getiriyor. O ikiyüz kişinin dönüşte anılarını kaç yüz kişiye anlatacaklarını tahmin edebiliyor musunuz?

Bir süredir oluşan ulusal dayanışma, her konuda gösterilen kişisel çabalar giderek ivme kazanıyor.

Ne mutlu bize!

Cebimizdeki hırsız
ANAP Kadın Kolları çok akıllıca bir kampanya başlatmış. "Gelin cebimizdeki hırsıza dur diyelim" projesi olarak başlayan kampanya firmaların aklına estikçe yaptığı ürün zamlarını engelleme amacını taşıyor.

Katılmak gayet kolay. Yaptığınız alışverişlerde aldığınız ürün markalarını fiyatlarıyla birlikte ANAP İl veya İlçe Kadın Kolları'na fakslıyorsunuz. Onlar da bu bilgilerle, sinsice zam alan ürünleri belirleyerek fiyat artış nedenlerini ilgililere soruyor ve sonuçları açıklıyorlar.

Ülke çapında bir tüketici haklarını koruma kampanyası. Yerel televizyonlardan, illerin ticaret ve sanayi odalarından da destek bekliyorlar.

En büyük sorunu iki yakasını bir türlü biraraya getirememek olan bir ülkede "Unutmayalım ki ne yaratırsak onu yaşayacağız" diyerek başlatılan bu girişim sizce de desteklenmeyi fazlasıyla haketmiyor mu?

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır