


Denizde cik cik avcılığı...
Bobini yeniden takalım. Terse saralım. Yeniden izleyelim, görelim. Ve gördüklerimizi anlatalım. Çok çok önemlidir: Karadeniz'de, Kerpe, Kefken, Şile, Amasra'dan Ereğli'ye oradan Samsun'a kadar uzanan sahil şeridindeki koylarda cik cik avlanıyor.
Büyük balıkçı tekneleri...
Koylara demirliyorlar.
Sabahtan akşama kadar...
Ya da akşamdan sabaha kadar...
Harman dövenine benzeyen alt düzeyi tarak dişleri halinde yapılmış adına direç denilen aletlerle, algarnalarla, trollerle, manyatlarla denizin dibini tarıyorlar.
Tarıyorlar hafif kalır.
Kazım kazım kazıyorlar.
Hamile kadın rahmini kazır gibi denizin bütün verimini, canlısını, bereketini kürtaj yapıyorlar. Ne varsa; yosun, yaprak, balık, yavru, yumurta, midye, karides... Su üstü dürbünlerine, su altı dürbünlerine, dev projektörlere, her türlü en gelişmiş Japon malı elektronik alete sahip bu motorlar aslında cik cik avlıyorlar.
Halk cik cik diyor.
Beyaz kum midyesi..
Çift kabuklu yumuşakça..
***
Karadeniz'in güzelim koylarında kum midyesi avlayıp, balıkçının kilosunu 27 bin liradan komisyoncuya sattığı, komisyoncunun da kilosunu 30 bin liradan fabrikaya teslim ettiği, fabrikanın da bunu vakkumlu paketlere koyup bilmem kaç liradan dışarıya ihraç ettiği bu cik cik avında denizin dibi de hoyratça taranıyor.
Yani deniz katlediliyor..
Çığlık buydu...
Koyların çevresindeki köylerde, kasabalarda yaşayan sorumluluk sahibi insanlar; sabahtan akşama kadar, akşamdan sabaha kadar denize demirlemiş balıkçı teknelerindeki motorların pat... pat... pat... sesleri çıkararak durmaksızın çalıştıklarını görünce; "deniz katlediliyor" diye düşünüp, büyük korkuya kapılıyorlar.
Ve feryat ediyorlar.
Balıkçı da avını yapsın..
Ekmek parasını kazansın...
Fakat deniz katlediliyorsa...
Bugüne kadar katledildi, kalanı da katlediliyorsa: Bu koylar herkesin, bütün bir ulusun, 65 milyonun ve dünya insanlığının... Varsa katliamı, denizler adına, ulus adına, insanlık adına durdurmak lazım.
Kim durduracak?
***
Su Ürünleri Kanunu yapılmış. Bu kanunda, yanlış, kaçak, vahşi, hoyrat avcılıkları yasaklayan hükümler var. Yasa iyi yapılmış. Tarifler tamam. Yanlış, kaçak, vahşi, hoyrat, bencil, gözü dönmüş avcılara, balıkçılara karşı kimin mücadele edeceği yasaya en küçük ayrıntısına kadar yazılmış: Ankara'da Tarım Bakanlığı, illerde ona bağlı su ürünleri teşkilatları, Koruma Kontrol Genel Müdürlüğü, köylerde bekçiler, korucular. Belediye zabıtası ve amirleri, Emniyet ve Jandarma Teşkilatı, Sahil Güvenlik...
Bu kadar kurum var...
Tarım Bakanlığı sanki kör.
Su Ürünleri Genel Müdürlüğü sanki donmuş. Görevine duyarlı tek kurum Sahil Güvenlik. Sahil Güvenlik, Marmara Denizi ve Boğazlar Komutanı Deniz Kıdemli Kurmay Albay Vedat Karaman'la konuştum. Kaçak ve yasada koyulmuş emirlere aykırı hareket eden tekneleri izlediklerini, yakaladıklarını ve adalete teslim ettiklerini söyledi...
Fakat...
Bir şey daha söyledi...
Korkunç bir şey:
Kum midyesi avcılığını Karadeniz'de İstanbul Boğazı girişindeki Anadolu Karaburun ile Rumeli Karaburun arasında kalan karasularında, Kastamonu ili; Kermpe Burnu ile Sinop İli, Gerze İlçesi, Çayağzı Burnu arasında kalan karasularımızda, Samsun-Ordu il sınırından, Gürcistan sınırına kadar olan karasularımızda Marmara Denizi'nde, Gemlik Körfezi'nin Zeytinbağı iskelesi ile Bozburun arasında çekilen hattın doğusunda kalan bölgede tamamen yasaklayan karar bir sirkülerle değiştirildi. Bazı bölgelerin bir bölümü kum midyesi avcılığına açıldı. 20 Şubat tarihine kadar İstanbul Boğazı'nın tamamında midye avlamak yasakken ne oldu da birdenbire bu yasak kaldırıldı?
Yasak konulurken...
Bilimsel bir gerekçisi vardı...
Yasak kaldırılırken...
Bilimsel gerekçesi nedir?
Tarım Bakanlığı midye avlanmasıyla ilgili sirküleri balıkçı lobilerinin etkisiyle mi değiştirdi?
Bu değişkliliği kim yaptı?