GAZİOSMANPAŞA Habipler Köyü çıkışındaki trajik trafik kazasında hatanın büyüğünün belediye otobüsüne ait olduğu anlaşılıyor. Otobüs hatalı sollama yapmış, karşı yönden gelen minibüsü biçmiş. Minibüs şöförü Piran Tunç ifadesinde, "Otobüs aniden önüme çıktı. Yapabileceğim bir şey yoktu" diyor. Tunç'un söyledikler doğru olabilir.
FAKAT madalyonun bir de öbür yüzü var. Bilanço, 6 ölü, 17 yaralı. Bu bilançoya baktığımız zaman, "toplu insan taşımacılığında minibüs faktörü"nün tartışmalı yönleri de gündeme geliyor. Ölü-yaralı toplamı, 23. Bir minibüste bu kadar yolcu doğal mı? Koltuk kapasitesi itibarıyla bir minibüs en fazla 13-14 kişi alır. Habipler'deki kazaya karışan minibüsün 10 yolcu fazlası var. Bu yolcular herhalde ayakta idi.
MİNÜBÜSLERDE ayakta yolculuk, otobüslerde olduğu kadar rahat ve güvenli değil. İnsanlar çok dar bir alanda iki büklüm, hareket ve refleks yetenekleri iyice kısıtlanmış şekilde seyahat ediyor. Ani fren ve kaza gibi istenmedik bir durumda, minibüs içerisinde ayakta yolculuk eden insanın uğrayabileceği fiziksel zarar riski çok yüksek.
HABİPLER'deki kazada bu gerçek galiba bir kez daha doğrulandı. Olaya en azından şöyle bakalım: Eğer Haraççı-Gaziosmanpaşa hattında çalışan minibüsün şoförü Piran Kılıç aracına normal sayıda yolcu almış olsaydı, kazanın bilançosu da bu kadar yüksek olmayacaktı.
KELLE götürür gibi yolcu taşıyan belediye otobüslerinin yanısıra, insanları balık istifi dolduran minibüsleri de sorgulamak zorundayız.
BU sadece İstanbul'da toplu taşımacılığın uygar, çağdaş, insan onuruna yakışan koşullara uydurulması açısından gerekmiyor. Habipler'deki trajedinin açıkça gösterdiği gibi, İstanbullular'ın can güvenlikleri açısından da gerekiyor.
İSTANBULLULAR da "tragedya seyircisi" konumunda, hareketsiz kalmamalı. Hem çağdaşlık hem de güvenlik açısından böylesine hayati önem taşıyan bir konuda "kentli inisyatıfleri"ni daha etkili ve kararlı şekilde, ağırlıklarını koyarak kullanmalı.