Kaptan pilot Hakan Osanmaz'dan bir mektup geldi, hızlı politik gündemde devreye sokamadım... Lakin "Ne güzel işler var, ne güzellikler var" diye hayallerimi süslüyor.
Bir gün gerçekleştirebilmeniz umuduyla -hayal kurmaya başlatan- mesajı aktarıyorum:
Ben Kaptan Pilot Hakan Osanmaz,
Her türlü konuya değiniyorsunuz, hiç değinilmemiş bir konuyu gündeme getirmek istiyorum. Kendi braşımdan bahsedeceğim...
Üç tarafı denizlerle çevrili ve yüzlerce irili ufaklı gölleri olan bir ülkede, üç yıldan beri Türkiye'nin tek deniz uçağının sahibiyim. Aynı zamanda tek ticari deniz uçağı pilotuyum.
Kanada'da bir gölde tam 10 bin deniz uçağı uçmaktayken, 18 yaşındaki çocuklar bu uçaklarla okula, hanımlar alışverişe giderken, üç tarafı denizlerle kaplı bir ülkede tek olmak aslında beni üzüyor.
Yine de kimsenin vermediği hizmetleri veriyorum.
Nedir bunlar?
Mesela uçakla turisti adadaki bir restorana götürüyorum, restorana uçakla yanaşıyorum.
Uçakla balık tutmaya götürüyorum.
Yolcuyu otelin kumsalından alıp başka bir otele veya Bodrum'da bir diskoteğin iskelesine kadar götürüyorum.
Bunun gibi birçok güzellikler var.
Bu uçakların ülke yararına gelecek olursak...
Orman yangınlarının milyar dolarlık zararları malum. Uçarken çok ihbarım oldu ama kurtarma çalışmaları sırasında olaya deniz kıyısından yanaşmakta veya denizdeki bir yangına müdahalede benden daha hızlı yardım taşıyacak bir başka araç yok.
Gerek turizm gerek yardımı çabuk götürme anlamında düşünülünce, bu uçakların ne kadar gerekli olduğu kesin ama bizde böyle bir kültür yok.
Oysa Türkiye'de ne muhteşem yerler var, sadece bu uçaklarla ulaşılabildiği için kimse bilmiyor.
Ben altı yıl kendi teknemle Türkiye'yi dört kez dolaşarak önce altyapıyı hazırladım. Üç yıldır da uçarak bu işin yapılabileceğini kanıtladım ve büyük bir potansiyel olduğunu gördüm.
Bu uçakları uçurabilmek için pilotluk yetmiyor, bir de deniz kaptanı olmanız gerekiyor. Bu detayı bu işte ne denli ciddi olduğumu belirtmek için veriyorum.
Sizden bu bakir alanı tanıtmanızı rica ediyorum.
* Akşam yatınca yapılan dualara, "Allahım depremle uyanmayalım" eklenmiş durumda.
* Ne olur ne olmaz diye yataktan kalktığın anda üzerine geçirebilecek bir eşya yatak ucunda duruyor, fırlar çıkarsak düşüncesiyle araba ve ev anahtarı sokak kapısına yakın bırakılıyor.
* Saat 11 gibi elektrikler kesilince evde bir "Neler açıktı" soruşturması başlıyor. Televizyon kapatılıyor, "Şu lamba da açıktı" galiba diye söndürülüyor. Lakin sabaha karşı üçte elektrikler gelince, bir bakılıyor ki (gözüne giriyor zaten) yatak odasının lambası açıkmış, arka odadaki radyo "meğer" açıkmış. Haydi -bir kurban- kalkıyor, bunları tek tek kapatıyor.
* Elveda uyku! Yatıyorsun yatağa, elektrik idaresi ilan etmediği elektrik kısıntısını 11'de başlatıp sabah 3'te bitirince unutulan lambaların sabaha kadar çektiği enerji bir saat daha televizyon seyredilmesinden daha mı çok harcıyor diye düşünüyorsun.
* Tam tekrar uykuya dalacaksın, açık unuttuğun cep telefonu çalmaya başlıyor. Açıyorsun, karşında "Ora nere" diye bir ses. Tek uyumayan ben değilim tesellisiyle "Bura ora değil" deyip telefonu kapatıyorsun.