


Sergen'e açık mektup!..
Sevgili Sergen,
Buradaki "Sevgili" sözcüğü lafın gelişi değil.. Ben bu sözcüğü, sözlük anlamı ile ve gerçek kastım bu olduğu zaman söylerim. "Sayın" diye başladıktan sonra, adamın ne hırsızlığını, ne üç kağıtçılığını bırakanlar, bu güzel sözcüğün itibarını üç paralık ettiler. Şimdi, dünya güzeli "Sevgili" sözcüğü ayni yolla ucuzlatılıyor.
Seni seviyor olmama şaşırmış olabilirsin..
Bak neden seviyorum?..
Günümüzde, futbolu zevkle izlenen insanların sayısı giderek azalıyor. İyi oynadığın zaman, maçı seyrettiğime değiyor.. Hangi forma ile oynarsan oyna..
Müthiş bir yeteneksin..
Dik başlısın.. Bunu da seviyorum.. Özellikle medyaya, yalakalık olsun diye eğilenlerden değilsin. Düşündüklerini korkusuzca ifade ediyorsun. Bu da hoşuma gidiyor.. İki yüzlü, yüze gülen, arkadan konuşanlardan değilsin. Neysen osun.. Bu da günümüzde artık zor bulunan bir özellik..
Ben en çok sevdiklerime kızarım. Bu yüzden en kızdığım futbolcuların başında geliyorsun.
Çünkü sahalarda olabileceğinin onda biri olamıyorsun.
Gezmene, eğlenmene, gününü gün etmene birşey dediğim yok.. İnsan dünyaya bir kere gelir. Gençliğini bir kere yaşar.. O zaman da, imkanları ne kadar el veriyorsa, canı nasıl istiyorsa öyle yaşar.
Amma..
Burada hassas bir denge var Sergen.. Hassas bir denge.. Bugünkü maddi durumunu tamamen futbola borçlusun.. O zaman sana verilenleri, ödemek, namus borcun olmalı..
Sana sadece para değil, emek de veriliyor Sergen..
Fatih Hoca, dokuz kapıdan kovulmuş seni, onuncu kapıya alırken neleri riske etti hiç düşündün mü?..
Galatasaray'ın sana hiç ihtiyacı yoktu Sergen.. İçerde işi bitirmişti. Dışarda zaten oynamıyordun.
Buna rağmen bu riskleri niye göze aldı dersin?..
Senin için Sergen.. Senin için..
Yeteneklerin tarlada yetişmediğini biliyordu. Senin yeteğini biliyordu!..
Futbolu ve işini seven bir adam olarak, seni kazandırmayı düşündü.. Seni Türk futboluna ve sana kazandırmayı düşündü..
Geldiğin günden beri senin nelerine tahammül ettiğini en iyi sen biliyorsun. Bütün takım değil, bütün Türkiye Leeds'e kilitlenmişken, yanına sevgilini alıp Kıbrıs'a gitmene, kumar masalarında sabahlamana tahammül etti. "Tarak kemiğim ağrıyor" diye Denizli maçından kaçmana tahammül etti. Üç gün önce o müthiş maçı oynayan arkadaşların, Denizli önünde yeniden ter dökerken, senin maçı dahi izleme tenezzülünde bulunmayıp, hakemin başlama düdüğü ile birlikte Ali Sami Yen'den koşarcasına uzaklaşıp kimbilir nereye gidişine tahammül etti.
"Sakattı" dedi.. "Ben izin verdim" dedi..
Ama birşey daha dedi Sergen.. Çok anlamlı bir söz daha etti:
"Beş haftası daha var!.."
Yani beş haftan daha var Sergen..
Galatasaray'da kalırsın, kalmazsın bilmem.. Ama, "Futbolcu" olduğunu göstermen, milli takımda oynaman için beş haftan daha var.
Kendine ve futbola ihanete bu kadar meraklı birisini Mustafa Denizli alır da Avrupa'da vitrine çıkarır, diye düşünüyorsan aldanıyorsun..
Terim'in güvenmediği adama, Denizli güvenir mi?..
Sevgili Sergen,
Beş haftan var..
Sergen'in ne olduğunu, ya da olmadığını gösterecek beş hafta..
Bu defa Fatih Terim'e layık olmaya çalış..
Bu beş haftayı lütfen iyi değerlendir.
Yanaklarından öperim.
Ağabeyin
Hıncal
Ateş olmayan yerde..
Sevgili İnal Batu ağabeyim, Galatasaray'ın başarıları üzerine, "Türkiye ve Fenerbahçe" başlıklı bir yazı yazmış Milliyet'te.. Çok hızlı Fenerlidir, İnal Ağabey..
Fenerbahçe'nin hal-i pür melalini anlattıktan sonra "Bütün bu olumsuzluklara ve `Acıların takımı' yakıştırmalarına rağmen, bendeniz de dahil, milyonlarca vatandaşımız, Fenerbahçe'yi sevmeye devam ediyoruz. Türk milletinin çoğunluğunda mazoşizm duyguları olduğu iddiasında galiba gerçek payı var" diyor..
İmzasının altında "CHP Milletvekili" yazıyor. CHP Meclis'e giremediğine göre, İnal Ağabey, başka listeden seçilip, sonra CHP'ye dönmüş..
Yani!..
Mazoşizmde ısrarın alemi yok. Bak seneye Pareira'yı getiriyorlarmış üstelik!..
* * *
Leeds maçı üzerine en güzel yazılarıdan birini, gene Fenerbahçeli, ama çok sağlıklı Fenerbahçeli Halit Çapın yazdı. O gece hiç kompleks duymadan nasıl keyiflendiğini anlattı.
Yazısını öyle güzel bitirmiş ki.. Hiç değilse bu bölümü okuyun istedim.
"Galatasaray Arsenal'i de devirip kupayı alır mı?. Onu bilmem.. Bilemem.. Ama dilimde Özdemir Asaf'ın mısraları..
Ben atıma bindiğimde
Ben pazara indiğimde
Alıyorum dediğimde
Bütün pazar alınmıştır.."
* * *
Ah atv.. Bunu nasıl yaparsın.. Halil Mutlu, moralini bozmak için her podyuma çıkışında kendisini yuhalayan Bulgar seyircisine inat, kaldırmaya her defasında Bulgar'ın bittiği yerde başlayarak ve bir de dünya rekoru kırarak 3 altın madalya aldı, Avrupa Halter Şampiyonasının ilk gününde.. Bulgar seyircisi o kadar çirkindi ki, maçı yorumlayan iki ingiliz sunucu Eurosport'da "Hadi Halil, göster şunlara" diye haykırarak, tarafsız olmaları gerektiğini unuttular.
Yarışma, saat 18.30 da bitti.. Nerdeyse 20.30 civarında yayınlanan atv spor haberlerinde, Halil'in tarih öncesinden garip, kaykık görüntüleri ve sadece koparmadaki derecesi ve madalyasının haberi vardı. Spora meraklı bir tek adam TRT'yi, ya da Eurosport'u izlese, en azından haberi tam verir, Halil'in silkmede, üstelik dünya rekoru kırarak ikinci ve toplamda üçüncü altın madalyayı aldığını, ama Bulgarların anlaşılmaz bir sebeble, ikinci ve üçüncü altınlarda bayrağımızı göndere çekmeyip, milli marşımızı çalmadığını anlatır, belki federasyon başkanına canlı bağlanıp, zafer ve skandal üzerine bir iki soru sorarlardı.
Dünya rekoru kırıp Avrupa şampiyonu olan bir haltercimizin, hem de haber deyince "En saygın" olmayı kimselere bırakmayan atv'de haber olamadığı bir ülkede Olimpiyat yapmaya kalkışanlara acımaya devam ediyorum.
* * *
Ne zamandır ben yazmak istiyordum, Onur Belge yazmış sonunda.. Abdullah'ın nasıl sinsi, nasıl gaddar, nasıl rakibinin futbol hayatını söndürecek acımasızlıkta oynaması konu.. Abdullah futbolunun merdivenlerinden inerken, insafsızlıkta hızla tırmanıyor. Onur "Hiç değilse geri kalan kısa futbol yaşamında nefretlik hareketleri bırak" diyor.
Haklı Abdullah, çok haklı..
İzmir'de insanın kanını donduran olaylar..
Olaylar, tam İçişleri Bakanı Sadettin Tantan ile, onun verdiği emirler ve bu emirlerin teşkilatı tarafından uygulanışını tartışırken patladı..
Şimdi bu yazdıklarımızı sayın Bakan da dikkatle okuyacaktır ve herhalde diyeceği birşeyler olacaktır.
Olmalıdır!..
* * *
Holiganizmin temelinde küfürlerin olduğunu, bu küfürlerin giderek gerilimi arttırdığı, bıçaklı, sopalı saldırılara dönüştüğünü anlatmış ve "Holiganizm önlenmek isteniyorsa, önce tribün korolarının Türk Ceza Yasasına göre suç olan iğrenç cinsel küfürleri, hem de polislerin önünde etmesinin önüne geçilmelidir" diye yazmıştım.
İçişleri Bakanı gelişmeleri izleyip haklı olduğumuzu fark edince, bir genelge ile küfürü yasakladı.
İlk hafta uygulamalarında başta İstanbul başarılı olanları kutladık. Bakana teşekkür ettik.. Ama her zaman en çirkin küfürleri bulmada ve yaymada önderlik eden İzmir holiganlarına, Vali ve Emniyet Müdürünün geleneksel seyirci kalışlarının aynen devam ettiğini söyledik.
Bakın, Yeni Asır Genel Yayın Müdürü ve Ege Sabah Başyazarı Hamdi Türkmen'in önce bana anlattığı, sonra kendi köşesinde yazdığı gelişmelere..
Yazım üzerine, İzmir Emniyet Müdürü, İzmirspor klübü başkanı Celal Dönmez'i aramış "Biz yıllardır burada kardeş kardeş yaşıyoruz. Bu Hıncal Uluç bizi eleştirmiş. Bize sahip çıkın" demiş. Celal Bey, Göztepe Dernek Başkanı Levent Ürkmez'i arayıp durumu anlatmış. Emniyet'in beklediği yanıtı alamamış.
Hamdi "Anladığım kadarı ile hiçbir başkan Hıncal Uluç'un yazısını kınayan bildiri yayınlamaya sıcak bakmamış" diyor.
İşte o zaman "Siz misiniz duyarsız kalan.. Ben size gösteririm" denmiş olacak ki, Çevik Kuvvet Göztepe Stadını basmış.. Resmen basmış.. Küfürü geçin.. "Göz.. Göz.. Göztepe" diye ayağa kalkan kafasına copu yemiş, altı okka edilip stad dışına atılmış. Tam basın tribünün yanında, 10 yaşında bir kız çocuğu ve oğlu sahada oynayan (Göztepeli Şevket) 60 yaşında bir baba, dört polis tarafından insafsızca dövülmeye başlanınca, başta Hamdi birkaç gazeteci "Yapmayın, ayıptır" diyecek olmuş. Sen misin diyen.. Esas hedef benim şahsımda İzmir spor medyası ya.. Bir anda, basın tribünü ile taraftarları ayıran cam perde, polis tekmeleri ile aşağı inmiş.. Polisler savaş naraları ile bizim tribüne dalmışlar ve önlerine çıkanı, bu arada Hamdi'yi Allah ne verdi ise, Hamdi'nin deyişi ile "eşek sudan gelinceye kadar" dövmüşler..
İntikamlarını almışlar, içleri rahat etmiş..
Hamdi "Yazıyı Hıncal yazdı, dayağı biz yedik" diyor. Düşünün kazara o gün o stadda ben olsaydım, bugün hayatta olur muydum?..
Bakın bu olaylar uygar bir ülkede olsa, başta İzmir (Sahi nerde bu İzmir milletvekilleri), sonra ülke milletvekilleri ayağa kalkar ve olayı Meclise getirir, İçişleri Bakanına soru üstüne soru, hatta gensoru yağdırırlardı..
Bizde ne olacak?..
"Efendim, soruşturma, moruşturma.. Uzatma, uyutma.."
..ve sonra sabırla bekleme.. Kıstırmak ve öldüresiye dövmek için Hıncal'ı İzmir'de bekleme!..
Bu ülkede tehdit almadığımız örgüt, çete kalmadı. Bu yüzden koruma ile dolaşır olduk.. Şimdi bir de polisten mi korkacağız Sayın Tantan?.
Sırf benim meslekdaşım oldukları için İzmir'in en saygın gazetecileri böyle insanlık dışı dövülürken, ayni polis beni eline geçirince ne yapar, söyler misiniz?.
Altında imzanız olan, yazılı yanıtınızı bu defa da bekliyorum.
1- İzmir'e gitme hakkım ve özgürlüğüm var mı?..
2- "Hıncal hakkında bildiri yayınlayın" diyen ve yayınlanmayınca intikamın nasıl alınacağını gösteren Emniyet Müdürü orada görevde iken, İzmir'de güvende olma, hayatta kalma şansım var mı?.
3- Yoksa siz de UEFA gibi, "İzmir polisi orada hayatını garanti edemez. Gitme" mi diyeceksiniz?.