kapat

27.04.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
microbanner
Sabah Künye
Atayatirim
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
Değirmendere'den geriye umut kaldı
"Kadının Sosyal Hayatını Araştırma ve İnceleme Derneği'nin düzenlediği 'Yaşayanların kaleminden 17 Ağustos depremi ve sonrası' konulu yarışmada, Nükhet Kozluoğlu (46) "Anılardan" adlı kompozisyonuyla üçüncü oldu. Derneğe ulaşmak isteyenler için; telefon: 0312. 440 42 04, faks 0312. 440 06 22, adres Dede Korkut Sok. 4/2(Mesnevi) Aşağı Ayrancı/Ankara."

ANILARDAN
17 Ağustos ne acı bir tarihsin sen! Binlerce insana yok oluşu tattırdın, güzelim beldeleri yerle bir ettin, ölüm acısıyla yürekleri yakıp, herbirimizi bir yere savurdun... Yüzbaşılar, Değirmendere. 78 yılının Kasım ayında tanıştık seninle. Yakamozun kelime anlamını öğrendim, yıllar öncesine götürdü beni; anneannemin tesbihini küçük avuçlarımın karanlığına hapsedip, gözümü dayayarak seyrettiğim o gizemli fosforlu ışığı anımsattı, gecenin karanlığında mutlulukla avuçlarına doldurup attıkça denize kumu. Parlayan ışıklar umutla dolduruyordu geleceğimi, yaşamın en büyük ödülünü de Yakamoz Apartmanı'nda aldım. Anne olmuştum. İlkay'ımla paylaştık deniz kıyısını.

BİZİM BELDEMİZ
Ne çok severdi denize taş atmayı, çocuk parkında oynamayı, baharda bembeyaz çiçek açan kiraz ağaçlarının altında koşmayı. Haziran'da Değirmendere iskelesinde beklerdi mavnalar, kasa kasa kirazlar yüklenirdi. Kasım'da da hurmalar. Değirmendere'de görüp sevdim; kiraz ağacını, hurma ağacını, fındıklıkları. Dağların tepelerinden inen bulutu sisi. Kıpkırmızı tepsi gibi güneşin denizle buşulmasını. Ya o salaş çay bahçeleri, denizle iç içe, koyun koyuna, Bilge de o güzel ortamda büyüdü, kovasıyla küreğiyle oynadı, çay bahçelerinin denizle kucaklaştığı kıyılarda, koca koca çınar ağaçlarının koynunda, kıyıya çekilen kayıkların içinde, banklarda her yerde...

Ve İlkay gibi, Bilge gibi binlerce çocuk mutlu büyüdü Değirmendere beldesinde. Basket sahasında topunu oynadı, alanında folklörünü, anfitiyatrosunda oyunlarını, danslarını sergiledi, duvarlarına resimlerini yaptı. Çınarların altında heykel yonttuğu ağaçlardan, sanatçılarla el ele, çay bahçelerinde; yazarlarla tanıştı kitaplar ellerinde. Müzik dinledi, açık hava konserlerinde... Bu kadar güzel bir beldede, şimdi bir kısmı var, bir kısmı yok, o güzel yavruların, bir kısmı edebiyyen yatıyor Değirmendere tepelerinde, bir kısım da uzaklarda yaşama devam ediyor içleri kırık yıkık. (...)

Değirmendere, depremi ne acı yaşadın sen, cıvıl cıvıl hayat dolu insanların, yığınların arasında kaldı, onlar ki; yaz geceleri sahilden el sallardı gezi motoruna "iyi akşamlar, hayırlı geceler, yarın akşam yine bekliyoruz, balkonlardan çakmak ateşi ile bize eşlik eden Değirmendereli kardeşlerimiz, hepinize iyi geceler" diye seslenen o gezi motoru; gecenin karanlığında sizlerin cesetlerinizi topladı denizden bir bir... Yakınları, canları yıkıntıların arasında binlerce insan, çaresizlikten acıdan, kavruldu, yandı binlerce yürek. Cehennemi yaşadı Değirmendereli İpraş'ın gökyüzünü yalayan alevleriyle, genizlerde gaz ve toz karışımı...

DAYANDIK İŞTE!
Şimdi tüm bunlara inat, sesiz sessiz uyanıyor deniz. Yalanıyor bu kabusu. Hiçbir şey olmamış gibi. Altında çay kahve içtiğimiz, anlattığımız duygularımıza, yapraklarının hışırtılarıyla ortak olan asırlık çınarlar; denizden ucu görünen dallarınızla hoşça kalın mı demek istiyorsunuz? Toprakta kalan küçük yavru çınarlarınız da küskün size, asit yağmuru sarartmış tüm yapraklarını. Uğur Mumcu Parkı'nın çimenlerini süpüren salkım söğütleri, daha bir büktünüz boynunuzu. Siz de mi hissettiniz yok oluşun o dayanılmaz soğukluğunu, doğanın tüm sıcaklığına karşın?

Mahallemizin topal köpeği eşlik etti bana, yıkıntıları gezerken. Ne hisli oluyorlar tanrım, gözlerindeki çaresizlik açlıktan mı acep, diye düşünüp, bir şeyler verdim ama, bakışı hiç değişmedi. Birlikte gezdik yıkılan evleri. O an bir şeyler anlatmaya gerek yoktu, acı duygusunun doruk noktasını paylaştık birlikte... Ev ev yaşanan hayatlar, herbiri ayrı bir öykü, tamamlanamadan bittiler. Kalanlar devam edecek; kışın kupkuru dal olup, bahara tomruk veren ağaçları gibi... İnsan; doğanın en güçlü parçası, üretiyor, ürettiğini kaybediyor, o dayanılmaz denilen acıyla yaşama devam etmeyi öğreniyor. Analar, analar ki evlatlarını bıraktılar yıkıntılara... Çok zor, çok acı, dayanılmaz dediler, sonra kenetlendiler bu ortak duyguyla, birbirini tanıyan tanımayan binlerce ana... Nasıl bir güçlü duyguysa bu, kapladı tüm anaları. İşte bunun sayesinde yaşıyorlar. Bu ortak acıyı sessizce paylaştıkları için güçlenebiliyorlar...

Nükhet KOZLUOĞLU


Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır