kapat

21.04.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
microbanner
Sabah Künye
Atayatirim
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
HINCAL ULUÇ(uluch@sabah.com.tr )


Büyükelçi var, "Büyük" elçi var!..

"Yıl 1961" diye anlatmaya başladı, Göksel Arsoy..

"Altın Çocuk Londra'da" diye bir film çekiyorlar.. Londra'ya indiği gün Sunday Times "Mehmet Bond, James Bond'a karşı" diye bir kocaman röportaj yayınlıyor..

Ünlü London Tower'da çalışıyorlar. Hergün İngiliz gazetecileri.. Hergün haberler..

"Altıncı gün akşamı yorgun argın otele geldiğimde bir mektup verdiler.. Açtım.. 'Benim yıllardır bu ülkede yapamadığım tanıtımı 6 günde yaptınız.. Sizi kutlarım. Yorgun programınızda vakit ayırıp bir saatlik konuğum olursanız, bana şeref verirsiniz..' diyor.. İmza Londra Büyükelçimize ait.."

Büyükelçi Zeki Kuneralp o zaman.. Başkonsolos da Taner Baytok.. Hemen gidiyor Göksel..

Kuneralp "Diplomatik davetler en az bir ay önceden hazırlanır ve konuklar davet edilir, ama sizin için tüm forsumu kullanacağım" diyor.. Kuneralp ve Göksel bir hafta içinde ortak kokteyl veriyorlar, diplomatik misyona, Londra sosyetesine ve medyaya.. Haydi, yığınla haber, fotoğraf, radyo, televizyon haberi daha..

O sırada Londra'da bir James Bond filmi oynuyor. O filmde Bond'un bir helikopteri vurduğu dürbünlü bir tüfek var.. Hoşuna gidiyor Göksel'in.. Kendi filminde de kullanmak istiyor.

Londra kazan, Göksel kepçe, tüfeği arıyor. Buluyor da bir dükkanda.. Ama dükkancı "Siz yabancısınız. Yasalar gereği bu tüfeği size değil, ancak büyükelçiliğinize satabilirim" diyor. Göksel, Kuneralp'in kendisine verdiği acil, özel direkt telefon numarasını çevirip dükkancıya veriyor. Birşeyler konuşuluyor, tüfek paket ediliyor ve bir kurye ile sefarete yollanıyor..

Kuneralp bir de mektup veriyor Göksel'e..

"Bu tüfek film aksesuarıdır. Londra sahnelerinde kullanılmıştır. Türkiye sahnelerinde de kullanılacaktır" diye.. Böylece bütün gümrük duvarları aşılıyor..

Dönüş karadan, Fransa'ya geçmek gerek, ama Calais ile Dover arasındaki vapurlarda grev var..

Kuneralp'in öyle forsu var ki, İngiltere'de.. Bütün ekip, karşıya geçiyor, İngiliz, Fransız vatandaşları bekleşirken..

"Film çok tuttu" diyor Göksel.. "Araplar da satın almışlar.. Ülkelerinde göstermişler, öyle para kazanmışlar ki 'Devam edelim' diye geldiler.."

İki devam filmi çekiliyor. Biri Beyrut, biri Şam'da..

"Bunlar ilk Türk- Arap ortak yapımları.. Beyrut'ta ve Şam'da 15'er gün çalıştık. Sefaretlerimizden bir tek kişi aramadı.."

Oralardaki Büyükelçilerin kimler olduğunu hatırlamıyor Göksel..

Zaten kim hatırlıyor ki?..

Zeki Kuneralp adı ise, Türk Dışişleri ve diplomasi tarihinde altın harflerle parlıyor..

İnsanlar, sıfatları "Büyükelçi" olduğu için "Büyük" olmuyor!..

"Büyük" oldukları için "Büyük" oluyorlar, pek çoğu sınıf ve okul arkadaşım, sevgili diplomatlarımız!..

Bir Festival Yazısı..
İstanbul Sinema Festivali üzerine birşeyler yazmam gerek.. "Bugün, yarın" derken günler geçiyor.. Dün Mecidiyeköy'de dolaşırken, fevkalade şık bir delikanlı elime bir dergi tutuşturdu.. ZİP İstanbul.. Biliyorum.. Ayrıca yazacağım.. Açtım ilk sayfasında, dünyanın en şirin "Festival" yazısı..

Barış Doğru diye bir imza var altında.. Bu yazıyı okumalısınız..

***

Sinema karın doyurur mu?

Valla bizim karnımızı doyurmuştu. Aradan 12 yıl geçmiş; üniversiteye ilk geldiğimiz yıldı. Bütün paramızı festival rezarvasyonuna yatırmış; günde 2-3 filme gidiyor; geceleri yurda harap bir halde, uykusuz ve aç dönüyorduk. Şimdiye kadar -televizyonlardan seyrettiklerimizin dışında- sadece Amerikan filmleri seyretmiş bizler, dünyanın bir ucundaki Afrika veya Latin Amerika ülkelerinin filmlerini, büyülenmiş gibi izliyorduk. Angelopoulos'un filmleri de cabası. Festivalin son günlerine geldiğimiz bir akşam, günün üçüncü filmi olarak Angelopoulos'un "Kumpanya"sını izlemek için sinemanın kapısına geldiğimizde, hepimiz birbirimize baktık: tüm paramızı filmlere yatırdığımızdan bütün gün açtık. Cebimizde sadece bir dönüş bileti vardı. O gün "Kumpanya"yı izleyemedik; kapıda biletleri satıp güzel bir yemek yedik, yurdumuza döndük ve güzel bir uyku uyuduk.

Evet sinema karnımızı doyurmuştu ama o güzelim filmi "satmanın" utancını da hiç unutmadık. Evet bu seneki film festivali, bu onulmaz yaramızı sarmaya da yarıyacak.

Oldukça kişisel bir anı. Ama ne zaman eski festivallerden konuşmaya başlasak birileri böyle ilginç hikayeler aktarmaz mı? Rezervasyon kuyruğunda sabahlayanlar; yorgunluktan, en çok görmek istedikleri film boyunca horul horul uyuyanlar ve daha neler neler.. Aynı heyecanlar bugün de yaşanıyor mu bilmiyorum. Sanırım sinema, gençken çok daha fazla birşey.

Son bir tavsiye: Bence, dünya sinemasının zirvelerinden biri olan Angelopoulos'un "Leyleğin Geciken Adımı"nı kaçırmamak için elinizden gelen herşeyi yapın; işten kaçın, okulu asın, borç alın, sevgilinizi ekin ama kaçırmayın!

İyi haftalar..

***

Hıncal'ın notu: 1991 yapımı Leyleğin Geciken Adımı 25 nisan salı saat 21.30 da, Atlas2'de.. Avrupa Filmleri konusunda fazla sorumluluk almadan haber vereyim, dedim.

Niye savunsun ki?..

Türkiye'nin en karanlık adamlarından biridir Mehmet Eymür.. Ülkede de kalamamış zaten.. Kaçmış.. Gittiği yerde bir internet sitesi açmış, Türkiye'yi karıştırmaya çalışıyor..

Belgeler açıklıyormuş.. Hele bugünkü teknoloji çağında becerikli bir MİTçinin sahte belgeler hazırlamasının çocuk oyuncağı olduğunu, birazcık "Görevimiz Tehlike" izlemiş olanlar bile bilir.

Teşkilata girerken, bu görevinin özelliği dolayısı ile meslek sırlarını, ölümü pahasına açıklamamaya yemin etmiş bir dönek, oklarını Bab-ı Ali'ye yöneltmiş, sallıyor..

Benim Sevgili Meslekdaşlarım "Hadi ordan" deyip geçeceklerine zevkten dört köşe olmuş Neron örneği parmaklarını aşağı indirip "Hadi yanıtla, hadi yanıtla" sularını döküyorlar ağızlarından..

Bizim meslek kadar meslekdaşından nefret edenini tanımadım..

Eymür kaçağının sözünü ettiği tarihte Fatih Altaylı benimle çalışıyordu. Eymür'ün MİT ajanı olduğunu başından beri dünya bilirken, Fatih bize bize hissettirmemiş. Ne mükemmel ajanmış meğer!..

Aslında ettirdi.. Ortak olduk. Raporları beraber yazdık..

Ne demek "Yanıt ver!.."

Hem de benim gazetemde terbiye özürlü adam hayatımı kadın satarak kazandığımı ve eşcinsel olduğumu yazdı.. Yanıt mı verdim?.. Versem küçülmem mi?..

Yanıtı hakketmek kolay değildir. Soranın, en az sorulan kadar saygın olmasını gerektirir.

Önüne gelene yanıt yetiştirmeye çalışmak, korkan, kendine güvenmeyen, gerçekten karanlık işleri ve ilişkileri olanların işidir.

Ötekiler, başları dimdik ortada dolaşırlar..

Kendilerine saldıranları öfkeden çıldırtarak!..

Fatih Altaylı, Mehmet Eymür gibi birine muhatap olamaz. Olmamakla da doğru yapıyor.

Tantan'dan yanıt..

İçişleri Bakanı Sadettin Tantan, "Türkiye Emniyet Müdürü gene sahnede" başlıklı yazımıza bir yanıt göndermiş.. Tamamını yayınlamam gerek.. Bu yanıta yanıt da vermem gerek tabii..

Hafta sonlarını nispeten keyifli yazılara ayırırım. Bu yüzden Tantan'ın yanıtı ve benim yanıta yanıtım, haftaya kaldı.

Salı gününe..

Gecikme için sayın Bakandan özür dilerim!..

TEBESSÜM
Evlilik hazırlığı içindeki kızı babası Temel'e sorar:

"İdris'le mi evlensem iyi olur, Dursun'la mı?.."

"Git kızım anana sor. Bu işleri daha iyi bilir. Bak benden iyi evlilik yaptı."

SEVDİĞİM LAFLAR
Bazan düşünürüm de, uzayda bizden akıllı yaratıkların olduğunun en kesin delili, hiçbirinin bugüne dek dünyamıza uğramayışıdır.

Bill Watterson

BİZİM DUVAR
Terim İstanbul'dan 5 futbolcu aldı.

Fatih'in İstanbul'u ikinci fethi..

Hakan & Utku

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır