30 yıldır futbolun içindeyim. Böyle bir maç görmedim. Bunun adı futbol müsabakası değil tam bir savaş. Sahada oynanan futbol değil bir kavgaydı. Bir tarafta 40 bin kişiyi arkasına almış, inanılmaz bir baskıyla tam bir holigan olan İngiliz oyuncuları... Diğer tarafta UEFA'nın Leeds arenasına bıraktığı silahsız (taraftarsız) G.Saray.
İlk defa bu kadar duygulandığım bir maçı izledim. Tüylerim diken diken oldu. Yapılanlardan dolayı gözlerim yaşardı. Ama o şartlarda sahaya çıkan oyuncularımızda öyle yürek vardı ki, tekmeye kafa koydular. 40 bin kişinin önünde tel örgüler varmış gibi korkmadılar. Hayallerimizi süsleyen kupa finalini yakalamayı başardılar.
Türkiye belki bir daha kupa finali yakalar, belki kupa da alabilir. Ama bu denli anlamlı bir başarıyı yakalamak asla mümkün olmaz. Tüm takımı alınlarından öpmek lazım. İki İngiliz'i tahrik ettiler diye bıçaklamak vatanseverlik değil. Gerçek vatanseverlik, gerçek yüreklilik dün Elland Road'da sahnelendi. G.Saray; Türkiye seninle ne kadar gurur duysa az.
Tüm takım muhteşemdi. Ama bir Taffarel vardı ki, anlatmakla bitmez. Kalesinde dev gibi, İngilizler'in karşısında durdu. Öyle önemli dakikalarda 3 top çıkardı ki, gelen finalin en büyük pay sahiplerinden biri oldu. Yediği ikinci gol sadece bir nazar boncuğuydu.
Müthiş bir Hakan Şükür izledik dün akşam. Hem santrfordu hem stoper. Muhteşem oynadı. Tüm dünyanın gözü önünde süper de bir gol attı.
Arif ellerinden geleni yapmaya çalıştı ama arkadaşları kadar verimli olamadı. Hagi ise özellikle ikinci yarıda çok iyiydi.
Ve gelelim sahanın yıldızlarından bir diğerine, UEFA'nın G.Saray gibi ateşe attığı genç Slovak hakeme. O da aslanlar gibi bir maç yönetti. Bu şartlarda bu cesaret. İnanın başka hiçbir hakem bu maçı böyle güzel yönetemezdi. Kötümser senaryolar çizenleri utandırdı.
G.Saray'dan turu geçmesini bekliyordum, ama inanın böyle zor olacağını hiç düşünmemiştim. G.Saray ve aslanlar zoru başardılar ve bir ilke daha imza atarak Kopenhag'daki finali yakaladılar.