Galatasaray kafilesi 4 saatlik bir yolculuktan sonra Leeds'e ulaştı. Kafilede Türk basınının ve televizyonlarının temsilcileriyle birlikte İçişleri Bakanlığının görevlendirdiği 10 kişilik Özel Tim de vardı.
Yolculuk son derece neşeli geçti; ancak dünkü uçak yolculuğunun belki de altı çizilmesi gereken en önemli yanı, Fatih Terim'in kendisiyle bugüne kadar yakından tanışmamış olan ve onu tanımayan medya mensuplarıyla buluşmasıydı.
Galatasaray teknik direktörü uçağın havalanmasından sadece beş dakika sonra yerinden kalktı ve gazetecilerle sohbete başladı. Daha önce Türkiye'de cumhurbaşkanlarının, başbakanların yurtdışı gezilerini izleyen bizler için bu tanıdık bir görüntüydü.
Sanki bir cumhurbaşkanı, bir başbakan ünlü köşe yazarlarıyla sohbet ediyordu ve ünlü köşe yazarları Fatih Terim'in ağzından çıkan her sözü dikkatle dinliyor ve not ediyorlardı.
Zaman zaman da şaşkınlıklarını gizleyemiyorlardı; çünkü karşılarında futbolun içinden yetişen ve dünyası futbol olan bir teknik diröktör yerine, ülkenin sorunlarına hakim ve insan ilişkilerini çok iyi bilen bir "fenomen" vardı.
Fatih Terim aslında soruları beklemeden sohbeti kendi yönlendirdi. Ve belki de daha önceki cumhurbaşkanlarından, başbakanlardan yaş farkının da avantajıyla, bu sohbeti aralıksız üç saat sürdü. Konuları kendisi açtı, cevapları kendisi verdi.
Özellikle Dışişleri'yle son zamanlarda yaşanan iletişimsizlik konusunda açıklama yapma gereğini duydu. Kamuoyunu yönlendireceğini bildiği köşe yazarlarına, bu konuyla ilgili daha önce açıkladığı görüşlerini yineledi.
Görüşlerinde ısrarlıydı ve Dışişleri Bakanlığı'na, daha doğrusu Londra Büyükelçiliği'ne, nazik ifadelerle süslemeye çalıştığı eleştiriler yöneltti.
Bu arada Dışişleri Bakanı İsmail Cem'in önceki gün kendisini aradığını ve bir anlamda gönlünü aldığını da açıkladı. Terim, Dışişleri Bakanı Cem'le dostluklarının bulunduğunu, kendisini sevdiğini ve saydığını; ancak eleştirilerini ona da yönelttiğini açıkladı.
Uzun sohbet sırasında Fatih Terim yine gündemi kendisinin belirlediği sorularla, Galatasaray kulübüne ait bilinmesini istediği pek çok bilgiyi de köşe yazarlarına aktardı.
Bu bilgileri aktarırken kurulması düşünülen Futbol A.Ş'nin muhtemel başkanı gibi konuştu. Galatasaray kulübünün vizyonunun, öteki kulüplerden çok farklı olduğunu ve çok başka bir yerde bulunduğunu anlattı.
Kulübün ekonomik ve idari sorunlarına vakıf olduğunu da bütün sözleriyle hissettirmeye çalıştı.
Bu akşam oynanacak maç, sohbetin gündeminde çok az yer aldı.
Belli ki Fatih Terim futbolcularıyla olduğu gibi basınla da bu maçın nasıl geçeceğine ilişkin düşüncelerini fazlaca tartışmak istemiyordu.
Ancak yine de önemli ipuçları verdi.
Savunmaya mı çekileceksiniz yolundaki bir soruya "Evet, hattâ ceza sahamızdan hiç çıkmayacağız" şeklinde, iğneli bir yanıt verdi.
"Olur mu öyle şey!" diye sonra ekledi. Ve "Galatasaray bundan önceki maçlarında nasıl oynamışsa, öyle oynayacaktır; hattâ belki daha atak ve cesur olacaktır" dedi.
"Genelde böyle maçlarda kendi sahasında oynama avantajına sahip takımların ilk 20 dakikayı değerlendirmeyi düşüneceklerini ve bu ilk dakikalarda seyircinin de etkisiyle, boğucu bir baskı kuracaklarını" hatırlattı.
"Ama göreceksiniz: Biz onları maçın başlarında boğan taraf olacağız" dedi.
Maça ilişkin bu sözleriyle de Fatih Terim final yolculuğundan emin görünüyordu.
Galatasaray teknik direktörünün üzerinde durduğu bir başka konu; bazı İngiliz gazetelerinin, Galatasaray aleyhindeki tahrik edici yayınlarıydı.
Terim, Galatasaray'a hakaret eden gazeteleri ve gazetecileri tek tek saptadıklarını ve onları antrenman sonrası düzenleyeceği basın toplantısından çıkaracağını açıkladı.
Yolculukla ilgili diğer notlar şöyle:
Bizim edindiğimiz izlenim; Galatasaraylı futbolcular, bütün bu gerginliklerin ve tartışmaların dışında görünüyorlardı.
Daha önceki deplasman yolculuklarından hiçbir farkı yoktu bu yolculuğun.
Ancak uçak Leeds havaalanına indikten sonra, uçakta kısa bir gerginlik yaşandı. Galatasaraylı futbolcular öncelikli olarak uçağı terk etmeye hazırlanırken yapılan bir anonsla tekrar yerlerine oturtuldular.
Uçağa biri kadın, beş kişilik İngiliz "güvenlik ve gümrük" ekipleri girdi. Uçakta bir güvenlik araması yapılacağı bildirildi.
Bu daha önce hiçbir havaalanında karşılaşılmamış ve alışılmamış bir durumdu. Nitekim İngilizler'in de ortaya çıkan rahatsızlık üzerine bir açıklama yapma gereği duydukları görüldü.
Türk Hava Yolları kaptan pilotu tarafından yapılan anonsta, görevlilerin kendilerine verilen talimatı yerine getirdikleri ve daha önce alışılmamış bu durum için tüm yolculardan özür diledikleri belirtildi.
Güvenlik kontrolünün uçakta kesici alet ya da henrhangi bir ateşli silah bulunup bulunmadığının beyan edilmesi için yapıldığı söylendi.
Galatasaray kafilesinin yemeklerini getiren aşçıda bulunan bıçağın beyanından sonra, güvenlik ve gümrük görevlileri teşekkür ederek ve gülümseyerek uçaktan ayrıldılar.
Daha sonra da, önce futbolcular, sonra da kafilenin öteki mensupları, uçağı terk etti.
Pasaport kontrolü sırasında kafileyi rahatsız edecek herhangi bir gerginlik yaşanmadı. Görevliler Türkiye'de de olabilecek aynı süre içersinde pasaport kontrolünü tamamlayarak kafilenin İngiltere'ye ayak basmasına izin verdiler.