3 saat 40 dakikalık rahat bir yolculuktan sonra Leeds'e vardık. Tabii uçaktaki bütün konu orada neler olacağı idi... Her kafadan bir ses çıkıyor, sonrada üzerine tartışma yapılıyordu. Pilot iniş anonsunu yaparken, ben de pencereden aşağıyı seyrediyordum. Yeşil, yeşil, yeşil.... Her taraf yemyeşil... Bir karış kara toprak bile yok... Havaalanı bizim eski Samsun meydanına benziyor. Öyle tepe üstünde bir pist ve oldukça kısa...
Sağ salim indik. Güvenlik önlemleri ancak gümrük salonuna girdikten sonra görülmeye başladı. İngiliz Polisi ve Gümrüğü hiçbir sorun çıkarmadan bizi karşıladı ve otobüse kadar bindirdi. Bu arada Türk Hava Yolları ve İngiltere'deki Büyükelçilik görevlileri büyük bir ciddiyetle çalışarak bizim rahat geçişimizi sağladılar. Bindiğimiz otobüs tam otele hareket edeceği sırada oranın omuzunda iki yıldız bulunan polis şefi ufak bir konuşma yaptı. Konuşmasında, "Şehrimize hoş geldiniz. Rahat çalışmanızı diliyoruz. Çekinecek hiçbir şey yok... Bütün güvenliğiniz bize ait... Şehre girerken önünüzde bir polis arabası olacak ve size eskortluk yapacak" dedi.
Havaalanı ve çevresinde çok sıkı güvenlik tedbirleri vardı. Bu tedbirleri alan memurların hepsi çelik yelekli ve tam teçhizatlı idi... Dikkatimi çeken en önemli şey, polislerin hiçbirinde silah bulunmaması idi... Ellerinde jop, kelepçe, el feneri, pilli şok aletleri gibi malzemeler bulunuyordu. Bir, ikisi ile konuşmaya çalıştım ama amirlerinden izin almadan konuşamayacaklarını söylediler. "Pekiyi niçin buradasınız" dediğimde, "Görev verildi, onu yapıyoruz" dediler.
Otobüslerle şehre indiğimizde ise, adeta şaşırdık. Sokaklarda bize ne bakan, ne de eden vardı. Herkes kendi işinde, kendi halinde dolaşıyordu. Hatta bazı arabalardan el sallayanlar bile vardı. Anlaşılan bu maç olayı biraz abartılmış... Yani gerçek şehir halkı işinde, gücünde... Ama tabii ki her şey yarın belli olacak. Holiganlarmıymış, fanatikler miymiş, serseriler miymiş şu anda her gittiğimiz yerde göremediğimiz o yaratıklar nasıl meydana çıkacaklar doğrusu çok merak ediyorum.
Leeds şehri eski bir İngiliz yerleşim merkezi... Öyle ahım, şahım denecek büyük bir yer değil. Koca koca gökdelenleri de yok... Klasik İngiliz mimarisi ile yapılmış evler ve büyük binalar her tarafı kaplamış. Bol bol otel ve turist var.
Evet bu satırları daha otele yerleşmeden yazdırıyorum. Bundan sonraki saatlerde nelerle karşılacağımızı bilemiyoruz. Ama görünürde olağanüstü hiçbir şey yok... Akşam Galatasaray takımının yaptığı antrenmanı seyretmeye gideceğiz. Hepimize giriş kartlarımız verildi. Şimdiye kadar asayiş berkemal...