kapat

20.04.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
microbanner
Sabah Künye
Atayatirim
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
HINCAL ULUÇ(uluch@sabah.com.tr )


Olmadı, hiç olmadı, Engin!..

Futbol dünyası içinde en sevdiğim futbolcuların başında gelir, Fenerbahçe ve milli takımın kalecisi Engin.. Onun da beni sevdiğini bilirim.. Bu yüzden, dilerim bu kez inşallah iki dost sohbeti yaparız..

Göztepe maçı ardından, Engin'in bir basın toplantısı yaparak arkadaşlarını suçlamasını hiç, ama hiç doğru bulmadım.

Esastan da beğenmedim, usulden de..

Bakın neden?..

Göztepe maçından "Rezalet" olarak söz etti Engin..

Eninde sonunda bir "Oyun" olan futbol maçında kaybetmenin adı hiç ama hiçbir zaman rezalet olmaz.. Meğer ki, bazı futbolcular maçı bilerek satmamış olsun.. Sporda rezalet yoktur. Rezalet sporun dışındadır.

"Onurlu olmaktan" söz etti Engin.. Gene ayni yorum.. Bir oyunla, bir sportif mücadele ile, "Onur"un uzaktan yakından ilgisi yoktur. Kazanan onurlu, kaybeden onursuz olmaz.. Gene meğerki, bazı futbolcular maçı bilerek satmamış olsun..

Böyle birşey varsa, takım arkadaşlarından bazıları maddi, manevi bazı kazançları, ya da çirkin hesapları sonucu Fenerbahçe'yi satmışlarsa eğer, o zaman Engin bu "Onursuz rezilleri" adlarını açıklayarak teşhir etme hakkına sahip olurdu.

Sevgili Engin,

Avrupa şampiyonasına finale kalma primi 70 milyar doların üzerine, bir de medyayı ağlama duvarı olarak kullanan ve birer mercedes jeep alan 16 futbolcudan biri olarak adını okudum.

Hiçbir maçta oynamadığın halde, bu jeepi hakkettiğine inanıyor musun?. Hem de maçlarda oynamışken, jeep almalarına gerek görülmeyen 6 arkadaşına, geri kalan 15 jeepli arkadaşınla nasıl haksızlık ettiğini hiç düşündün mü?.

Kışı çadırda geçiren milyonlarca insan, sıcak bir yemek, sıcak bir örtü bulamazken, 70 milyar+ ağlaya ağlaya, tehdit ede ede gelen, o da sadece 16 kişiye gelen jeepler vicdanını rahatsız etmedi de, Göztepe'ye mağlup olmak mı etti?..

"Bu jeepler, bu ülke vatandaşının milli takımından soğumasına yol açmıştır. Bir tek, bir tek tane kahraman arıyorum, 'Bu jeepi şu hayır kurumuna bağışlıyorum' diyecek" diye yazdım.

"Bir tek, bir tek tane mert adam arıyorum. 'Bu başarı 22 kişinindir. 16'sını ayırıp ödüllendirmek olmaz' diyecek" diye yazdım.. Çıt çıkmadı, 10 gündür.. Onaltınızdan da çıt çıkmadı..

Sessiz sedasız, hırsız gibi aldınız jeepleri.. Bir fotoğraf çektirmeye utanarak.

Sen Engin, bu takımın en kıdemli adamı, ağabeyiydin.. Başı o zaman çekmeliydin. Sustun.

Kabadayılığın pahalısını es geçtin. Ucuzuna balıklama daldın.

Fener, Göztepe'ye yenildi diye açtın ağzını yumdun gözünü..

Takım arkadaşlarını suçlarken, bir takım olmadığınızı da gösterdin ve söyledin.. Ama yanlış söyledin..

Fenerbahçe'nin bugünkü haline bakıp bir suç sıralaması yapmak gerekirse, futbolcular en altta yer alır..

Bak şimdi gerçek listeye..

1-Fenerli medya!..

2-Fenerbahçe yönetimi!..

3-Taraftar gurupları!..

4-Teknik kadro dahil, futbol takımı!.

Bu sıralamanın ne kadar doğru olduğunu enaz benim kadar bildiğine eminim.. Bunu bile bile, günahları ancak son sırada yer alabilecek arkadaşlarını tek suçlu gibi göstererek aç aslanların önüne atmak, sana, senin gibi bir manevi kaptana yakıştı mı Engin?.

Yönetim, medya, taraftar üçlüsü kendi karalarını futbolculara çalmak isterken, sen ellerine en büyük kozu verdin Engin..

Hem takım arkadaşlarına, hem mesleğine ihanet ettin.

Ve de asıl kendine ihanet ettin Engin!..

Yazık ettin!..

Herşey için geç değil.. Arkadaşlarından özür dile.. Jeepi geri ver!..

Leeds'e neden gitmedim!..

Leeds'e neden gitmedim..

Efendim korktum.. Ben ne dersem diyeyim, insanlar istedikleri gibi anlıyorlar madem. Onların anlamak istediklerini en başta söyleyeyim.

Korktum, canım kıymetli, ondan gitmedim efendim..

Bazılarının içi rahat ettiyse tamam.. Bundan sonra yazacaklarım onlar için değil..

Spor benim için bir keyif, bir zevk, bir eğlence.. Spor bir oyun, ben bu oyunun seyircisiyim..

Anadolu maçlarına nasıl keyifle giderdim.. Maç bahanesi ile ülkemin kentlerinden birini tanımak, oradaki doğal, tarihi güzellikleri gezmek, görmek, kahvelerde halkın arasına oturup, onlarla sohbet etmek, onların dertlerini dinleyip, dönüşte köşemde dile getirmek, kenti tüm güzellikleri ile tanıtmak müthiş bir zevkti benim için.. Ama fanatizmin ulaştığı boyutlar bu zevki elimden aldı.. Gittiğim kentte insanlar beni, bir dost, bir tanrı misafiri değil, sırf o kentin takımını değil, rakibini tutuyorum diye düşman gibi görmeye başladılar. Sözlü, fırsat bulduklarında fiili tecavüzler yüzünden otelden çıkamaz olduk.. Sadece ben değil, o kente o maç için konuk olarak gelmiş herkes..

O zaman deplasmanlara gitmez oldum..

Sadece İstanbul'da maça gidiyordum.. Fenerbahçe stadına gittim bir gün.. Fener, Galatasaray'ı yendi.. Staddan çıkarken, o zaman İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı ve de galiba Fenerbahçe Yönetim Kurulu üyesi rahmetli Hüseyin Yücedağ yolumu kesti.. "Hıncal Bey, duyumlar aldık.. Saldırıya uğrayabilirsiniz. Sizi bir saat daha burada konuk edeceğiz" dedi.. Bir daha Fener Stadına da gitmedim..

İnönü'ye, Beşiktaş'ın maçlarına gidiyordum, Ali Sami Yen dışında.. Birgün baktım, maçı bırakmış, basın tribününe dönmüş, ağız dolusu bana sövüyorlar.. Bana ve anama.. Ve de sövenlerin başlarında çok ama çok sevdiğim bir Beşiktaşlı dostum var.. Lanet ettim. Bir daha İnönü'ye de gitmedim.

Hakan Şükür'ü gözü kara savunduğum için bir Galatasaray maçının devre arasında yolum kesildi. "İçeri girme, bir gurup seni dövmek için bekliyor" dediler.. Çıktım gittim. Ali Sami Yen'i de listemden çıkarmıştım. Spor servisindeki genç arkadaşlar "Aman ağabey" dediler.. Ali Sami Yen'deki o gurup geldi, benimle barıştı. Ricaları kıramadım.. İşte işin özeti..

Galatasaray'ın dış deplasmanlarına koşarak gittim. En fanatik bilinen ülkeler ve kentlerinde bile nasıl rahat, nasıl keyifle dolaştık, nasıl keyifle maç izledik.. Bir minik gurubumuz var.. Onlarla birlikte her deplasmanda harika günler yaşadık. Dönüşte o gezileri nasıl coşku ile anlattık..

Leeds'de durum değişti. Arkadaşlarıma gitme izni verilmedi. Hem gitseydik de huzursuz, tatsız, otelde esir yaşayacaktık. İngiltere'nin en güzel kentlerinden Leeds'i göremeyecek, gezemeyecek, size yazamayacaktım..

O zaman niye gidecektim?..

Evde kocaman bir salonum, kocaman bir televizyonum var.. Fenerli, Beşiktaşlı, Galatasaraylı arkadaşlar hemen her maç günü toplanıyoruz.. Kahveler sıcak.. Atıştıracak birşeyler de alıyoruz. İsteyene purolar, içkiler.. Birbirimizi kızdıra kızdıra, nasıl eğlenerek, nasıl keyf ederek maç izliyoruz, inanmazsınız?..

O zaman niye o küfürler, saldırılar, stresler yumağının içinde olayım söyler misiniz?..

Spor yazarlığı benim görevim değil, hobimken üstelik?..

Ateş olmayan yerde..
Futbol Federasyonundan sorduğumuz soruların yanıtı, zaten söylemiştim "Gelmez" diye, gelmedi..

Şimdi Spor Bakanı Fikret Ünlü'den rica ediyorum.. Lütfen müfettişlerini göndersin ve kamuoyunun çok merak ettiği bu soruların yanıtlarını o tespit ettirip halka açıklasın..

1-Jeepler niçin 22 değil, 16 futbolcuya verilmiştir?. 6 futbolcuyu dışarda bırakan kıstası, kim, nasıl tespit etmiştir?.

2- Jeeplerin birim fiatı nedir?. 16 jeepin parasını kim, nerden ödemiştir?.

3- Bu jeeplerin, oto alım ve intikal vergileri ödenmiş midir, ödenmişse kim ödemiştir?.

***

Tony Blair ta Londra'dan Taksim olaylarını izliyor, anında konuşuyor. Benim başbakanımın hala olup bitenden haberi yok sanki, tek kelime etmiyor..

Milli Olimpiyat Komitesi Başkanımız Sinan Erdem, "Türkiye 2008 adaylığını geri alacak" diyor.

Sebeb meydanda..

Dünyaya rezil olduk.. "İstanbul 2000" diye çıktığımız yolda, işte 2000 yılına geldik, daha bitmiş bir tek tesis yok.. Olimpiyat projesindeki her yer, ama her yer yarım kalmış. Yakında Efes harabelerine döner.. Yaa maazallah adamlar 2000 oyunlarını bize verselerdi?..

Samaranch dalga geçmiş Erdem'le.. "8 yılda bir salonu tamamlayamazsanız, nasıl Olimpiyat yaparsınız" diye..

Tesisler, ancak, yerel ve genel yönetimlerin işbirliği ile sağlanır.. Bunu sağlayacak kişi de Başbakan'dır. Her ülkede başbakanlar Olimpiyat projelerinin arkasında dağ gibi dururlar..

Bir de bizimkine bakın..

Onun için spor diye bir olay yok.. Yaşamamış ki.. Bir spor olayında gören var mı?. Ağzından sporla ilgili tek laf çıkmış mı?..

"Olimpiyat" deseniz "O da ne" diyecek!..

Böyle bir başbakana sahip olmak da Türk sporunun talihsizliği..

***

Türkiye'de her bir şeye maydanoz çevreciler var.. Lafta..

Hemen her Galatasaray maçında, kimbilir kaç ağaç, kağıt olarak sahaya atılıyor. Hem de yönetim organize ediyor bu kağıt cinayetini..

Sadece bu sezon, bir orman yok etti, Galatasaray seyircisi.

İlkokul öğrencilerinin yarısı defter alacak para bulamazken, tonlarla kağıt, çöp oldu maçlarda..

Farkında olan çevreci var mı?.

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır