Merkez Bankası Başkanı Gazi Erçel, uygulanan ekonomik istikrar ve enflasyonu düşürme programının Türkiye'nin 5, 10 hatta 50 yılını düzenlemek için hazırlandığını belirterek "21. yüzyılda Türkiye'ye dünyada verilen bir rol var. Türkiye, hem birinci sınıf bir ülke, hem de büyük olmak zorunda. Program bizim için birinci sınıf ülke kategorisine girmenin ilk adımı" dedi. Erçel, sorularımızı şöyle yanıtladı:
* IMF ve Dünya Bankası'nın yeni rolü tartışılırken, Türkiye'nin uyguladığı program hangi çerçeveye oturuyor?
Global krizde battı batacak diye bakılan bir ülke, başını suyun üstünde tutmayı başardı. Daha sonra sağlam bir program hazırladı ve çıktı dünyaya 'Ben para yerine kredibilite istiyorum' dedi. 21. yy'da Türkiye'ye dünyada verilen bir rol var. Türkiye, hem birinci sınıf bir ülke, hem de büyük olmak zorunda. Bu nedenle uygulanan program Türkiye'ye birinci sınıf ülke olma yolunda bir başlangıçtan ibaret.
* İlk aylarda enflasyonun yüksek çıkması, bazı tereddütler oluşturdu. Siz hangi noktadasınız?
Biz, enflasyonu tek haneye indirme hedefini esas alıyoruz. 2000 için alınacak tüm önlemleri aldık. Bunların hemen hepsi programa açık bir şekilde yazıldı. Biz, 2001'e hazırlanıyoruz. Uzun ince bir yoldayız. Programa herkesin katkıda bulunması çok önemli.
* Kur politikasında doğru tercihi yaptığınız ne zaman anlaşılacak?
Bugün gelinen noktada, hem enflasyonun indirilmesi, hem de ödemeler dengesinin bozulmaması gerekiyor. İlk 3 ayda ikisinde de başarılıyız. TL'nin fazla değer kazanmaması için, hedef enflasyonun tutturulması gerekiyor. Ortalamalarda bu dengeye ulaşacağız.
* Yeni Lira'yı ne zaman dolaşıma sunabilirsiniz?
Gelişmeleri izliyoruz. Enflasyonun gözle görülür biçimde düşüşünü görünce bu işi gündeme getireceğiz.
Ekonomiden sorumlu Devlet Bakanı Recep Önal, Summers'la yaklaşık 45 dakika süren bir görüşme yaptı. Sabah 09.15'te planlanan görüşme protesto cular nedeniyle yaklaşık bir saat ertelendi. Önal, Summers'la görüşmeye ayrı bir güzergahtan özel güvenlik eşliğinde gitti ve izlenimlerini şöyle anlattı:
"Türkiye'nin programını yakından izliyorlar. Türkiye'yle ilgili gelişmeleri içeren notların oluşturduğu kabarık bir dosyayla geldi. Programın iddialı ve etkileyici olduğunu, kararlılıkla uygulanırsa mutlaka sonuç vereceğini söyledi. Biz de kendisine mali uyum, döviz kurları ve yapısal reformlar konusunda bilgi verdik. Bir ara kendisi 'Türkiye'de gerçekten çok önemli şeyler oluyor, ilgiyle takip ediyoruz' dedi. Eşinin Dünya Bankası'nda uzman olduğunu, yakında Türkiye'ye geleceğini söyledi. Türkiye'ye davet ettik, ancak, 'ABD Hazine Bakanı bir ülkeye giderse, arkasında çok şey aranır' diyerek davetimizi kabul edemeyeceğini, ancak eşinden izlenimlerini dinleyeceğini belirtti."
Hiçbir şekilde vergi mükellefine yük olmayacak. Fon, ihtiyaç duyduğu parayı Hazine'den alıp bilanço dengelerini kuracak. Neticede bu para borç alınacak. Fonun prim gelirleri var. Borçlanma imkânları var. Bankalar satıldıktan sonra sağlayabileceği kaynaklar olacak. Bir de, bataklar tahsil edilecek. Endonezya'da bankaların sisteme yükü GSMH'nın yüzde 60'ı civarına çıkmıştı. Bizde durum GSMH'nin yüzde 1-2'si civarında. Bundan sonra değişik modelleri tartışacağız. Bu bankaların bir ya da ikisinin birleştirilmesi, iyi aktiflerinin ayrılması gibi çok sayıda seçenek var. Ancak, çözüm hiçbir şekilde vergi mükellefine yük olmadan bulunacak.
* Sivri biber örneği çok eleştirildi...
Sivri biber bir simgeydi. Merkez Bankası Başkanı bu işlere girmemeli diyenler de oldu. Ancak bunun örnekleri var. Örneğin, İsrail Merkez Bankası Başkanı da aynı şeyi yapmış. Sonuçta enflasonla mücadeleye dikkati çekmek, hedefleri kamuoyuna mal etmek, önemliydi.
Okan MÜDERRİSOĞLU - WASHINGTON