Yedi yıl önce ansızın...
Turgut Özal kalpten öldü.
İlk bakışta bir fani, yaşama veda ediyordu.
Ama gerçek vaziyet bundan ibaret değildi...
Çünkü...
Özal'ın kalp damarları, sadece onun kalbini besleyen basit birkaç damar değildi...
O damarlar Türkiye'nin kalbini ve beynini de besliyordu...
O yüzden, Özal'ın damarları tıkanınca Türkiye'nin de beyni tıkandı...
Türkiye'nin ufka uzanan yolları da tıkandı...
Yıllardır ülkenin başına belâ kesilmiş kambiyo mevzuatı, değiştirilmişti...
İnsanlar cebinde 20 dolar bulunduğu için, kaçakçı muamelesi görmekten kurtulmuşlardı...
İhracat ve ithalat mevzuatı ve icraatı çağdaşlaşmaya başlamıştı.
Türkiye, dünya ile rekabeti öğreniyordu...
İthalat kanallarından bilgi ve teknoloji geliyordu.
İhracat kanallarından da, dünyanın dört yanına ürünlerimiz uzanıyordu.
Türkiye, "keçi yolların"dan ve patikalardan kurtulmaya başlamıştı.
Türkiye, hem kendi içinde hem de dünya ile adam gibi haberleşmeye başlamıştı.
Manyetolu telefon ve teleks rezaletinden kurtulmuştu.
Türkiye, özel televizyonlarla gerçek bir devrim yaşamaya başlamış...
Bütün dünya Anadolu'nun gözleri önüne serilmişti.
Yatırım yapmak, girişken olmak, çabuk karar vermek, büyük düşünmek kabahat olmaktan çıkmaya başlamıştı.
Akdeniz ve Ege kıyılarında turistler, çadırlardan kurtulmuş, 5 yıldızlı saraylarda ağırlanır olmuşlardı.
Çim sahalarla gelişen spor, takımlarımızın bugünkü başarıları hep o açılımdan güç alıyordu...
Servet düşmanlığı artık prim yapmıyordu.
Yarı-sosyalist zihniyet çöküyordu.
Bürokrasi diktatörlüğü zayıflıyor, pazar ekonomisi yükseliyordu.
Ama Özal'ın kalp damarları erken tıkandı...
Türkiye'nin önünü tıkadı...
Özal'ın damarları Türkiye'ye kalleşlik yaptı...
Velhasıl Turgut Özal erken öldü...
Bu ülke belki de makus talihini yenecekti ama Özal'ın damarları dayanmadı...
Allah rahmet eylesin...
Kuru fasulyenin de şeref defteri olur mu, derken "şeref" meselesine takıldım.
Stadyumlarda da var biliyorsunuz, şeref tribünü...
Bu ne demek oluyor, söyler misiniz?
O tribünler şeref tribünü de, ötekiler şerefsiz tribünü mü?..
Hiç kimsenin şerefi, oturduğu tribün ile belirlenemez...
Ne şeref tribününe girenlerin hepsinin şerefli oldukları kesindir.
Ne de, halk tribününde oturanların şerefsiz olduğu iddia edilebilir... İlle bir ayrım gerekiyorsa, "Ünlüler Tribünü" dersin, olur biter...
Bu tür ayrımlar anayasaya aykırıdır. Asiller çağı'ndan kalma, hurafelerdir...
Asalet ve şeref, ne tribünde ne cüzdandadır.
Yürekte ve terbiyededir.
Özdemir'e öneri...
İstanbul Emniyet Müdürü Hasan Özdemir'e bir önerim var...
İstanbul'da kadınların yalnız başına dolaşması korkulu hale geldi.
Kapkaççılar yüzünden...
Yaya veya otomobille kadınların kolundan çantaları kapıp kaçan bu uğursuzlar, dehşet salmaya başladılar...
Çoğu hapçı olan bu hırsızlar, kendilerini takip eden vatandaşlara da saldırıyorlar...
Hasan Özdemir'e önerim şu:
Motosikletli Yunuslar'ı, trafikten yahut İstanbul'a gelip giden kodamanlara eskortluk yapmaktan alsın...
Kapkaççıların üzerine salsın...
Görelim bakalım, İstanbul'da bir kişi kapkaççılığa kalkışabiliyor mu?..
Bence, Yunuslar çok etkin bir güvenlik organı...
Yerinde kullanılırlarsa, köpeksiz köyde değneksiz gezen uğursuzların yılacağı kesin...
Yanılıyor muyum?..