kapat

18.04.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
microbanner
Sabah Künye
Atayatirim
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
ALİ KIRCA(alikirca@sabah.com.tr )


O gece gerçekte ne oldu?

5 Nisan gecesi Taksim'de yaşananlarla ilgili çok şey söylendi, çok şey yazıldı...

Türkiye'nin dünya kamuoyundaki ve insanlık alemindeki "imaj"ına ağır bir darbe indiren "talihsiz" olay, hangi "sorumluluklar ve sorumsuzluklar" zinciri içinde önlenemeyen bir "felaket"e dönüştü...

Olay, şimdi yargıda...

Bu aşamada artık "susmak" ve yargının kararını beklemek gerekir.

Ancak, bu aşamada bile; olaydan "birinci" derecede etkilenen Türk kamuoyunun bilmesi gereken şeyler vardır..

Gerçeği bilmek!..

Gerçekse büyük bir pazıl..

Parçaların hepsini bir araya getirmeden fotoğrafın tümünü görmek mümkün değil...

Bu konudaki verilerden biri savcılık iddianamesi..

Orada, davalıların, sanıkların ve tanıkların ifadeleri var...

Bütün bunlar bir araya getirilince, resmin bütününe ulaşılabilir mi?

Herşey iddianameyle de bitmiyor.

Her iki ülkenin medyasında yazılıp çizilenler, karşılıklı iddialar da, kamuoyunun oluşmasında büyük rol oynuyor..

Olay kamuoyunda tartışılırken, sorumlular arasında "polis"e de hiç de küçümsenemeyecek bir rol düşüyor..

En üst düzeyde polis yetkilisinin yaptığı "tahrik" vardı açıklaması, polisin olayın içindeki tavrını ve tutumunu anlatmaya yetmiyor...

"Tahrik" sözcüğü; polis bakış açısı değil; olsa olsa olaya doğrudan karışanların "ruh hali"ni açıklama çabası olarak görülebilir.

Oysa polis başka şeyler de söylüyor. Ayrıntı gibi görünen önemli şeyler...

5 Nisan gecesiyle ilgili farklı farklı senaryolar da yazıldı..

Polisin de bir senaryosu var.. İlk kez geçen Siyaset Meydanı'nda açıklanan senaryonun yazılı belgeleri de ortada...

Olup biteni anlatmada ne kadar işe yarar bilinmez..

Ama, pazılda önemli yer işgal eden bu parçaların da yerli yerine konması gerekiyor.

İşte o senaryo:

* * *

Tarih 28 Mart... İstanbul polisi, Galatasaray kulübünden bir faks alıyor.. Galatasaray, yaklaşan Leeds United maçıyla ilgili bir güvenlik toplantısı talep ediyor..

Talep üzerine gerçekleşen toplantıya, Leeds United temsilcisi, İngiliz polisinden bir yetkili, İngiliz konsolosluğundan diplomatlarla Galatasaray kulübü temsilcileri katılıyorlar..

İngiliz polisi bu toplantıda, İstanbul'a gelecek Leeds taraftarlarının güvenliğinin sağlanmasını istiyor. Bunun için de, İngiliz taraftarların geliş-gidiş bilgilerinin iletileceğini taahhüt ediyor.

İstanbul polisi de, bu listelerin gelişiyle birlikte havaalanından itibaren koruma güvencesi veriyor.

Bu toplantıdan sonra, 4 Nisan 2000 tarihinde, yani olaylardan bir gün önce, Batı Yorkshire Eyalet Polisi İstanbul Polisi'ne bir faks çekerek "yardım" teklif ediyor. Bu faksta "taraftarların İstanbul'a geliş saatleri güncelleştirilerek bildirilecektir" deniyor...

Bildiriliyor mu?

* * *

5 Nisan saat 21.00...

Beyoğlu Rıhtım Kafe'de bulunan Leeds taraftarlarının olay çıkardığı bilgisi polise ihbar ediliyor. Olay yerine ulaşan güvenlik güçleri, Kafe'nin bulunduğu sokağı iki taraftan barikat kurarak kapatıyor. Olay, konsolosluğa haber veriliyor. İngiliz konsolosluğundan bir kişiyle, bir İngiliz polisi sokağa geliyor.

Taraftarları yatıştırmada Türk polisine yardımcı oluyorlar. Bir süre sonra, İngiliz taraftarlar, küçük gruplar halinde Rıhtım Kafe'den ayrılıyorlar.

Ancak, ayrılan gruplar, Fransız konsolosluğunun arkasındaki bir barda yeniden buluşuyorlar. Sonra da 50-60 kişilik bir grup halinde Taksim'e çıkıyorlar.

Gecenin ikinci olayı, burada, The Marmara'nın önünde meydana geliyor.

Sarhoş İngilizler dondurma yiyen iki gencin ellerindeki dondurma külahlarını alıp, yüzlerine çarpıyorlar. Rastlantı olarak orada bulunan A.A. muhabirinin kamerasını parçalıyorlar. Çevredeki Türklerin müdahalesiyle "kavga" çıkıyor. (Burada henüz bıçaklı kavga yok; bıçaklı yaralama da yok..) Polis çıkan kavga üzerine; olaya müdahale ediyor. 12 İngiliz'i gözaltına alıyor.

Diğer İngilizler dağılarak kaçmaya başlıyorlar. Bir grup Gümüşsuyu'na, ikinci grup Sıraselviler'e doğru koşuyor.

Ve üçüncü grup...

Bu grup, meydanın karşı tarafına geçerek, kaçmaya çalışıyor. (McDonald's'ın önüne doğru...)

İşte bu noktada "talihsiz" bir karşılaşma oluyor.

Daha önceki kavga ve olaylarda yer almayan ve o sırada Taksim'e gelen "organize" grupla bir anda "yüz yüze" geliyorlar.

"Organize grup" tanımlaması polise ait.

Ve işte, tüm Türkiye'yi üzen, dünyayı sarsan görüntüler de burada yaşanıyor.

Birkaç dakika içinde... Bıçaklar çekiliyor... Bilanço: 2 ölü, 3 yaralı.

* * *

Gece... Olaylardan sonra Beyoğlu İlçe Emniyet Amirliği...

İngiliz konsolosluğundan, Leeds kulübünden, İngiliz polisinden yetkililer, hepsi orada...

Daha önce verileceği taahhüt edilen taraftar listeleri, ancak o gece, (yani iş işten geçtikten sonra), İngiltere'den Türkiye'ye fakslanıyor. İlki 00:56'da. İkinci grup 01:05'te. Sonuncu liste de 04:09'da gönderiliyor. Yani Bağdat harap olduktan sonra. Oysa fakslardan anlaşılıyor ki; İngiliz seyahat şirketi listeleri Leeds kulübüne 5 Nisan'dan çok önce, 29 Mart'ta göndermiş..

O saatten sonra, ortak önlem alınıyor. Sabaha karşı gelen uçakta "holigan" oldukları belirtilen yolcular Türkiye'ye sokulmuyor. Maç saatine kadar gün boyu İngilizler otellerinde korunuyor. Hatta Ali Sami Yen'de İngiliz taraftarların bulunduğu tribünde İngiliz polisinin görev yapmasına da izin veriliyor...

* * *

Bu, olaylarda adı geçenlerden bir tarafın senaryosu...

Bu anlatılanlardan sonra da; sorgulanacak, sorulacak çok şey var elbette. Özellikle son ve asıl bıçaklı saldırı sırasında polisin müdahalesinin gecikmesi. İngilizlerin listeleri bildirmemesi, vs...

* * *

İki taraflı hatalar zinciri ve kaotik bir ortam. "Kurt"un seveceği dumanlı bir hava yani..

Hiç komplo teorisi sayılmazsa şayet; bütün ihtimaller arasında bir de "provokasyon" sözcüğünü küçücük de olsa telaffuz edebilir misiniz?

Küçük bir "adi" olayın yarattığı "büyük" sonuçlara bakarak?..

Bütün provokasyonlarda olduğu gibi!..

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır