|
|
RUHAT MENGİ(rmengi@sabah.com.tr
)
|
  
Kılıç-kalkan ekibiyle mi gitsek?
Hayat ansiklopedime baksanız 4 maçı baştan sona izlememişimdir. Hani her takımda kaç kişi oynar deseniz bilmem (yok artık), ayıp değil ya herkesin herşeyi bilmesi mümkün değil. (Gerçi aramızda "Sen neymişsin be abi" dedirten arkadaşlar var ama..) Yine de "Gider misiniz Ruhat Hanım?" diye sorulduğunda bana "Giderim" cevabını verdim hiç düşünmeden ve de korkmadan, dikkatinizi çekerim. Neden söylemeyecekmişim, var mı örneğin parti liderleri arasında bu cesareti gösteren? Haydi buyrun, sizin de katkınız var olayların bu boyuta gelmesinde, sonucu da paylaşalım, birlikte kafa tutalım Leeds taraftarlarına.
Peki, madem ki gelmiyorsunuz, ben gider hepimizin payına düşen dayağı yer gelirim!
Gerçi kendimi bildim bileli Galatasaraylı'yım ve takımıma yapılan bu haksızlık benim de kanıma dokunuyor, onların yanında olduğumuzu gösterme görevine hayır demiyorum ama yanlış yaptık yanlış! Leeds United-Arsenal maçında Türkler'e, Türk basınına yapılan muameleyi izlemek beni kahretti. İngiltere'ye ilk kez lise öğrencisiyken gittim, daha sonra da sayısız defalar. Üniversiteyi Manchester'da bitirdim, yıllarca yaşadım, tek bir kez kaba bir davranışla karşılaşmadım. Sayısız İngiliz arkadaşım var Türk dostu olan ve bizim için kendi sefaret mensuplarımızdan çok çalışan. Parlamentolarında Türkiye'yi (tarihimizi bizden iyi bilerek) nasıl savunduklarını da size anlatmıştım. Şimdi medyasından polisine hepsi düşman kesildiler.
Bunun nedeni olarak sadece onları suçlama hatasına düşenler bir hata daha yapmaktalar. Ne hükümet, ne de milletin tepkisini yansıtması gereken basın tek bir ses gibi hareket edemedi zamanında.. Onları ırkçılıkla suçlarken kendi yanlışlarımızı da bilelim. Bilelim ki aynı hataları tekrarlamayalım. Faruk Süren "Sessizliğimizin nedeni olayı bize mal etmek istemeleri" demişti bana telefonda 9 Nisan Pazar günü. Oysa asıl konuşsalar, katilleri taraftar kabul etmediklerini, olayı şiddetle kınadıklarını İngiliz basınında açıklasalar o zaman kimse olayı onlara mal edemezdi.
Bakanlar, liderler konuşsa o zaman Türkiye'ye mal edemezlerdi. Hakan, İngiliz gazetelerine şimdi "Acınızı paylaşıyorum" demiş. Güzel ama geç. Söylediği çok doğru sözleri Kulüp olarak ilk gün duyurmalılardı, yalnız burada değil orada da..
Bu işler kavgayla, nefretle değil diplomasiyle halledilir. Leeds-Galatasaray maçından sonra, kazansak da kaybetsek de olayı masaya yatırmak ve nerede hata yapıldığını bulmak zorundayız. Evet, onlar da sürdürdüler, büyüttüler ama biz fırsat verdik unutmayalım. Perşembe'ye Leeds'de hepimiz adına bol bol tezahürat yapacağım. Sesimin yeterince duyulacağına hiç şüpheniz olmasın!
Bella'ya veda.. Ve Vakko
Dışardan bakılınca bu başarıların kolay kazanıldığını, birtakım bol maddi imkâna sahip müteşebbislerin bu işleri kuruverdiğini sanıyor insan. Çoğu kez gerçek sanılandan farklı olabiliyor.
Aynen Vakko'da olduğu gibi. Uzun yıllar önce Bay Vitali moda ile ilgili bir işe başlamaya karar verdiğinde buna yetecek sermayeyi toparlamakta zorluk çekiyor. Tam o sıralarda ablası Bella, Rafael adında genç bir memurla evlenmek üzere. Rafael, Musevi geleneğine göre Bella'dan (dikiş dikerek biriktirmiş olduğu) drahomayı alıyor. Düğün yapılıyor, aradan bir süre geçiyor ama Vitali Hakko'nun iş kurma arayışları bitmiyor. Bunu gören Rafael getirip drahomayı kayınbiraderine veriyor ve diyor ki "Al, bu para sana helâldir, istediğin işi kur."
Bella da giriyor işin içine, birlikte Vakko'nun başlangıcı olan küçük şapka mağazasını kuruyorlar. İşte o küçük mağaza sonunda bugünkü dev Vakko kuruluşlarına, fabrikalarına dönüşüyor. Aile boyu dev bir gayret, nefes alınmadan yapılan bir çalışma sonunda.
Hakko Ailesi hayatı boyunca çalışmasını hiç aksatmayan Madam Bella'yı geçen hafta kaybetti. Bu nedenle, aksi bir tesadüf sonucu aynı haftaya denk gelen Vakko defilesinde aileyi Cem ve Betina Hakko temsil etti.
Dolmabahçe Kültür Merkezi'ndeki yaz defilesi bence kusursuzdu. Yılın en gözde çizgi ve renklerini yansıtan giysiler, nefis bir organizasyon. Tüm izleyenlerin gurur duymasını sağlayan bu başarıdan dolayı tüm Vakko ekibini kutluyorum.
İnönü hazırlıksız yakalandı
15 Nisan Cumartesi günü İTÜ'de, CHP'nin bir toplantısı vardı. AGİT Parlamento Asamblesi Başkanı Helle Degn'den Avrupa Kadın Sosyalist Enternasyonal yöneticilerine, Erdal İnönü'den Altan Öymen'e kadar çok değerli konuşmacıların yer aldığı, "21. yy'da kadının siyasetteki yeri" konulu toplantı.
Konuşmaları dikkatle izleyince bizdeki erkek siyasetçilerin hâlâ bu konuya bir fantezi olarak baktıkları anlaşılıyor. İnönü'nün pek hazırlanmadan çıktığı kürsüde "Kadınların, hele iyi konuşma yapıyorlarsa ortaya çıkıp konuşmaları etkileyici oluyor" demesi, beni yerimden sıçrattı. Zihnimden hızla geçenleri söyleyeyim: "Ancak güzel konuşan erkekler kadar etkileyici. Hazırlıksız çıkıp böyle hata yapan erkekler de tahammül edilmez oluyor."
Şule Bucak, Yaşar Seyman, Helle Degn, Marlene Haas ve Anna Karamanou'nun konuşmaları etkileyiciydi çünkü hazırlanarak gelmişlerdi. Özellikle yabancı konuşmacılar "siyasette kadın kotası"nın öneminden, demokrasi için en az % 0 kotanın şart olduğundan bahsettiler.
Biz ise nedense buna hâlâ bir türlü inanamıyoruz.
|
 |
Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır
|