Doktor arkadaşımıza, biz yargı mensuplarının emsallerinden çok daha fazla kazandıklarını belirtmesi karşısında emsallerimiz olarak kimleri dikkate aldığını sormak isterim. Ayrıca doktorların "ağlamamalarının" sebebini de, şartlarının ağlanacak derecede kötü olmadığından kaynaklandığını düşünüyorum. Bir doktor özellikle de arkadaşımızın örnek verdiği 1/4 derecedeki bir uzman hekim, devlete bağlı hastanelerde çalışarak sabit bir gelir ve müşteri çevresi elde etmekle birlikte, aynı zamanda çok büyük bir çoğunluğu özel muayenehanelerinde de maaşlarının birkaç katı tutarında gelir elde etmektedirler. Hatta doktorlar arasından vergi rekortmenleri çıktığını hepimiz çok iyi biliyoruz. Hangi hakim ve savcının vergi rekortmeni olduğunu da, arkadaşımız öğrenirse bize bir zahmet bildirsin.
"Adalet teşkilatı nesuplarına sağlanan avantajların" neler olduğunu da kendisi bilmesine rağmen biz maalesef bilemiyoruz. Üçüncü sınıf lojmanlarda, tabii ki bulunduğu yerlerde barınmak, herhangi bir makam veya keşif aracından yoksun olarak arazi koşullarında çalışmak, internet çağında harfleri silinmiş daktilolarla karar yazmak, kiralık işhanlarının köhne binalarında görev yapmak, hakkında müsadere kararı verdiğimiz silahlardan birisi bile reva görülmeyerek savunmasız bırakılmak, bir de bunun üzerine kimseye yaranamayıp aleyhine işlem yaptığınız şahıslardan tehdit almak eğer avantajsa son derece geniş avantajlara sahip olduğumuzu belirtmekle gurur duyuyorum.
Sayın doktor arkadaşımızın ilginç, ilginç olduğu kadar da anlamsız ve tehlikeli tesbiti ise, sadece hakim ve savcıların değil bütün devlet memurlarının vicdanı ile cüzdanı arasında kaldığı hususu olup, bu tesbite katılmakla birlikte, diğer memurlar rüşvete yöneldiğinde onların hakkında yargıya müracaat etme imkanının olduğunu, ancak yargı rüşvete yöneldiğinde durumun ne kadar vahim ve tehlikeli boyutlara ulaşacağını hatırlatmak isterim. Sistem tıkanınca arındırma mekanizması temizler, peki ya arındırma mekanizması tıkanırsa ne olur?..."
NOT: Bu mektuba yarın da devam edeceğim.