kapat

18.04.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
microbanner
Sabah Künye
Atayatirim
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
CENGİZ ÇANDAR(ccandar@sabah.com.tr )


Özal, özeldi...

Türkiye, bundan yedi yıl önce, 18 Nisan gününe, on yıldır ilk kez Turgut Özal'sız uyanmıştı. Türkiye'de 1983-93 arasındaki on yıla damgasını vuran ve en önemlisi, Türkiye, çarçabuk 21.yüzyıla hazırlayan insan, aynı acelecilikle, bu dünyayı terkedip gitmişti.

Ölümünden bu yana geçen yedi yıldır, her 17 Nisan'da onun için anma törenleri düzenleniyor. Bu törenlerden biri mutlaka, kurucusu olduğu ANAP'ın damgasını taşıyor. Arkasında üzerine "Özalcı" etiketi yapışmış bazı kişiler bırakmakla birlikte, aslında bir örgüt veya bir akım bırakmadığı için, anma toplantıları da, ister istemez, yetmiş yıla yakın bir süredir yapılan Atatürk'ünkülere benzer bir içeriksizlikle geçiyor. Bu halden kendisini ANAP da kurtaramıyor. Böyle olması kaçınılmaz.

Bu dünyadan göçüp gittiği sırada, ANAP'la yollarını ayırmıştı. O kadar ayırmıştı ki, Cumhurbaşkanlığı süresini tamamlamadan, Çankaya'dan inip başını çekeceği, Türkiye'nin yarınını hazırlamayı düşündüğü yeni bir siyasi hareketi başlatmayı ciddi ciddi düşünüyordu. Zaten, bugünkü yönetimi altındaki ANAP da yollarını onunla ayırmıştı. Kurucusu, isim babası, ambleminin dahi tasarımcısı olduğu partinin merkezlerinde fotoğrafları indirilmişti. Partinin Genel Başkanı Mesut Yılmaz, ölümünden birkaç gün önce aldığı kararla, Cumhurbaşkanı Özal'ı yurtdışından dönüşlerinde karşılamaktan vazgeçti. Ana muhalefet partisi lideri olarak protokoldeki yerini almaktan kaçındı. Bu karar, ölümünden hemen önce çıktığı Türk cumhuriyetleri gezisinin dönüşünde uygulanmıştı da. Yine aynı dönemde, Süleyman Demirel'in yakın adamı olarak bilinen, Ulaştırma Bakanı sıfatını taşıyan ve en önemli icraatlarından biri olarak, Cumhurbaşkanı Özal'ın fotoğraflarını havaalanları dahil, bakanlığına bağlı tüm birimlerde yasaklayan kişi bugün ANAP'ta.

Aradan geçen yedi yıl içinde, o sıralarda sırtlarına yapışmış "Özalcı" etiketinden pek memnun olan şahısların çok büyük bölümü, Özal ile hiç ilgisi bulunmayan siyasi çevrelerde ikbal aramaya, Özal ile hiçbir ilgisi olmayacak işler yapmaya başladılar.

Türkiye'de siyasi kimlik anlamında "Özalcı" falan yok. Ama buna mukabil, halâ Özal'a büyük bağlılık hisseden ve onu arayan milyonlarca insan var. Bunların ezici çoğunluğu "isimsiz" kişiler. Cenazesini, hem Ankara'da ve hem de daha da çarpıcı biçimde İstanbul'da cumhuriyet tarihinin en görkemli kitle hareketine çevirenler.

Turgut Özal, hâlâ çözülebilmiş ve yerli yerine oturtulabilmiş bir dönemi ifade etmiyor. Herşey daha çok taze. Yedi yıl su gibi aktı, gitti. Atatürk'ü dahi daha tarihteki yerine tam oturtamayan bir ülkede, Özal'ın tarihte alacağı yerin tanımı üzerine genel bir mutabakat bulunması imkânsız.

Bunun böyle olması, bu gibi nedenlerden kaynaklansa da, Özal'ın kendisinden de kaynaklanıyordu. Turgut Özal, bugün Türkiye'de hasım konumlara kendilerini yerleştiren birçok şahıs, örgüt, çevre ve merkezin herbiri için anlam taşıyan; Türkiye'nin "olağanüstü kavşak noktası" idi.

Türk silahlı kuvvetleri, modernizasyonunu, kendine güvenli, silah üretimine geçebilen bir yapı olmasını ona borçludur. O, kimliklerinin tanınması için, Kürtlerin umut ve sevgi bağladığı sanki "son Türk lideri" idi. İslâm” kesimler, onun döneminde nefes alıp, siyaset sahnesinde belirmeye başladılar. Türk Dünyası'nın, Sovyet komünizmi artığı olup da hızla elbise değiştiren şahsiyetleri olmayan, kuvvetli "Türkçü ve Türkiyeci" şahsiyetleri için, Turgut Özal, "Türk Dünyası'nın umut ufku" idi. Batı'nın ve özellikle Amerika'nın siyaset adamları için, o, Türkiye'yi çağdaş dünyaya taşıyan isimdi. Amerikan Yahudi çevrelerinin hayranlık duyduğu tek Türk lideri o oldu. Araplar ve İranlılar, kendilerini anlayan Türk lideri olarak onu görüyorlardı.

Bütün bunların tümünden bir anlamda daha önemli olan husus, Türkiye'de yenilik ve değişim arayan tüm düşünce sahipleri, onun Cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturması sayesinde büyük bir güvenceye sahip bulundukları psikolojisi içinde, Türkiye'de pek görülmemiş ölçüde "özgürlük oksijeni"ni ciğerlerine çekiyorlardı.

Türkiye, son yedi yıl içinde "anti-Özal" güçlerin eline geçti. Onlardan "kurtarıldığı" vakit, Turgut Özal'ı anlamaya ve gerçekten anmaya başlayacak...

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır