


İş Galatasaray'a kaldı!
Zaten iş Galatasaray'daydı... Yenilecekler onu biliyorlar. Galatasaray bu yüzden sinmez.
Ama bizim kazanma keyfini orada kutlamamızı engellediler.
Leeds United işi İngiltere-Türkiye boyutuna taşıdı.
İngiltere tek yumruk oldu, polisi "Burada çok Türk ölür. Biz koruyamayız, bu riski alamayız" dedi.
UEFA, "Türkleri korumak" adına Galatasaray'ı taraftarından mahrum etti!
Biz burada istediğimiz kadar fatura keselim...
Emniyet tedbir alsaydı!
Türk devleti devreye erken girseydi, bastırsaydı!
Geçmiş olsun.
Fanatik şiddetin bedelini milli ceza olarak ödüyoruz.
İki katilin faturası Türk milletine çıktı!
***
UEFA "Bir Türk'ün burnu kanasa Leeds hükmen mağlup olur" kararı alamaz mıydı?
Taraflara milliyet değiştirseniz alırdı!
UEFA suistimale çok açık geçici bir karar aldı, bir tek Galatasaray'a karşı çalışacak!
Sonra göreceksiniz, şiddet olaylarının engellenmesi için ev sahibi ülkeye düşen bir dizi önlem sıralayacaklar.
İş Galatasaray'a düşüyor, taraftarsız oynayacak, yenecek, dönecek!
Ama sahaya bir tane bile bozuk para düşmemesi İngilizlerin işi, herhalde bunun sağlanması için, seyircinin tezahürat dışında başka bir "eylem" yapmamsası için gerekli tedbir ve müeyyidelerin alınması sağlanacaktır.
İngiltere destekli Leeds, cezayı Galatasaray'a kestirdi.
UEFA cezayı Türk seyircine kesti.
Bunun sonucunda Galatasaray yenilmez...
Taraftar Danimarka'yı bekleyecek!
"İnternet için ne yaptın" sorusuna cevaplar
İnternet haftasında internet için ne yaptın çağrısına TÜBİTAK'tan, Başkan Namık Kemal Pak imzalı bir cevap geldi, bir bölümünü yayınlıyorum...
TÜBİTAK, 1991 yılı boyunca uğraştı.
1992 yılı boyunca uğraştı.
23 Ekim 1992'de ilk bağlantı kuruldu.
5 Nisan 1993'de 64Kbit'lik ilk hat kuruldu.
21 Nisan 1993'de ilk ateş yandı ve internet Türkiye'nin genel kullanımına sunuldu.
1996'da Ulusal Akademik Ağ ve Bilmi Merkezi (ULAKBİM) kuruldu. Bugün ULAKBİM ülkemizin en büyük internet ağını, ULAKNET'i işletiyor.
Atlı ulaktan, ULAKNET'e...
Bu kadarını gönül kaldırmıyor.
Anadolu'daki bir araştırıcımız, Amerika'daki bir meslektaşının web sayfasından bir makale çektiği zaman bunun ücretini TÜBİTAK ödüyor. Ama o arkadaşımız bunu bilmiyor. Bu bizi mutlu ediyor.
Bugün bir milyon insanımız interneti kullanıyor, yarın daha çok insanımız kullanacak. Ve bilmediğimiz daha az şey kalacak.
***
Diğer cevap İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nden...
İstanbul Emniyeti'nin son derece gelişmiş bir sayfası var, "online" pasaport başvurusu bile yapabiliyorsunuz. Onlar da interneti vatandaşın hizmetinde kullanmanın güzel bir örneğini sergilediklerini hatırlatıyorlar. Adres:https://www.iem.gov.tr
Herkese çok tea sugar at your room!
"Teşekkür ediyorum"u yabancılara söyletmek için bulunan (Zuhal Mansfield patentli) "tea sugar at your room" formulü üzerine çok e-posta geldi, anlaşılan formül tuttu. Yabancılar da rahat bir nefes almış!
Zeyda Üstün'den gelen bir e-posta da Fransız konuklar için bir incelik anlatıyor.
"Tea sugar at your room"un Fransız çeşitlemesi şöyle...
Türk firması Fransızlarla işbirliği yapıyor, planlar muhteşem, pazar harika, işbirliği anlaşmasını imzalayacaklar. Programda önce bir akşam yemeği var, sonra imza töreni. İmza sonrası da kadehler kalkacak, işbirliği şerefine şampanya yudumlanacak.
Fransız kibar, soruyor, "Siz Türkiye'de kadeh kaldırırken ne diyorsanız ben de onu söylemek isterim!"
"Şerefe" diyorlar.
Fransız tekrarlıyor lakin bir türlü dili dönmüyor. Türk Genel Müdür, cin, aklına geliyor ve işi Fransızcaya döküyor:
- Çok basit, siz Fransızca söyleyin... "Cherie finissez" (tercümesi "Sevgilim bitirin") dediğinizde aynen bizim "Şerefinize"yi telaffuz etmiş oluyorsunuz!
Fransız bayılıyor bu fikre.
Akşam yemek yeniyor, şaraplar içiliyor, sıra geliyor imza törenine...
İmzalar atılıyor, Fransız kadehini kaldırıyor ve "Cherie c'est assez" (tercümesi "Sevgilim yeter") diyor.
Fransızca bilen Türkler gülmekten yerlere yatıp masanın altına kayarken, diğerleri pek bir anlam verememiş.
Şirkette hala bazı yemeklerde bu senaryo gülme vesilesi olarak tekrarlanıyormuş.