


Cumhura başkan seçmek...
Cumhuriyet yetmişyedi yaşında... Bunun yirmiyedi yılını tek parti devri olarak yaşadık.
Bu dönemde iki cumhurbaşkanımız oldu. Atatürk onbeş; İnönü oniki yıl cumhurbaşkanlığı yaptılar... Birinin unvanı "Ebedi Şef"; diğerinin ki "Milli Şef"ti.
Şefler dönemi bitti; demokrasiye geçtik. Artık liderlerden söz ediyorduk.
Demokrasimiz on yıl sürdü. Yine bir parti lideri olan Bayar, gürültüsüz patırtısız üst üste üç kez cumhurbaşkanı seçildi.
Bu üç cumhurbaşkanının üçü de, hamuru siyasette yoğrulmuş kimselerdi. Milleti iyi tanıyorlardı, millet de kendilerini iyi tanıyordu.
***
Sonra ihtilaller dönemi başladı. Bazen de ihtilal tehditlerinin yoğunlaştığı ara dönemler yaşadık.
İhtilaller, cumhuriyete başkan seçme üslubunu değiştirdi...
İki büyük ihtilalin arkasından, o ihtilallerin liderlerini cumhurbaşkanı seçtik. Yani parti liderleri gibi ihtilal liderlerini Çankaya'ya taşıdık. Hem de ihtilallerin devirdiği yüce Meclis'in kararı ile...
***
Meclis dışından cumhurbaşkanı seçmenin bütün yöntemleri denendi ve görüldü ki bu üslup siyasetle doku uyuşmazlığı içindedir.
Otuz yıl bu dokusu uyuşmaz tezgahtan cumhurbaşkanı seçtik. Dışarıdan adam arama geleneği böyle başladı.
Dönemin liderleri, kendilerini başbakan yapan Meclis'i kendi içinden cumhurbaşkanı çıkaracak deney ve olgunlukta görmediklerini sorumsuzca pompaladılar. Ama sıra güvenoyu almaya gelince Meclis'i milli iradenin kutsal mabedi gibi yücelttiler.
1960 ihtilali ile getirilen yöntem tam otuz yıl sürdü. Sonra demokrasi yeniden sağduyuya kavuştu. Hamuru siyaset teknesinde yoğrulmuşları yeniden cumhurbaşkanı seçme cesaretini kazandık.
***
Ortaya Özal çıktı; otuz yıllık Meclis dışından adam bulma geleneğini kırdı. Demokratikleşmenin asıl başladığı çizgi budur. Özal bu sevimsiz oyunun perdesini yırttı ve sekizinci cumhurbaşkanı olarak Çankaya'ya çıktı.
Ardından Demirel aynı üslup ile Çankaya'da yedi yıl görev üstlendi. Erdal İnönü'nün sağduyu ve demokrasi cesareti unutulmayacaktır.
Elinizi vicdanınıza koyun ve itiraf edin. Eğer rahmetli Özal bu demokrasi dışı geleneği kırmasaydı, Demirel'in Çankaya'ya çıkması mümkün olabilir miydi?
***
Şöyle geriye dönün bakın, geçmiş elli yılın en başarılı cumhurbaşkanı Özal ve Demirel'dir.
Zaten bu başarı değil midir ki Demirel'i yeniden Çankaya'da göreve davet etmek ihtiyacı duyurmuştur?
Cumhurbaşkanı seçiminde oluşmuş demokratik geleneği yeniden bozup otuz yıl öncesinin ara rejim palyatiflerine iltifat etmek isteyen öneriler getiriliyor. Ara rejim yöntemlerine dönülmesini isteyen; hatta gizliden gizliye telkin eden yaklaşımlar var.
***
Liderlerin cumhurbaşkanı seçilmesi Cumhuriyetimizin en önemli geleneğiydi. Bu gelenek sürdürülmelidir. Sürdürülmelidir ki pekişen üslup yedi yıl sonra genç cumhurbaşkanlarını Çankaya'ya taşıyabilsin...
Meclisimizde bugün genç lider Bahçeli var. Genç lider adayı Abdullah Gül var, Genç lider Çiller var...
Meclis, Cumhurbaşkanını meclisteki liderler arasından seçmeli ki, genç liderler yedi yıl sonra sıranın kendilerine geleceğine inandıkları demokrasiye şimdiden sahip çıkabilsinler.
Tarihe gömülmüş dışardan adam arama palyatifi artık unutulmalıdır.
***
276 Meclis'in en önemli oy sayısıdır. Bir hükümetin güven oyu aldığı zaman çok itibar edilen ve kutsal sayılan 276 oya, eğer cumhurbaşkanı seçiminde "tesadüf" deniliyorsa demokrasiyi hazmetme henüz başarılmış değildir.
Meclis'in iki büyük partisinin toplamı 276 etmiyor. Demek ki bu sayı için üç partinin ittifakı gerekli.
Eğer 276 ile seçilen cumhurbaşkanını tesadüf gibi görmeye başlarsak, Meclis'ten çıkmış hiçbir karar ile öğünemeyiz.
Bu üslup, bir süre sonra milli iradeyi küçümseyen seviyesiz böbürlenmeye dönüşür.
Hatta başlatıldı bile...