Olduğundan fazla görünme polimi hızla kıç üstü oturmaya başladı. Bu da yavaş yavaş ruhsal bunalımlara dönüşüyor.
Eskiden liseyi bitirdin mi, memurluğa kapağı atmak işten bile değildi. Hele Harbiye'den "Mülazım'ı sani-Asteğmen" olarak çıktığında, mahallenin Kont'u, Baron'u, Marki'si itibarını görürdün..
Alt katlarının pencereleri kafesli, tahtaları kararmış ahşap evlerin; sokağa tek başlarına bırakılmayan yeni yetme kızları, bir zabitle nişanlanma rüyaları görürlerdi.
Menderes'in, I.Dünya Savaşı'ndaki ölçek ve koşullanmalardan henüz kurtulamamış olan orduyu, "Battal Gazi Ordusu" diye küçümsediği dönemlerde bile; kenar mahalle kızlarının, gizli flörtler üstüne yaptıkları dedikodulardan en imrenmelisi, içlerinden birinin bir teğmenle dolaşır olmasıydı.
- Biliyor musun, derlerdi; o, subayla konuşuyor.
Cumhuriyet'in kaymak tabakası, bizim aile de dahil, sivil-asker bürokratlarla militerler takımıydı.
Ne var ki, kaymak tabaka sadece yönetici bir takımdı; üretici bir takım değildi ve hem ekonomi bilincinden yoksundu, hem hukuk bilincinden, hem de tarih bilincinden...
Gerek ekonomi, gerek hukuk, gerek tarih, belirli sloganlar içinde hemen eritiliverirdi.
Ekonomi deyince, "Demirağlarla ördük anayurdu dört baştan" türü birşeyler söylemek yeterliydi...
Hukuk, "İmtiyazsız sınıfsız birleşmiş bir kitleyiz", yahut "hepimiz birimiz, birimiz hepimiz için" teranesinden ibaret gibiydi.
Bu konuda ufak tefek ev içi eleştiriler olursa, ailenin kaymak tabakadan olan Paşa babaları, yahut Genel Müdür babaları, "halka rağmen halk için" derlerdi...
Tarih bilinci ise dört sözcüklü bir nağradan ibaretti, "Kahraman atalarımız, şanlı tarihimiz"...
Bugün 30 yaşından küçük, 40 milyon genç var Türkiye'de... Liseyi bitirince de, ne Mal Müdürlüğü'nde, ne Tapu Dairesi'nde; cepte keklik değil, Baş katip yardımcılığı...
Kaldı ki, aylıkları da çok düşük Hazine'den geçinmeli kadroların.
Bazı özel hastahanelerde -geçirilen ameliyatla birlikte- 4 gecenin faturası, 4 milyara kadar çıkabiliyor...
Ve genç hemşireler, sinirlendiklerinde:
- Daha olmazsa gider manken olurum, bıktım bu işten, diyorlar.
Kendilerini manken adayı olarak görenlerin ise hayalinde, son model arabalı, "İthalatçı-İhracatçı" olduğunu söyleyen, havalı bir delikanlıyla, pahalı kulüplere gitmek var geceleri...
Cumhuriyet'in kaymak tabakasındaki "tepeden tavır", yeni dönemin zenginlik parfümü sürünmüş havalı kadrosuna, "olduğundan fazla görünme" biçiminde vidalanıyor...
Ve global sermaye akışı hızlandıkça...
İnsan malzemesindeki gerçek kalite, taklidini süpürmeye yöneliyor. Temeldeki birikimsizliklerle bilinçsizliği, "sloganlarla maskeleme" geleneği, 8 şiddetinde bir depreme uğruyor.
Hızla ortaya çıkıyor ki, yüz yıllar boyu Padişah efendilerinin kulları olarak doğduklarına koşullanmış olan kitlelerde; ne ekonomi bilinci var, ne hukuk bilinci, ne de tarih bilinci...
Bu kez abuk sabuk, megalomanyak, tutarsız bir salaklık salgınının, "ben de varım" filmleri başlıyor oynamaya her köşede... Kimi mistik, kimi şoven, kimi fiyaka merdivenlerine tırmanmaya çalışıyor...
Ancak temelde tek değişmeyen eski maya, Türkler'in mesleksizliği...
Bu da öbek öbek ruhsal bunalımlar zincirini halkalıyor...
21. Yüzyıl, ister istemez beyinsel bir aristokrasi dönemini de başlatacaktır.
Sap saman da, o zaman daha belirgin ayrılacaktır biribirinden...
Ve daha iyi anlaşılacaktır ki, kuru sıkı atışlarla, uzaya füze fırlatılamıyor...