


Ecevit'e ne oldu?
Bir çılgınlıktı Hindistan gezisi... Böylesine zor bir geziyi 3 güne sıkıştırmak olacak iş değildi.
Hele Ecevit gibi sağlık sorunları olduğu bilinen bir lideri, orada saat başı kabullere boğmak, 40 derece sıcak altında yürüyüşlere zorlamak, teri kurumadan klimalı uçağa sokmak ve dinlendirmeden döndürüp Meclis cehenneminin içine atmak akıl almaz bir organizasyondu.
Protokol bunu nasıl yaptı, Başbakanlık nasıl müsaade etti, Başbakan'ın sağlık danışmanları niye karşı çıkmadı, anlamak mümkün değil!
Muhtemelen ülkenin siyasi durumu yüzünden program o kadar sıkıştırıldı, ama sonunda Başbakan'ın durumu, ülkeninkinden beter oldu.
Size üç günlük geziyi özetleyeyim, kararı kendiniz verin.
***
Doğrusu hepimiz için yorucu bir geziydi, ama Meclis'te zorlu bir gecenin ardından yola çıkmış Ecevit için hepten yıpratıcıydı.
30 Mart öğleyin yola çıkan Ecevit, 6 saat uçtuktan sonra Yeni Delhi'deki Taç Palas Oteli'ne geldiğinde yorgundu. Yemeğini yiyip hemen odasına çekildi. Ertesi sabah Cumhurbaşkanlığı sarayında tören vardı.
Isı 35 dereceydi. Güneş altında takım elbiseyle tören kıtasını denetleyen Ecevit'in yürürken zorlandığını gören Hintli meslektaşlarımız "Başbakanınızın nesi var?" diye sorma gereği duydular.
Bu törenin ardından Mahatma Gandi Anıtı'nı ziyaret etti Başbakan... 10.30'da otele döndü. Hintli devlet bakanını kabul etti. Bir saat sonra da Cumhurbaşkanı'na yemeğe gitti. 14.30'da döndü, bir süre dinlendi. 16.00'da Türk-Hint iş konseyinde konuşmaya gitti. 16.30'da döndü. Hindistan Cumhurbaşkanı Yardımcısı ile görüşmeye gitti. Akşam da Başbakan'la görüşüp yemek yedi. Bu haliyle ilk gün de yoğundu ama 2. ve 3. günlere göre "sakin" sayılırdı.
***
Ecevit'in 2. günü, Hintli gazetecilerle görüşmesi ile başladı. Birkaç kabulden sonra öğleyin Taç Mahal ziyareti için Agra'ya hareket etti. Uçaktan inmeden, heyettekilere ceket ve kravat çıkarma izni anons edildi. Bu, aşağıda bizi neyin beklediğinin ilk işaretiydi. Diplomatlar ve bürokratlar rahat bir soluk aldılar. Ecevit de ceketiyle kravatını çıkardı ve mavi gömleğiyle çıktı 45 derece sıcağın altına...
İşte orada çok endişelendiğimi itiraf etmeliyim. Başbakan'ın Taç Mahal'e yürürken çok yorulduğunu açıkça görebiliyorduk.
Rahşan Hanım hep yanıbaşında, doktoru ve hemşiresi hemen arkasındaydı.
Nedense bir şemsiyeyle korumaya almak ya da heyet üyelerine bir keten kasket vermek düşünülmemişti. Öyle ki bir ara Başbakan birinin başında şapka görünce, "Benim kasketim nerede acaba?" diye sordu, ama yanıt alamadı.
Bir saat süren bu ziyaretten ter içinde döndü ve uçağın buhar püskürten klimalarının altına oturdu.
Kalküta'da Grand Oberoi Oteli'ne kendimizi zor attık. Biz uykuya çekilirken onun gece Ankara'daki krizi çözmek için çalıştığını öğrendik.
***
3. gün en fecisiydi. 4-5 saatlik uykuyla duran Başbakan'ın programında Tagore'un okulunun bulunduğu Shantinikhatan vardı. Buraya ancak helikopterle gidilebiliyordu. Türk Heyeti son derece eski model bir helikopterin iki demir üzerine tutturulmuş tahta sıralarında 1 saat yolculuk yaptı. Ecevit orada da fahri doktora törenine katıldı. Yine güneş altında Tagore'un okulunu, evini ve müzesini gezdi. Öğle yemeği yedi.
Yine 1 saat süren gürültülü ve hararetli bir helikopter yolculuğu yaparak Kalküta'ya döndü. Yolculuğun sıkıntısından kıpkırmızı olmuş genç bir milletvekili "Ben artık dayanamıyorum" diyerek heyetten koparken, Ecevit, klimalarla iyice serinletilmiş bir tiyatro salonunun sahnesine alındı. Uzun uzun kendisi hakkında yapılan konuşmaları dinledi. Hazırlanan hediyeleri teker teker ayakta kabul etti. Sonra da uzun bir konuşma yaptı. Bunun Başbakan'ın konuşmalarının alıştığımız akıcılığında olmadığını hepimiz gözledik.
Aynı akşam 17.00'de, o törenden alıp havaalanına götürdüler Ecevit'i...
Tam 7 saat 45 dakika süren bir uçuşla Ankara'ya döndü.
Uçak, bitkinlikten uyuyakalmış gazeteciler ve işadamlarıyla doluydu. Bir ara Başbakan'ın yanına gittim. Uyanıktı, ama yorgunluk yüzünden okunuyordu.
İndiğinde bir de basın toplantısı yaptı ve sabah, yarım bıraktığı krizin ortasında buldu yeniden kendisini...
***
Başbakan, döndüğünden beri hasta. Ateşinin 38.5 olduğu, fazla su kaybettiği söyleniyor. Dün konuştuğum bir uzman "Hindistan programı çok ağırdı. Normal şartlarda en az 2 gün daha uzun olması lazımdı" dedi.
Başbakan'ın dış gezi programında Amerika, Helsinki ve Hindistan'dan sonra sırada Norveç var.
Ülkede istikrar peşinde koşanların, şu ara Demirel'in görev süresinden fazla Ecevit'in gezi süresi konusunda hassasiyet göstermeleri gerekmiyor mu?