DOĞA Savaşçıları Çevre Örgütü'nün 7 Kasım 1999 tarihinde, Boğaz'dan transit geçiş yapan Semele adlı gemiyi protesto etmesinden sadece bir saat sonra, bu gemi, bir başka gemiye çarpıp batmıştı. Doğa Savaşçıları Örgütü geçtiğimiz Pazar günü, Boğaz'daki gemi kazalarını protesto amaçlı bir gösteri daha düzenledi. Bu gösterinin üzerinden 6 saat geçmemişti ki, Boğaz'da dümeni kilitlenen Antigua bandıralı 9 bin grosstonluk "Jessilena" adlı kuru yük gemisi, koyda demirlemiş iki tekneye çarpıp hurdahaş ettikten sonra, Bebek sahilinde karaya oturdu.
İNSAN, "Acaba Doğa Savaşçıları Örgütü'nün ahı mı tutuyor da bu gemiler, örgütün düzenlediği protesto gösterilerinin hemen ardından batıyor, ya da karaya oturuyor?" diye düşünmekten kendini alamıyor. Bir başka ihtimal de, örgütün elemanları arasında, "telekinezi" denilen "cisimleri uzaktan denetleme" gücüne sahip "süpermen"lerin bulunması. Eğer böyle ise, örgütün protesto gösterisi yapacağı günleri "denizcilere ve havacılara bilmemkaç numaralı bildiri" ile radyolardan, televizyonlardan ve telsizlerden duyurmakta büyük yarar var.
BUNLAR işin şaka tarafı. Fakat, Boğaz'da birbiri ardına meydana gelen kazalar, son derece ciddi tehlikelerin göstergesi. SABAH-İSTANBUL, Çubuklu sahilindeki akaryakıt dolum tesislerinin Boğaz ve İstanbul için yarattığı korkunç riske defalarca dikkat çekti. "Jessilena" adlı kuru yük gemisinin dümeni Bebek değil de Çubuklu önlerinde kilitlenseydi, geminin ağzına kadar akaryakıt dolu tanklara yönelmesi ve onlara çarpması işten bile olmayacaktı. İşte o zaman Boğaz belki de tarihinin en tüyler ürpertici kazasını yaşayacaktı. "Jessilena", dev bir petrol tankeri de olabilirdi. O taktirde İstanbul açısından, Dante'nin "Cehennem"i ete-kemiğe bürünebilirdi.
BUNLAR Türkiye koşullarında maalesef, "bilim-kurgusal felaket senaryoları" değil. Ucuz atlatılan kazalardan ibret alınmıyor; İstanbul'un felaketlerden korunması tesadüflere bağlı kalıyor.