Ama dönmedi Aysel. Ne ondan ne de çocuklardan ses vardı. Gelen ikinci haberle dünya başına yıkıldı. Aysel boşanma davası açmıştı. Yeniden sarıldı telefonlara. Ama Aysel dönmüyordu...
Onlar; Aysel'le çocuklar olmadan tadı yoktu ki evin. Bu arada depremler geldi art arda. Binlerce insanın sevdiklerini kaybettiği, milyonlarca insanın sevdiklerinin kıymetini anladığı depremler. Depremlerin getirdiği korkuyla titreyen yürekleri, biraraya getirdi onları.
Aysel iki çocuğunu alıp, Ali'nin yanına döndü. Önceleri her şey düzelmiş gibiydi. Ama boşanma davasını geri çekmemişti.
Sonra; bir gün çocuklar ağlayarak döndüler sokaktan. Birinin kafasından kan akıyordu. Kardeşi ile kavga etmiş o da yerden aldığı taşı fırlatıvermişti ona. Ali çocukları o halde görünce delirdi sanki. Çocuklar kendi sorunlarını unutmuş korkuyla izliyorlardı babalarını. "Nedir bu uğursuzluk" diyordu Ali, "Nedir bu uğursuzluk? Neden her şeyimiz kötü gidiyor. Bir türlü neden kurtulamıyoruz sorunlardan." Aysel sessizdi o ana kadar. Ama kocası "uğursuzluk" dedikçe kan beynine çıktı onun da. Ne demeye çalışıyordu Ali. Kendisini uğursuzlukla mı suçluyordu. Bu kez o bağırmaya başladı delirmiş gibi...
Eve yeniden sessizlik hakim olduğunda Aysel iki çocuğunu da alıp çoktan annesinin evine gitmişti. Ertesi gün de Ali dayandı kapıya. Ağlıyor, yalvarıyor; karısını, çocuklarını istiyordu. Ama Aysel bu kez kararlıydı. "Ben konuşmak istemiyorum" diye kestirip atmıştı.
Ali sessiz sakin girdiği kapıdan adeta naralar atarak çıktı. "Allah belanızı versin" diye bağırıyordu. "Evimi yuvamı dağıttınız" diyordu. Komşular neden sonra farkettiler elindeki silahı. Ali nereye gittiğini bilmez bir halde koşarken, Aysel ile ağabeyide peşinden koştu...
Sonra sağ elini yavaşça kaldırıp şakağının hizasına getirmiş ve tabancanın tetiğine dokunuvermişti. O dokunuşla da yaşamındaki tüm acılara, tüm uğursuzluklara son vermişti.
Şimdi çocukları babasız, ailesi Ali'siz. Ama yokluğunu en çok hisseden, onunla tam dokuz yıl bir yastığa baş koyan eşi Aysel o gün yaşadıklarını an be an hatırlıyor hala. Ve hep aynı soruyu soruyor kendisine: "Neden ben miyim?"
MEHMET ÖZIŞIK