'Cumanne' olsun mu?
Bir "cumbaba"mız vardı, Mayıs'ta gidecek..
Yerine belki bir "cumabi", belki bir "cumamca" gelecek...
Yani büyük ihtimâl erkek olacak Çankaya'ya çıkacak şahıs...
Fakat kamuoyunda inceden inceye...
Cumhurbaşkanımız bir kadın olabilir mi, tartışması başlıyor.
Çankaya'da bir "cumanne" veya "cumteyze" olsun mu, diye...
Gazeteciler çeşitli siyasetçilere sormuşlar...
Olabilir diyenler de var; olmaz diyenler de...
En çok isteyenlerin başında da KADER geliyor...
Size bu konudaki samimi duygu ve düşüncelerimi aktarayım.
Bana kalsa...
Sırf ibret olsun diye...
Sırf kadınların da becerileri belli olsun diye...
Sırf erkek egemen havadan bir müddet kurtulalım diye...
Sade Çankaya'yı değil...
Bütün Meclis'in kadınlardan oluştururdum.
Çankaya'ya da bir kadın oturturdum...
Haydi arkadaşlar, görelim boyunuzu posunuzu, yönetin Türkiye'yi derdim...
Başarırlarsa, zaten kurtulurduk...
Olmazsa da denemiş olurduk...
Fakat içimde bir de küçük korku var, saklayamam...
Kendilerini yakından tanırsınız...
Siyasetimizin dişli hanımlarından biri, önce partisinin genel başkanı sonra da başbakan olduğunda, ben neredeyse zil takıp oynayacaktım.
İmajımız şahane olacak diye...
Erkek görmekten içime fenalıklar geldi diye...
Hem de kendileri aslanlar gibi ekonomi profesörü diye...
Ama sonra, içime sinsi bir korku düştü...
Bir tanesi çarşıyı bu kadar karıştırdı...
Ya 40-50 hanım daha olsaydı, ne yapardık, ne ederdik, diye...
Bilmiyorum, benimki basit bir korku sadece...
Belki de fobya...
İnşallah yanılıyorumdur...
Yoksa bana kalsa...
En azından çok daha estetiktir!
Aydınlar
Vural Savaş, "Türk aydını kandırılmış kızlar gibi" diyor. Türkiye'de artist olmanın başka yolu var mı ki?..
Tartışma
Oral çalışlar, Cumhuriyet'te "Sol'un geleceğini" tartışıyor.
Kendi rahmetlik oldu, geleceği kaldı yadigâr!..
Perinçek
Amerikalılar laboratuarda "insan hücresi" üretmeyi başarmış... Bu emparyalist oyunu Doğu Perinçek duymasın!..
Azerbaycan
Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel Azerbaycan'a gitti, kadim dostu Aliyev'i görmeye... Bence de yerinde bir seyahat...
5 Nisan'dan sonraki Baba için başka hiçbir yer çekilmezdi...
Şimdi iki devlet adamı baş başa verip, gözlerden uzak bir yerde, rakıyı da açıp, "Ne olacak bu Türkiye'nin hali" diye dertlenebilirler...
Türkiye'nin ne kadir kıymet bilmez bir ülke olduğundan dem vurup, birbirlerine methederek, teselli bulabilirler...
Valla Baba'nın yerinde ben de olsa, Aliyev'den başkasını çekemezdim...
Akın Birdal
Almanya Cumhurbaşkanı Rau da, Ankara'da "Akın Birdal"ı sormuş...
Dışardan kim gelse Akın Birdal'ı soruyor, görüşüyor, halvet oluyor... Düşündüm de...
Biz Cumhurbaşkanı kim olacak diye kafa patlatacağımıza...
Akın Birdal'ı oturtalım Çankaya'ya, ne kaybederiz?..
Bir anda Avrupa nezdindeki imajımız bin beşyüz olur...
Adamlar şaşkınlıktan belki dillerini bile yutarlar...
Bu Türkler'le başa çıkılmaz, meğer insan haklarına ne kadar düşkünlermiş diye...
Bir taşla bir sürü kuş!..
Kavga ve ölüm
Taksim'de meydana gelen feci olayları daha ilk gün sert bir şekilde eleştirdim.
Ama gene de "nahif"lere yaranamadım.
Yüzlerce tebrikin yanı sıra birkaç tane de entel eleştirisi aldım.
"Adamların ağzının burnunun kırılmasını savunmuşum!"
Ya sabır ya Resulullah!..
Kavga ile cinayet arasındaki farkı bilmeyene ne dersin?..
Ben de istemez miyim, kavganın bile tarihe karışmış olmasını...
Ama gerçeklik bu değil...
Ortalık bu kadar psikopat kaynarken...
Neden kavga ediyorsunuz mu demeliyiz?..
Yoksa, cinayete bulaşmayın da, kavgaya razıyım mı demeliyiz?..
Kavga ile cinayet aynı şey mi?..
Benim yaptığım sadece...
"Kavga"ya razı olmaktı!..
Kavgayı savunmak değil...
İyi, açık ve net düşünün:
Evinize bir kavga haberi mi gelsin istersiniz, yoksa bir cinayet haberi mi?..
Anladınız mı aradaki farkı!..