Anayasa değişikliği oylamasından çıkan "red" sonucunun piyasalar üzerinde yarattığı tansiyon hemen ortadan kalktı. "Madem ki hükümet devam ediyor, bu durumda program da sürecek" inancındaki piyasalar, hafta ortası yaşanan türbülansı bir günde geçiştirdi. Bono faizleri oylama öncesi seviyenin altına, yüzde 33'lere doğru indi. Borsa bir günde yüzde 5 değer kazanarak haftayı yüzde 6'lık bir primle kapattı.
Faizde kısa vadede yüzde 30'a doğru düşüş, borsada da yükseliş beklentisi var. Ancak bu iyimser hava iki önemli koşula bağlı.
İlki ve en önemlisi enflasyonla mücadele programının devamı. Bu da ancak siyasi istikrarla mümkün. Cumhurbaşkanlığı seçimi konusunda piyasada yaygın bir endişe var. Ama bunun özellikle faize yansıdığını söylemek mümkün değil. Çünkü bono almanın dışında hâlâ bir alternatif oluşmuş değil. Yılbaşından itibaren TL kredilerin hacmine bakıldığında yüzde 20'lik bir artış var. Döviz kredileri ise reel olarak düşmüş. Toplamda büyüme var, ancak yeterli değil.
Hazine'nin yılın ilk üç ayında tahvil itfalarında kesilen ek vergiler ve geçici vergi dahil, itfasına karşılık piyasada yaklaşık 2 katrilyon lira bıraktığı göz önüne alındığında, bankaların yine bono alma konusundaki iştahlarının nedeni ortaya çıkıyor.
Faizin kısa vadede düşüşünün önündeki ikinci engel ise kaynak maliyetlerinin inmemesi. Genelde mevduat faizleri brüt yüzde 35'lerde olmasına karşılık, başta kamu bankaları olmak üzere yüzde 40'ın üzerinde faiz verildiği gözleniyor. Kur artışının yıllık bazda yüzde 15.7'ye inmesine karşılık, mevduat faizleri de hala yüzde 10'un üstünde.
Yılbaşından itibaren para arzının reel olarak gerilemesi nedeniyle bankaların mevduat kapma yarışı sürüyor. Döviz girişi olmadığı için para arzı da artamıyor. Üçüncü çeyreğe kadar da bu yönde çok hızlı bir düzelme beklentisi yok.