kapat

06.04.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
microbanner
Sabah Künye
Atayatirim
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
YAVUZ DONAT(ydonat@sabah.com.tr )


Dün... En uzun gün...

Oylama öncesi son değerlendirmeler... Ecevit: "Şu sıra bir Cumhurbaşkanı değişikliği büyük dalgalanmalara yol açar." Bahçeli: "İlkeli siyaset. İmza o kadar önemli bir şey ki..." Kutan: "3 ortak samimi olsaydı Fazilet'in büyük kısmı oy verirdi."

Başbakan Ecevit, Salı gecesi "erkenden" yattı... "Neden erkenden?" diye sorduğumuzda ise... "İki sebepten" diye yanıt verdi.

Bir:

- Sabah kalkıp yazacağı "metni" iyice düşünmek için.

İki:

- Hindistan gezisi... Klima... Hava değişikliği... Soğuk algınlığı.

Ve dün sabah "erkenden" kalktı.

Daktilosunun başına geçti.

Yazmaya başladı:

- Demokrasi açıklık rejimidir... Benim siyasal yaşamımda da gizliliğin yeri yoktur...

Sonra Meclis'e geldi.

"Sürpriz açıklamasını" yaptı.

KAYGI
Başbakan'la Meclis'teki odasında konuştuk.

"Sürprizden" on dakika sonra.

Peş peşe sorulara başladık.

Bu arada, Başbakan da bize sordu:

- Siz nasıl görüyorsunuz?

"Kısa" bir yanıt verdik:

- Sonuç ne olursa olsun... Siyaset eskisinden farklı gelişir... Partiler iki parçalı oldu... Daha da karışır.

Ecevit:

- Bunu gördüğüm için aylardır uyarıp duruyorum ya... Türkiye, uzun yıllardan sonra bir uzlaşı dönemine girdi... Bu bozulmamalı.

Biz:

- Evet ama... Taşlar yerinden oynadı bir kez.

Başbakan:

- Şu sıra bir Cumhurbaşkanı değişikliği büyük dalgalanmalara yol açar... Ciddi bir kargaşa doğar... Bundan kaygı duyduğum için uyarıyorum.

Başbakan, konuşmamız sırasında birkaç kez "imza... Söz" dedi.

Herkesin "imzasına sahip çıkacağına" inanıyordu.

"Ya tersi olursa" dediğimizde ise...

Yanıtı şöyle oldu:

- Bunu düşünmek bile istemiyorum.

Sonra eli "pakete" uzandı.

"Ballıca" paketinden bir sigara çıkardı.

Cebinden de "güvercinli çakmağını."

TANSU ÇİLLER
Ecevit "açık oy kullanma sürprizini" yaptığı sırada, Prof. Tansu Çiller "yoldaydı."

Meclis'e geliyordu.

Geldi ve öğrendi.

Tansu Hanım'la da "ikinci kattaki odasında" konuştuk.

- Ne diyorsunuz?

- Sayın Hüsamettin Özkan bana geldi... Kendisine şunu söyledim... "Üçünüz bir araya gelin, bizden şartsız destek."

- Ne dedi?

- Bu sabah (dün) üç partinin grup başkanvekilleri bir araya geleceklerdi... Bize de sonucu bildireceklerdi.

- Ne oldu?

- Biz "sonuç" beklerken... Sayın Ecevit'in açıklaması geldi.

- Yorumunuz?

- Ecevit ciddi... Bu işi düzgün götürdü... Ama ya diğerleri... Ben samimiyet arıyorum, samimiyet.

- Samimi olmayan kim?

- Ecevit koalisyon içinde bir oyunla karşı karşıya.

- Tansu Hanım, sonuç ne çıkar?

- Hepsinden önemlisi siyasetin itibarı... Siyaset güven kaybetti... Yara aldı... Siyasetin restorasyona ihtiyacı olacak... Sebebi de... Samimiyetsizler.

KORAY AYDIN
Biz Devlet Bahçeli'nin odasına giderken...

Bayındırlık Bakanı Koray Aydın da, odadan çıkıyordu. Rahattı... Neşeliydi...

"Her şey yolunda" diyordu.

- Koray Bey, nasıl bu kadar emin olabiliyorsunuz?

- Ben imza verdim... İmzamın arkasındayım... Diğer imzacılar da benim gibi olduğuna göre... Sorun yok.

- Emin misiniz?

- On kişiyle bahse girdim... Elbisesine. İsterseniz, sizinle de girerim.

BAHÇELİ
Devlet Bahçeli "her zamanki gibi."

"Sakin."

Önünde bir "ak kağıt."

Hesap yapıyor.

- Sayın Bahçeli, ne diyorsunuz?

- Sağduyu hakim olsun... Türkiye'nin buna ihtiyacı var.

Devlet Bey diyor ki "Bu fırtına nereden çıkıyor?

Ve devam ediyor:

- İlkeli siyaset... İmza... İmzanın arkasında durulması... İmza o kadar önemli bir şeydir ki...

Saat 13.00...

Meclis "çalışmaya" başlıyor.

"Ortalık" gergin mi gergin.

Başkan Yıldırım Akbulut belki yüz kez "gizliliğe riayet istiyor."

Ama "dinleyen kim?

Tabii bu arada tartışmalar da çıkıyor.

Ve bir ara Kamran İnan'ın sesi yükseliyor:

- Beyler burası ilkokul değil.

Doğru...

İlkokulda bile "sınıf başkanının seçimi daha düzgün... Daha ilkeli" olur.

DOKTOR GÖZÜYLE
"Hocam... Ne diyorsunuz?

Hoca "psikiyatrist."

Milletvekili olmadan önce Hacettepe'de "Psikiyatri Ana Bilim Dalı Başkanı" idi.

Biz "Ne diyorsunuz?" diye sorunca...

Sivas Milletvekili (DSP) Prof. Dr. M. Cengiz Güleç "şunları" söyledi:

* İnançsızlık, güvensizlik, belirsizlik...

* Meclis'te siyasal inanç sergilenir... Ama böyle olmuyor... Taktikler savaşıyor.

* Kişisel tutarlılık... Ahlaki tutarlılık... Bunlar çok önemli... Ve bunlar yara alıyor.

Özetleyecek olursak...

Hoca'nın verdiği "sağlık raporu" pek iç açıcı değil.

KUTAN
Recai Kutan diyor ki "Size bir kahve ikram edeyim."

Kahve sohbetinde anlattıkları:

* Ben Sayın Demirel'e dedim ki "Bunlar bir oyunun içindeler."

* Ecevit samimi... Ama koalisyonun içinde oyun var.

* Eğer üç ortak samimi olsaydı... Fazilet'in çok büyük bir kısmı oy verirdi.

* Demirel çok tecrübeli... Fakat, kendisine getirilen bilgileri sağlıklı zannetti... Oysa, bunlar samimi değiller ki... Yanlış bilgi verdiler.

NOKTA
Ve saat 16.15...

Yıldırım Akbulut "noktayı" koyuyor:

-....303 oy... Aranan çoğunluk bulunamamıştır.

Böylelikle "bir dönem.... Demirel'in Cumhurbaşkanlığı dönemi" için 40 günlük geriye sayım başlıyor. Aslında bu sonuç pek sürpriz sayılmamalı.

Zira, büyük projeler "büyük uzlaşma" ister.

Ecevit'in "Demirel'le devam" projesi büyük bir projeydi.

"Muhalefetle uzlaşma aranması... Fazilet'e kötü çocuk muamelesi edilmemesi" gerekirdi.

Ama, muhalefetle işbirliği bir yana...

Hükümet partileri, kendi aralarında bile "birlik... beraberlik" içinde değillerdi ki.

OLUR BÖYLE ŞEYLER
Başlangıcı olan her şeyin sonu da vardır.

Her gelişin bir gidişi de olacaktır.

Hele Demirel gibi...

27 Ekim 1965'te gelen.

3 Kasım 1969'da yine gelen.

6 Mart 1970'de üçüncü... 19 Mart 1975'te dördüncü... 21 Temmuz 1977'de beşinci... 24 Ekim 1979'da altıncı kez gelen...

12 Eylül 1980 ihtilaliyle gidip...

1987'de meclise yeniden girip... 1991'de Başbakanlığa yedinci kez gelen Demirel için "siyasette olur böyle şeyler"...

Ayrıca

Margaret Thatcher gibi deneyimli bir politikacı "Demirel gibiler için...Tabi kendisi için de" şunları söylemiyor mu:

-İç politikada uzun bir geçmişi olmanın dezavantajları vardır. Medya hep yeni yüzler peşindedir. Dış ilişkilerde ise dünyanın her yerinde, politikacılar ve halk tarafından tanınmak çok büyük ve giderek artan bir avantaj sağlar (Demir Lady'nin anıları. sayfa-332)

YARALI HÜKÜMET
Dünün en güzel gelişmesi "hükümet sorununun çıkmaması."

Ama "yaralı siyaset... Yaralı partiler... Yaralı hükümet" eskisi gibi olabilecek mi?

Ve ortaklar arasındaki "güven sorunu" yaşanmayacak mı?

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır