


Meşrutiyet Geyiği Vak'ası..
İşte sizi tarihin derinliklerine götürüp, fikrinizi parlatacak bir yazı daha.. Türkiye demokrasi mücadelesinde nereden nereye geldi? Meşrutiyet Geyiği Vak'asını bilmeden bunu anlamanın imkanı yoktur.. Benim karnım boş laflara toktur..
İki gündür kendimde değilim.. O radyo programında duyduğum cümle yüzünden.. Vallahi bu kızcağız hangi radyonun DJ'idir bilemiyorum ama durduk yerde bir laf etti.. İçinden çıkamıyorum..
Sanki zihnimde metro çalışmaları başlamış da kazı yapıyorlar.. Ettiği de şöyle bir laf:
- Eğer aşk denilen bir şey varsa ve yaşamımızın ortasında bir yerlerde onunla buluşmuşsak, yitirilen günlerin güzelliği anlamından birşey kaybetmez..
Lafı dinlediğim an "Hoppala Hasan Dayı.. Bir yerlerim seyirdi.." çekilecek yere geldim..
Bu cümlenin mealini söktüremediğimden, günlük yazıya girmekte zorlanıyorum.. Aklım memleket meselelerine gidiyor.. Tam vatanı kurtaracak bir fikir buluyorum ki bu kızın lafları aklıma geliyor..
Zaten odanın kapısı akşama kadar açık.. Gelen giden belli değil.. Bir de onların lafa karışması yüzünden fikirlerim dikiş tutmuyor..
***
Sabah akşam ziyarete açık duran kapım sayesinde; gazete içindeki durumumu şimdi daha iyi anlıyorum..
Biz burada sadece yazarlık yapmıyoruz.. Aynı zamanda müessesenin "Meşrutiyet Geyiği" olarak da turistik bir hizmet veriyoruz.. Medya Plaza'nın ne kadar halkla ilişkiler uzmanı varsa, onların işini kolaylaştırıyoruz..
MEŞRUTİYET GEYİĞİ
Demokrasi mücadelesinde nereden nereye geldiğimizi bilmeyenler bu "Meşrutiyet Geyiği" lafını yadırgayabilirler.. Önce onu anlatayım..
Efendim, Enver Paşa daha paşa değilken; yani henüz bir kolağasıyken "Bu memlekete hürriyet lazım.." deyip dağa çıkmıştı..
Abdülhamid Efendimiz'e böylece asi olan sadece Enver değildi.. Resneli Niyazi Bey adındaki başka bir kolağası da (yüzbaşı) onu destekledi.. "Enver kardeşim haklı.. Memleketimizin her bir şeyi tamam bir tek hürriyeti eksik.." deyip o da dağa çıktı..
Böylece iki genç kolağası Balkanlar'da birer dağı tutup, Padişah'a kafa tuttular.. Arada bir nara attılar.. Arada bir yamaç aşağı kurşun sıktılar.. Sonunda Abdülhamid efendimiz bunların boşa sıktığı kurşunların masrafına dayanamayıp "meşrutiyeti ilan etmeye" razı geldi..
Enver de dağdan düze indi..
Lakin bir baktılar ki Enver Bey yalnız değil.. Yanında bir de geyik var..
Sonradan öğrendiler ki Enver Bey dağ bayır gezerken bu geyik yanına yaklaşmış.. Ona yakınlık göstermiş.. Enver Bey cebindeki birkaç şekeri bu geyiğe yedirip kendisine alıştırmış..
Derken Enver nereye giderse geyik de peşinden gelir olmuş.. O dönemi anlatan tarihçilere göre Enver Bey'in "hürriyet davasına kazandırdığı" ilk canlı bu geyiktir..
O vakitler Osmanlı aydınları "Acaba monarşide mi kalsak, meşrutiyet mi istesek.." diye aralarında tartışıp bir karara varamazken, bu geyik tercihini "hürriyetten yana" kullanmış.. Çoğulcu sistemi seçip Enver'in peşine düşmüş..
***
İşte Enver'le beraber düze inen geyiğin şöhreti buradan geliyor.. Önce Enver'in geyikle birlikte çekilmiş fotoğraflarından kartposttallar yapıldı.. Üzerine "Adalet, uhuvvet, müsavvat" yazılıp baskıya verildi..
Daha Enver İstanbul'a gelmeden geyikli kartpostalı elden ele dolaşmaya başladı.. Dersaadet'te Enver ne kadar ünlüyse geyiği de o kadar ünlüydü..
Ne var ki geyiğin talihi Enver'in talihi kadar iyi gitmedi.. Biri Harbiye Nezareti'nin makamlarında yükselirken, diğeri Şişli'deki bir apartmanın bodrum katında tıkılı kaldı..
Enver, kendini Harbiye Nazırı ilan edip ordunun başına geçtikten sonra geyikle fazla ilgilenemedi.. Geyiğin okuması yazması olmadığından orduya katılıp, subay yapılması da söz konusu değildi..
Bir arkadaşına verip başından savdı.. O arkadaşı da ilk gerçek hürriyet kahramanlarımızdan olan bu geyiği Şişli'deki bir apartmanın bodrumuna kapattı.. Adam başı 10 paradan millete seyrettirdi..
ŞİŞLİ'DE BİR APARTMAN..
Bilenler bilir.. O vakit bütün İstanbul ahalisi "Meşrutiyet Geyiğini" görmek için Şişli'ye akın ediyordu..
Zavallı geyik milletimizin bu meşrutiyet merakına daha fazla dayanamadı.. Apartmanın rutubetli bodrumu, onun dağ havasına alışık olan ciğerlerini hasta etti.. Bir süre sonra da "emr-i hak" vaki oldu.. Geyik öldü..
***
İşte benim gazete içindeki pozisyonumla Enver Bey'in yakın silah arkadaşı olan bu "Meşrutiyet Geyiği" arasında inanılmaz bir benzerlik var..
Binanın halkla ilişkiler uzmanları sayesinde Medya Plaza'nın "Meşrutiyet Geyiği" olduk resmen..
Binayı ilk kez ziyaret eden hatırlı misafirleri önce katlarda dolaştırıyorlar.. Bilgisayar kumandalı makina dairesini, uzay istasyonlarını hatırlatan sistem odasını filan gezdirdikten sonra mutlaka benim odanın önüne getiriyorlar..
Sebeb-i ziyaretlerini de şöyle açıklıyorlar:
- İşte meşhur Selahattin Duman bu..
Benim tepkim genellikle Enver'in geyiğinden farklı olmuyor.. Ziyaretçiler bana sırıtarak bakarken ben de onları "Meşrutiyet Geyiği"nin yaptığı gibi boş gözlerle süzüyorum..
Eğer odamda o sırada Kemal varsa ve ben tesadüfen Kemal'e birşey söylüyorsam şaşıran ziyaretçiler oluyor:
- Aaaa! Konuşuyor..
Konuşurum ya! Burası konuşan Türkiye..
Bunlar canımı pek sıkmıyor.. Asıl sinirimi bozan bazılarının beraberinde getirdikleri çocuklar.. Geçenlerde bu çocuklardan biri bana baktı baktı, elindeki külahtan çıkardığı bir fıstığı odama attı.
Aile terbiyesi gördüğümden o fıstığı yerden alıp çocuğun kafasına fırlatmadım.. Sinirlendiğimi belli etmek de istemiyordum. Ne yapacağımı bilemeyip fıstığı yedim..
Pisboğaz mıyım, neyim?