Gözünaydın Türkiye. Günaydın. 2000 yılının ilk çeyreği dolmadan, yaklaşık yarım yüzyıldır ülkenin başına çöken karabasanın daha belirsiz bir süre daha başımızda kalmasına TBMM izin vermedi. Neredeyse tüm ömrümüze konmuş ipotek, gelecek kuşaklarımızın önünü karartacak bagaj, TBMM tarafından kaldırıldı.
21. yüzyılın baharı artık başlayabilir. Bu ülke ve insanlarının dörtte üçü, Süleyman Demirel ismini zaten reddetmişlerdi. Tüm sorun, çatısında, "Hakimiyet Kayıtsız Şartsız Milletindir" yazılı TBMM'nin, "milletin ezici çoğunluğu"nun duygularına tercüman olup olmayacağı idi.
Son bir hafta, demokrasi tarihimizin en utanç verici haftalarından biri olmuştu. Başta Başbakan, hükümeti oluşturan partilerin liderleri tüm ülkenin gözünün içine baka baka anayasayı ihlal ettiler. Milletvekilliği kavramı, "koyun" ile adeta eş anlamlı kılınarak tahkire uğradı.İlk TBMM oylaması ile dünkü oylama arasında geçen bir hafta boyunca "milletvekili pazarları" kurulduğu rivayetleri her yere yayıldı. Şantaj, tehdit, satınalma... Muhalefet partileri, bizantin hesaplar, "elma şekeri" taktikleri ile içerden çatlatıldılar. Bir demokratik ülkenin, Cumhurbaşkanı seçimiyle ilgili anayasa değişikliği girişimlerinde ne olmayacaksa, neyin olmaması gerekiyorsa; her yola başvuruldu.
Ve, ne yapılmış olursa olsun, sonuçta 303, 101'i imha etti!
TBMM, şerefini kurtardı. Milletvekilliği sıfatı bir nebze temizlendi. Tüm Türkiye, halkın çok büyük bir çoğunluğu 2000 yılının oksijenini derin derin içine çekti.
Bugün, Azerbaycan'dan Özbekistan'a, ülkelerinin esenliğini düşünen, başlarındaki Sovyet artığı keyf” diktatörlerden el aman diyen tüm soydaşlarımız güne "günaydın"la başlıyor. İslam Kerimov'u üzmemek için, Demirel'in Türkiye'den utanç verici biçimde sürdüğü Muhammed Salih'in gözü aydın. Azerbaycan'ın tüm partileri, Haydar Aliyev'in cankardeşinin dönemine Türkiye'nin parlamentosu noktayı koydu. Artık Türkiye'nin kapıları onlara açık. Artık önleri de açık.
Deniz Gezmiş ve arkadaşları, tek bir insanın canına kıymadıkları halde, Süleyman Demirel'in orkestra şefliğindeki oylarla 25-26 yaşlarında darağacına gönderilmişlerdi. Ruhları şad olmuştur. O kuşağın hafızalarını kaybetmeyen tüm fertleri bugün şendir.
Türkiye'nin yurtiçinde ve yurtdışındaki, sadece ülkelerinin esenliğini isteyen; açık fikirli, demokrasiye gönül vermiş tüm insanları, hayatlarının en mutlu günlerinden birini yaşıyorlar.
Son kırk yıldır, siyasi hayatta ilkesizliğin, entrikanın, kurnazlığın simgesi, 5 Nisan 2000 günü devrildi. 1957'den sonra Doğu Bloku'nda Stalin heykellerinin, 1989'dan sonra Sosyalist Blok'ta Lenin heykellerinin devrildiği gibi devrildi. Lenin gibi, Mao gibi, Dimitrov gibi mumyalanamayacağı belli oldu.
Yine bir Nisan günü bir Cumhurbaşkanı'nı uğurlamıştık. Bir öncekini. Görev süresini dolduramadan İlah” iradeye teslim olarak koltuğunu terketti. Öyle olmasa bile, görev süresi dolmadan önce, Çankaya'yı terkedip, Anadolu yollarına yeni bir siyas” hareketi başlatmak için düşmeye kararlıydı. Başarılı olabilir miydi, bilinmez ama bilinen bir şey var: Onun cenaze töreni, Cumhuriyet tarihimizin en muhteşem halk uğurlamasıydı.
Ondan sonra gelen, şunun şurasında daha bir hafta önce, kendisini "ömür boyu Cumhurbaşkanı" ilân ettiren Türkmenistan Cumhurbaşkanı'ya kafaları çekti. TBMM, görevini sürdürmesine imkân olmadığını tam da o sırada belli etmişti. Oysa, o, ölümsüzmüşcesine koltuğuna yapıştı. Onu o koltuktan kaldırmamak için, anayasa ihlal edildi, en ahlâklı bilinen siyaset adamları sicillerini lekelediler. Ve, şu gidişe bakın.
Ve, bir öncekinin uğurlanışıyla bunun arasındaki farka bakın.
Bir öncekinin Ankara ve İstanbul'da isimsiz milyonların katıldığı uğurlanış töreninde, imzasız üç pankart belirmişti: "Demokrat Cumhurbaşkanı, Sivil Cumhurbaşkanı, Dindar Cumhurbaşkanı"... Millet, Cumhurbaşkanlığı niteliklerini belirlemişti.
Arkasından gelen; bu üç ölçünün de zıddı oldu. Gidişi de, kimse için istenmeyecek türdün yüz kızartıcı biçimde oldu.
TBMM, 28 Şubat'ın "sivil heykeli"ni devirdi.
Putlar da, istikrarı simgelerler. Ama karabasan halinde, kötücül bir istikrarı. TBMM, "put"u kırdı.