kapat

06.04.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
microbanner
Sabah Künye
Atayatirim
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
Uzun maratonun sonu
Çoban Sülü... Mühendis Süleyman... Su İşleri Müdürü... Parti Başkanı... Başbakan... Barajlar kralı... Şapkasıyla gidip, şapkasıyla gelen siyasetçi... Baba... Ve Cumhurbaşkanı Demirel olarak noktalanan bir zorlu koşu...

YEDİ sene yasaklı kaldı. 6 defa gitti, 7 defa geldi. 8. defa gelmesinin yolunu açacak kader oylaması dün yapıldı.

Tam 38 yıldır aktif siyasetin içinde. Hayatındaki "uzun günler" de "uzun geceler" de çok fazla. Ama en sonuncusunu dün yaşadı... Demirel, Çankaya Köşkü'nde bir 5 yıl daha kalmasının yolunu açacak kritik oylamanın sonucunu, günlerdir süren tartışmalar ve kamuoyuna yansıyan olumsuz açıklamalar nedeniyle bir hayli tedirgin izledi.

Geçen hafta yapılan ilk tur oylama, ikinci tur için de elbette fikir vermişti. Bu nedenle programlarının önemli bölümünü iptal etmişti. Ancak siyasi literatüre geçen iki cümle ona aitti. "Dün dündür, bugün bugündür", sözü dün onun için "geçen hafta geçen haftadır, bu hafta bu haftadır"a dönüştü.

Yine onun armağanı idi, "Siyasette bir gece çok uzun, bir hafta kısadır" cümlesi. Siyasette dengelerin nasıl bir anda değişebileceğini en iyi bilen oydu. Bu onun kaçıncı uzun günüydü ve kaçıncı kader oylamasının sonucunu bekliyordu...

ŞAPKASINI ALIP GİTTİ
1 Kasım 1924 Isparta'nın Atabey ilçesine bağlı İslamköy'de doğan Süleyman Demirel, İTÜ İnşaat Fakültesi'nden mezun olduktan sonra önce Elektrik İşleri Etüd İdaresi'nde çalışmış, ABD'de ihtisas yapmış, 1955 yılında getirildiği Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü'nden askerliğini yapmak üzere 1960 yılında ayrılmıştı. Askerlik görevinden sonra hem işadamlığına hem de aktif siyasete girmişti. 1962 yılında Adalet Partisi Genel İdare Kurulu üyesi oldu. Ancak hem ülkede hem partide yaşanan kimi gelişmelere tepki duyuyordu. Siyasi hayatı boyunca kendisiyle birlikte anılacak ilk cümlesini kullandı, "Şapkamı alır giderim" diyerek Genel İdare Kurulu üyeliğinden ayrıldı.

İLK EN UZUN GÜN
Genel İdare Kurulu üyeliğine dönmekte fazla gecikmedi. Üstelik bu kez sade bir parti yöneticiliği ile yetinmedi, liderlik mücadelesine de girdi. 28 Kasım 1964 tarihinde AP 2. Büyük Kongresi tarafından Genel Başkan seçildi. Sıkı bir mücadele geçirmişti. Rakibi Sadettin Bilgiç'e karşı yarışı sandıktan çıkan 552'ye karşı bin 072 oyla kazanmayı başarmıştı. Siyasi yaşamının ilk en uzun günü, bıçak sırtında görünen bir dengeyle başlamış, ancak rahat galibiyetiyle sonuçlanmıştı. Artık kendi hayatıyla birlikte Türkiye'nin hayatında da yepyeni bir sayfa açılmıştı. Türkiye o gün "Çoban Sülü" ile yaşamaya başlıyordu.

İKİNCİ EN UZUN GÜN
Gerçi Şubat 1965-Ekim 1965 tarihleri arasında Suat Hayri Ürgüplü Başkanlığı'ndaki koalisyon hükümetinde parlamento dışından Başbakan Yardımcısı olarak görev almıştı, ama 10 Ekim 1965'de yapılan seçimlerde başında bulunduğu Adalet Partisi yüzde 53 oy alarak tek başına iktidar olmuştu. Çiçeği burnunda genel başkan ilk seçim sınavının sonucunu büyük bir heyecanla beklemiş, sonunda Başbakanlık koltuğuna sahip olabilmişti. Demirel bu seçimlerde Isparta Milletvekili olarak parlamentoya girdi ve Türkiye'nin 13. Başbakanı olarak hükümeti kurdu.

ÜÇÜNCÜ EN UZUN GÜN
Demirel'in kurduğu bu hükümet 4 yıl sürdü. 10 Ekim 1969 tarihindeki genel seçimlerde de Adalet Partisi yine tek başına iktidar oldu. Bu seçimlerin ardından 2. Demirel kabinesini kurdu. İşler iyi gidiyordu ama beklemediği bir şey oldu. AP'deki 41'ler hareketi atağa kalktı. Demirel hükümetinin bütçe tasarısı oylanıyor, partisinden gelen 41 red oyu nedeniyle hükümet devriliyordu. Bu 1991'de "6 defa gittim, 7 defa geldim" diyen Demirel'in ilk gidişiydi.

1979'da azınlık hükümeti kurdu. Türkiye bir yokluklar ülkesi olmuştu. "Benzin yokluğunu" eleştirenlere "Vardı da içtik mi?" karşılığını veriyordu.

12 EYLÜL GELİYOR
Turgut Özal'ı ekonominin başına geçirmiş, tarihi 24 Ocak kararlarının altına imza atmıştı. Ama önce "ordunun mektubu" geldi, ardından da 12 Eylül yönetimi. Demirel, diğer parti liderleri gibi gözetim altına alındı.

Demirel'in siyaset yapması yasaklanmıştı. Yasaklı günlerinde evi dolup dolup taşıyor, Demirel sahnenin arkasında siyasete olanca ağırlığıyla damgasını vurmaya devam ediyordu. Ama sahneye çıkmak istiyordu. 1986 yılında yasakların kalkması için yapılan halk oylamasında yoğun bir aleyhte kampanyaya hedef oldu. Oylar bıçak sırtında gidiyordu, sonuçlar bir türlü çıkmıyordu. Ve halkın kararı belli oldu: Diğer liderlerle birlikte Demirel'in siyasi yasağı da kıl payı oy farkıyla sona erdi.

VE KÖŞK...
Yasağı kalktıktan bir yıl sonra parlamentoya girdi. Artık meydan meydan dolaşıyor, "kurtar bizi baba" sloganlarıyla karşılanıyordu. 1991 sonunda yapılan seçimde partisi en yüksek oyu aldı ve yeniden iktidara geldi. Erdal İnönü'nün başkanlığındaki SHP ile kurduğu koalisyon hükümeti işbaşındayken, Cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturan Turgut Özal'la defalarca kapıştı. Kendisinin en büyük hayali olarak gösterdiği GAP projesini Özal'ın sahiplenmesine sinirlenip "GAP'ı gaptırmam" kavgasına girişti. Özal'ın ölümünün ardından yine Meclis'te yapılan bir başka oylamayla Cumhurbaşkanı seçildi.

Dün ise "Demirel devrini kapatacak" oylaması yapılıyordu.

Demirel, Çankaya Köşkü'nde Meclis'te olup bitenleri televizyondan izlerken, gözlerinin önünden geçmişte kalan diğer uzun günleri geçiyordu...

Rekor kıramadı
OTUZ sekiz yıldır aktif siyasetin içinde olan Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel adaşı Osmanlı İmparatorluğu'nun 46 yıl tahtta kalan Kanuni Sultan Süleyman'ın rekorunu kıramadı. Demirel'in 38 yıldır aktif siyasetin içinde. Siyasi hayatının 17.5 yılını "iktidar koltuğunda" ve "devleti yöneterek" geçirdi. 1962'de siyasete giren Demirel, 1964'te Adalet Partisi'nin başına geldikten sonra ilk olarak 20 Şubat 1965'te Ürgüplü hükümetinde Devlet Bakanlığı ve Başbakan Yardımcılığı devlet yönetimine girdi. Bugüne kadar bir defa Başbakan Yardımcısı, 7 defa Başbakan ve bir defa Cumhurbaşkanı oldu. Dünyanın "Muhteşem Süleyman" adıyla tanıdığı Kanuni ise 46 yıl tahtta kaldı ve onun saltanatı sırasında Osmanlı İmparatorluğu en güçlü dönemini yaşadı.

Kanuni Sultan Süleyman 1494'te Trabzonda doğdu 7 Eylül 1566'da öldü.

Eski rakiplerin büyük dostluğu
1970'lerden beri kapışan iki lider son yıllarda herkesi şaşırtan bir yakınlaşma içine girmişti

ECEVİT ile Demirel uzun siyasi hayatları boyunca defalarca karşı karşıya geldiler. Demirel AP'nin başındaydı. Ecevit ise önce CHP Genel Sekreteri, sonra da CHP Genel Başkanı olmuştu. Aralarındaki rekabet büyüktü. 1973'te Genelkurmay Başkanlığı'ndan emekli olan Faruk Gürler'in cumhurbaşkanı olmasını önleyip, Fahri Korutürk üzerinde anlaşmak dışında neredeyse tek bir işbirliği noktaları bile olmadı. Rekabet 20 yıl sürdü.

1993'te Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın ölmesi ve Demirel'in Köşk'e çıkması, aralarındaki ilişkinin yeni bir mecraya girmesinin zeminini yarattı.

Yakınlık, 1997'de Refahyol Hükümeti'nin düşürülmesi için verdikleri ortak mücadele ile güçlendi. Refahyol'dan sonra Ecevit, Demirel'in formülünü kabul etti ve Başbakan Yardımcısı olmayı kabul ederek ANAP lideri Mesut Yılmaz'la koalisyon kurdu.

Bu hükümetin de yıkılmasının ardından Demirel görevi Ecevit'e verdi. Seçimden önce kurulan DSP azınlık hükümeti, iki eski rakibin birlikte planladıkları bir model gibiydi.

Seçimden sonra ortaya çıkan siyasi tabloya göre yeni hükümet kurulurken de Demirel-Ecevit yakınlığı önemli rol oynadı. Koalisyon pazarlıkları sırasında yaşanan gerginliklerde devreye giren Demirel'in tavsiyeleri Ecevit üzerinde etkili oldu. Ecevit'in görüşleri ve telkinleri de zaman zaman Demirel'i yönlendirdi.

Ecevit'in son iki başbakanlığı döneminde de Köşk'le hükümet arasındaki ilişkiler gayet uyumlu oldu. Örneğin atamalar ve kanunlar konusunda kavga yaşanmadı. Geçmişte benzer örnekleri pek çok kez yaşamış olan Türkiye, uzun süredir ilk kez böyle bir uyuma tanık oluyordu. Kritik kararlarda Ecevit ortaklarına bile danışmadan Demirel'e fikrini soruyor ya da ortakları ile aldığı kararı hayata geçirmeden önce Demirel'e bildiriyordu.

Örneğin AGİT toplantısında Ecevit arka plana çekiliyor, Demirel başrolü üstleniyordu. Helsinki Zirvesi'nde ise Demirel perde gerisinden destek veriyor, Ecevit'in ön plana çıkıyordu. AB'nin kararı, Demirel'in Ecevit'e cesaret vermesiyle kabul edilmişti.

Eski rakiplerin yakınlaşması bu kadarla da kalmıyor, Ecevit Demirel'in cumhurbaşkanlığı görevine devam etmesi için elinden geleni yapıyordu. Demirel'i, ne bir vakitler "kızı" denilen siyasetçiler, ne de 28 Şubat'tan sonra sıcak bir diyalog içine girdiği liderler böylesine sahiplenmişti.

İlişkilerinin dünkü "ortak" yenilgiden sonra nasıl süreceğini ise hep beraber izleyeceğiz.


Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır