İSTANBUL'da çeteler olgusuyla ilgili haberleri okurken kendimizi 1930'ların Chicago'sunda imiş gibi hissediyoruz. Sanki Al Capone'lar, Bugsy Siegel'lar, Bebekyüz Nelson'lar, Lucky Luciano'lar, Vito Genovese'ler, Joe Colombo'lar, Carlo Gambino'lar hortlamış, Türkçe adlar takınmış, kanlı izler bırakan meşum gölgelerini İstanbul'da dolaştırıyorlar!
OTUZLARIN Chicago'sunda Al Capone tetikçilerinin bir garajda George Moran çetesinin 9 sergerdesini tamburlu makinelilerle tarayıp kalbura çevirdiği "St. Valentine katliamı", bizdeki hesaplaşmaların yanında el şakası gibi kalıyor.
OYSA gangster hesaplaşmaları, Chicago ve New York gibi kentler için, tarihten bir yaprak; o günleri, abartılı postmodern gangster filmlerinin peliküllerinde bırakmışlar. Chicago'nun adı bugün gansgter çeteleriyle değil, son derece dinamik bir endüstrinin yanısıra yoğun sanatsal etkinliklerle anılıyor. Günümüzde Chicago, çağdaş Amerikan resminin ve plastik sanatlarının odağında duruyor. New York ise, dünyanın kültür ve sanat başkentlerinden biri. Mafya'nın doğum yeri Sicilya, bugün İtalyan turizminin gözbebeği. Palermo'da mafyanın silah sesleri yıllar var ki susturuldu, iğrenç örgüt sindirildi. Sicilya'ya ve adanın yönetim merkezi Palermo'ya her yıl dünyanın dört bir yanından milyonlarca turist, Etna yanardağının eteklerinde tarihle koyun koyuna Akdeniz romantizmini yaşamaya gidiyor.
MAFYA ise kokain baronlarının egemenliğindeki Bogota, Managua gibi bedbaht Latin Amerika kentlerine, Talibanlar'ın Kandahar'ına, "eroin altın üçgeni"nin Kampuç platolarına itilmiş, defedilmiş durumda.
EĞER İstanbul çağdaşlıkla, uygarlıkla, hümanizmle, kültürle, sanatla bütünleşmiş "dünya kentleri"nin coğrafyasında yer alacaksa, adı onlarla beraber anılacaksa... "Çeteler olgusu"nun, bu kentin gündeminden, bir daha asla kafasını dikleştiremeyecek, karabasan yaratamayacak şekilde çıkartılması, kazınıp atılması şart.