Günümüzde, ancak kaynaklarını en yüksek değer yaratacak alanlara yönlendirebilen toplumların ekonomileri büyüyebilecek. Bunun yolu da sermaye piyasalarında rekabetin ve serbestliğin sağlanmasından geçiyor. Sermaye piyasalarında gerçek anlamda rekabetin sağlanabilmesi, bu piyasaların politikadan arındırılması ve yoğunlaşmanın önlenmesi ile gerçekleşiyor.
Politik ve ekonomik gücün sınırlı sayıda kişi ve kurumun elinde toplanması, kaynakların bu kişi ve kurumlara ve yakınlarına akmasına yol açıyor. Dolayısıyla, toplumsal atılım ve zenginleştirmeyi sağlayacak yenilikçi ve yaratıcı fikirlerin geliştirilmesine yeterince yatırım yapılamıyor.
"Sermayenin demokratikleşmesi" kaynakların herkese eşit biçimde dağıtılmasını değil, bu kaynakların en yüksek değeri yaratacak alanlara yönlendirilmesini ifade ediyor. Bu bağlamda, bugün ülkemizde sınırlı kaynakların yönlendirilmesinde, politikanın ve sermaye birikimine sahip olanların mı, yoksa yeni fikirler ve projeler gerçekleştirenlerin mi ağırlığı olduğunu sorgulamalıyız.
Milken Institute'un geliştirdiği, değişik ülkelerde yeni fikir ve projeler için "Finansmana Ulaşılabilirlik Endeksi" bu konuda bize ışık tutabilir. Bu endeks, ülkeler bazında genel ekonomik ortam, bankacılık sektörü, sermaye piyasaları, uluslararası sermayenin tutumu ve derecelendirme kuruluşlarının değerlendirmeleri esas alınarak hesaplanıyor.
Çalışmanın detaylarına bakıldığında, Türkiye'nin puanını düşüren etkenler şu şekilde sıralanabilir: Yüksek enflasyon, bankacılık sektörünün sığlığı, finansman piyasalarında devletin (politikanın) ağırlığı, yönetim yapılarına duyulan kurumsal güven (corporate governance) eksikliği, uluslararası doğrudan sermaye yatırımlarının azlığı ve düşük kredi notumuz.
Ülkemizde sermayenin demokratikleşmesi açısından büyük bir iyileştirme fırsatı var! Dolayısıyla, bir yandan istikrar programını ödünsüz olarak sürdürmeli ve bankacılık reformunu gecikmeden gerçekleştirmeli; diğer yandan da yönetim yapılarında kurumsal güveni artırmalı ve ülkemizin potansiyelini uluslararası sermaye piyasalarına iyi anlatmalıyız. Fakat hepsinden önemlisi, ülkemizde sermayeye hükmedenlerin, kaynakları güç odaklarına yakın olanlara ve maddi teminatı olanlara değil yaratıcılığa ve yeni projeleri geliştirenlere yönlendirmeye başlamaları gerekiyor.
Uzun sözün kısası, demokrasinin ve ekonominin gelişmesi sermayenin demokratikleşmesinden geçiyor.