kapat

22.03.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
microbanner
Sabah Künye
Atayatirim
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
HINCAL ULUÇ(uluch@sabah.com.tr )


Bir dünya cennetinde..

Yusuf Duru'nun kiraladığı arabaya, ben, Ertekin, eşi Melahat, oğlu Yusuf jr. doluşmuş gidiyoruz. Kentin alışveriş merkezine geldiğimizi El Corte Englise'e gelince anlıyoruz.

Burası bir büyük mağaza.. Ama bana sorarsanız dünyadaki büyük mağazaların en kalitelisi.. İçinde herşey var, herşeyin de en iyisi var. Buraya girdiniz mi, bütün kenti dolaşmaktan kurtulursunuz. Dünyanın en ünlü butikleri orda.. Ertekin'i uzak tutmaya çalıştım ama olmadı.. Polo'yu, Ralph Loren'i Burberry's'i bulunca hele..

Yusuf arabayı dar bir ara sokağa parketti. Biraz yürüyüp bizim "Etçi"ye varacağız..

Gece saat dokuz falan.. Yollar İspanya'ya yakışmayacak kadar tenha.. Bu ülke güneş battıktan sonra yaşamaya başlar benim bildiğim..

Ve yollar nasıl temiz.. Döşeli parkeler nasıl pırıl pırıl.. Yeni yıkanmış gibi.. İşte turisti çeken ikinci şey.. Temizlik.. Birinciyi dün yazmıştım, ucuzluk..

Ve.. Ve acı sürpriz.. Bilbao'dan beri ağzım sulanarak beklediğim yemek ertelenecek.. Odun fırınında kuzu pişiren Asador Tjerra Aranda kapalı.. Pazartesi ve çarşamba geceleri kapalı olurmuş..

Bizim Kilis'te bir deyiş vardır, Umsuruk olmak.. Bir şeye çok heveslenir de hevesin içinde kalırsa, umsuruk olursun..

Hem de ne umsuruk olduk..

Yusuf, bana sorarsanız müthiş bir gurme.. Dünyanın neresine gitsek, en iyi yemek yenecek yerleri biliyor.. En ünlüleri değil.. En iyileri.. Bazan sokak arasında minik bir lokanta bilir, aklınız durur.. Boşuna dememişler çok yaşayan değil, çok gezen bilir diye..

"Bu gece balık yiyeceğiz o zaman" dedi, "Et yarına.."

Balığın en iyi yenecek yerini de keşfetmiş.. Limanda, tam katedralin karşısında.. Restoran Lubina..

Arabayı orada bırakıp sahile yürümeye karar verdik.. Daracık sokaklardan geçiyor, daha doğrusu tarihin içinde yürüyoruz. O ne mimaridir, o ne güzelliktir.. Tabloya bakar gibi bakıyorum, havaya.. O enfes işlemeleri, o herbiri bir sanat eseri pencereleri görmek için.. Kent merkezinden limana inen daracık sokaklar, bizim ayak meyhanelerine benzer yerlerle dolu.. Çeşit çeşit mezeler ve şarap.. Ana yemek yok.. Tapas, yani meze diyorlar dükkanın adına..

Solda kale kapısı gibi bir demir kapı.. "Buraya gireceğiz" dedi Ertekin.. Kapıyı ite kaka açtık.. Bir iç avlu.. Üzerini kapatmışlar.. Bir bahçe dekoru.. Heryer yeşil.. Yerlerde meyve tepeleri.. Akdenizin tüm meyvelerini yığmışlar ortaya.. Hatırladım.. Daha önceki gelişinde burada bol fotoğraf çekmişti Ertekin, bize de göstermişti. Şimdi resim çekmeyi yasaklamışlar.. "Sen sebeb olmuşsundur" dedim Ertekin'e.. O Japon sanayi casusları gibi fotoğraf çeker. Hoşuna giden birşey oldu mu basar deklanşöre.. Sonra gelir, İstanbul'a kendi dükkanına uyarlamaya kalkar..

"Buraya Demir'le gelmiştik" dedi Ertekin.. Hey Sevgili Demir.. Nerden nerye anılmak istemiş. Erol Kaynar, Demir Ural ve Ertekin yapmışlardı bu Mallorca gezisini yıllar önce.. Ne aptalca bir sebeble kimbilir katılamamıştım aralarına.. Abarco bir şirin kafe.. Oturmasanız da mutlak görmelisiniz, öyle bir yer.. O meyve yığınları.. Aman tanrım.. Kordona çıkarken uzaktan Restoran Lubina yazısını gördük yeşil yeşil..

Lubina levrek demek..

Levreği severim.. Ama Rahmi Koç'un (Yeri gelmişken "Geçmiş olsun" patron..) Haliç'teki Kafe Levant'ında Viyanlı şefin beni tiryaki ettiği, tereyağında dili görünce, başka şey istemedim.. Ertekin "Kalkan" dedi.. Bunların kalkanı başka.. Derileri düz, öyle düğmeler yok..

Mesela Papermoonda ödeyeceğiniz paranın onda birine (Buna Yusuf'un seçtiği, içki içmeyen benim bile sevdiğim şarap dahil), dünyaca ünlü bir turizm merkezinin en güzel yerindeki balık restoranında harika bir gece geçirdik..

En güzeli en sonunda idi..

Kimse tatlı istemiyor.. Bende şeker var. Ertekin'in göbeği dokuz aylık ikiz gibi olmuş. Melahat yemekte dikkatli. Oysa Yusuf iyi bir yemeğin tatlısız bitmeyeceğine inanıyor.

Garsonu çağırdı, Vallahi yazılışını bilmiyorum ama, şöyle dedi:

"Uno tarta helada, sinko kuçaras!.."

Tarta, tart demek biliyorsunuz.. Pasta yani.. Şimdi bu "Pasta helada" demek olmuyor tabii.. Helada dondurma.. Yani dondurmalı pasta..

Yusuf diyor ki yani: "Bir dondurmalı pasta, beş de kaşık!.."

Bu güzelliği cumaya da anlatacağız..

"Doğru" yetmez mi?..

Doğrular haber, yazı olmak için yetmez mi diye acı acı düşünüyorum..

Ülkü Tamer geçen yıl nakletmişti köşesinde.. İsimsiz.. "O benim babamdı" diye yazmıştım..

Bu defa bizim Cumartesi ilavesi bir magazin yazısı çıkarmak istemiş.. Benimle, Cem'le konuşacaklar.. Şirin..

Bildiğim herşeyi anlattım.. Yazıyı süsleyecek, aileye özel detayları bile vererek meslekdaşıma.. Anlattıklarım yeterliydi, güzel bir hikaye için.. Yetmemiş.. Eklemişler..

Hem insan, hem gazeteci olarak üzdüler beni..

1930'lu yılların sonları.. Babam Antep'te teğmen.. Deli dolu bir teğmen.. Cesur, gözünü budaktan sakınmaz.. Bu yüzden adı "Deli Fuat"a çıkmış zaten.

Eğlenceye meraklı..

Toto Karaca zamanın güzelliği dillere destan tiyatrocusu.. Tiyatrosu Antep'e turneye gelmiş. Nakip Ali'nin sinemasında oynayacaklar.. Babam bilet istetiyor. Şöhretinden korktukları için mi, yoksa gerçekten mi bitmiş, "Kalmadı" diyorlar..

Tepesi atıyor babamın.. Gece oyunun ortasında atla dalıyor sinemaya..

İşte bu.. Hepsi bu..

Gördünüz gazetede ne hal aldığını..

"Toto Karaca'yı Hıncal'ın babası mı kaçırdı?.."

Gerçek yetmiyor.. İlle "Saraydan kız kaçırma.."

Kaçırma, maçırma yok.. Öyle bir niyet de yok.. Mesele "Sen nasıl bana bilet vermezsin" öfkesi, Deli Fuat'ın..

Kaçırmak istese, inanın kimse engel olamazdı..

Babam Kafkasya'dan göçmüş bir çerkes..

Bir çerkes kaçırmayı kafaya koyacak da başaramayacak.. Tarih yazmadı!.

Enfes bir masal..

3.5 saat sürmüş film.. Bir 3.5 saat daha sürebilirdi..

Hani "Hiç bitmesin" dediğiniz filmler vardır ya.. İşte onlardan biri Yeşil Yol!..

Çocukken yatağa uzanırdım, anneannem masal anlatırdı, uyumam için.. Öyle tatlı anlatırdı ki, uyumamak için direnirdim gizli gizli.. Aynen o tatlı anlatım işte..

Ve de aynen masal..

Dokunduğu anda beyindeki limon büyüklüğünde kanser urunu yok eden bir "Melek"in yaşadığı dünya, masal olmaz da ne olur?..

Amerikan sineması bugüne kadar yaptığı filmlerde acımasızca eleştirdiği gardiyanlardan da özür diliyor bu arada..

İdam Mahkumlarının kaldığı koğuştaki gardiyanların biri dışında hepsi melek.. Hapishane müdürü de öyle..

Bu da masalsı değil mi zaten..

Tek kötü gardiyan da, oraya valinin eşi olan teyzesinin torpili ile gelmiş..

Film bu "İdam Koğuşu"nu anlatıyor..

Yıl 1935..

Gelenler sırası geldikçe elektrikli sandalyeye gidiyorlar.. Tom Hanks de, baş gardiyan..

Bir kızılderili var içerde.. Bir Fransız asıllı.. Sonra dev yapılı zenci John Coffey geliyor.. Ardından manyak katil Vahşi Bill..

Film, gardiyanların birbirleri ve bu idamlıklarla ilişkilerini anlatıyor..

Nasıl insanlık, nasıl dostluk, nasıl sevgi yüklü bir 3.5 saat yapmışlar.. Filmin asıl başarısı oyuncu seçiminden kaynaklanıyor.. Ve de en küçük roldekiler dahil, bu zengin kadronun herbiri nasıl üstün bir başarı ile oynuyor, ancak gidip görmek gerek.. Bu harika oyuncu kadrosu içinde Mr. Jingles'ı oynayan küçük sevimli fareyi de saymak gerek.. Hayvanlara da Oscar verilse, bu yol Mr. Jingles alırdı heykeli mutlak..

Bu masalın, adı "Korku" ile eş anlamlı Stephen King'in elinden çıktığını düşünmek kolay değil.. Filmde Stephen King sahneleri de var tabii.. Özellikle Fransız asıllının idamı tam King'lik.. Ama filmin tamamı öyle yumuşak, öyle sevimli bir anlatım içinde ki, bu tüm anlatıma ters şiddet sahnelerini eritiyor içinde..

Yeşil Yol, mutlak görülmesi gerek filmlerden biri..

Sorun W' mi?..
Valiye saldıranların daha dün "Anayasayı bir defa delsek ne olur" diyen Turgut Özal'a saldıranlar olması ilginç bir çelişki olabilirdi, başka ülkede.. Bizde doğal.. Çünkü bizde entel için doğru, sadece o an canının istediği doğrudur.

Bu doğru da genelde "Ülke ve ulus aleyhine olan ne ise" odur!.. Hadep'e "Niye Nevruz değil de Newroz yazıyorsun" diye sormuyorlar da, vali'ye toplu hücuma geçiyorlar.. "W harfine taktı" diye.. Bu ülke anayasasında "Resmi dili Türkçedir" yazar..

V yerine W kullandınız mı, bunu resmi evraka geçirdiniz mi anayasayı delmiş olursunuz.. Mesele bu kadar da değil tabii..

O W masum bir harf değil.. Bu ülkede kürtçülüğün, ayrımcılığım simgesi.. Adamların niyeti bunu kayda geçirmek..

Niye izin versin ki Vali?..

Ellerine sağlık..

SEVDİĞİM LAFLAR
'Hayatta hiç yenilmemiş insan korkak insandır.'

Anonim (Teşekkürler Ender)

TEBESSÜM
Fıkra Ömer Söztutan'dan..

İşleri felaket Dursun, Temel'e dert yanıyor:

"Durumum çok kötü.. Boğazıma kadar borçtayım.."

"Ye iç de, şükret ki boyun kısa!..

BİZİM DUVAR
'Düşünce özgürlüğünü kısıtladığı söylenen 312 şu aralar herkesi en çok düşündüren konu oldu'

Hakan&Utku

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır