Bizim Ali Kırca, tarihsel birer belge olma niteliğinde programlar yapmaya büyük özen gösterir... Aynı özeni güncel olayların değerlendirildiği haber saatine de yansıtıyor fırsat düştükçe...
Önceki akşam saat 19 ajansında, 14 yaşındaki öz kızıyla cinsel ilişki kurduğu için mahkum olmuş; ancak mahkumiyeti, kızının sessiz ve tepkisiz kaldığı gerekçesiyle Yargıtayca hafifletilmiş; bir baba hakkındaki, iştihat kararını gündeme getirirken; konuyu, stüdyosuna konuk ettiği Avukat Kezban Hatemi ile de tartışmaya açtı...
Avukat Kezban Hatemi, "maalesef Türkiye'de, ensest olaylarının çok yaygın olduğunu" söyledi. Aileler içindeki 3-4 yaş çocuklarına en yakınları tarafından cinsel tacizde bulunulması, sanıldığından çok daha fazlaymış bizim ülkede...
Ben ki, Türkiye'nin asla dışa vurulmayan gerçek yüzünü bir hayli iyi tanıdığımı sanırdım; dondum kaldım. Çeşitli cinsel sapmalar arasında, ensestin de yaygın olduğunu ilk kez öğreniyordum.
Bizimki gibi, köylülüğü hiç bir zaman aşamamış mesleksiz Şark toplumları, kendi kendine bir yığın imaj yaratır; hiç bir zaman özeleştiriye, objektif ve analitik incelemelere geçit tanımaz. "Yazı"yı da, insanlığın ortak ve evrensel bir ürünü olarak görmek istemez. Salt kendisinin propagandasına dönük bir araç olarak görmek ister...
Bu böyle olduğu için de, evrensel değişimlere ayak uyduramaz Şark toplumları. Yani kendi kendilerini yeniliyemezler ve dış dinamiklerin rüzgarlarına göre rol yapmaya çalışırlar sadece...
Osmanlı tarihi, inceden inceye didiklenmiş ve her yanıyla derinliğine berraklaştırılmış bir tarih değildir...
Örneğin Saray'la Divan Edebiyatı'nı da sarmalayan eşcinsellik konusu, hiç bir zaman fazla irdelenmemiştir...
Oysa evlenemeyen Yeniçeriler'in cinsel yaşamları herhalde bir hayli garipti... "Oğlan" denen genç çocuklar, köçekler, civelekler; kulların da adeta kulu ve kölesi sayılan kadınların, toplum hayatına katılamamaları yüzünden; ortaya çıkan büyük ve çarpık bir boşluğu, doldurmuyor muydu acaba?
Kaldı ki, erkeklerin ünlü hamam alemleri yanında, kadınların da hamam alemleri vardı... 17. Yüzyılda sevici olduğunu çarşafının içinde boynuna yeşil bir mendil bağlayarak belirten kadınlara, "zarifler" anlamında "zürefa" denirdi... O alışkanlıkların köşk ve konaklara kadar olan uzantılarını Ahmet Rasim, "Hamamcı Ülfet" romanında çok güzel anlatır..
Benim gazeteciliğe yeni başladığım yıllarda, kendisine kızılan bazı ünlü yazarları, "eski bir oğlan" olduğu iddiasıyla çürütme modası yaygındı. Bilmem hangi ünlü yazar Pehlivan Kadri'nin oğlanıydı, İştirakçi Hilmi oğlancılığı yüzünden öldürülmüştü v.s..
Bütün bu eğri büğrü ilişkilerin maskesi ise yerli yersiz "erkek millet" olduğumuzu söyleyip durmaktı.
Ne Nedim'in gazelleri fazla kurcalanırdı, ne "Gül Ali'm" türküleri...
Kadınların en fazla dövüldüğü ülke olmamız; eroin kaçakçılığında bir numara sayılmamız; rüşvetler, faili meçhul cinayetler, işkencenin yaygınlığı v.s...
Gizli birer bataklık hepsi. Hepsinin de maskeleri malum... Bir çuval patates içinde bir kaç çürük bulunabilir; onlar münferit hadise... Devleti yıpratmayalım.. Dış düşmanların ekmeğine yağ sürmeyelim falan...
Doğrusu ensestin de yaygın olduğunu bilmiyordum... 21. Yüzyıl, Türkiye'yi çok hızlı saydamlaştıracak, ayrıca çağdaşlaştıracaktır da... Gençler bunu yaşayacaklar... O nedenle hiç umutsuzluğa kapılmayın, enseyi de karartmayın... Türkiye'den de hiç solmayacak çiçekler eklenecektir insanlığın ortak buketlerine..