


Cinsiyetsiz ev
Medeni Kanun'daki mal rejimiyle ilgili yazılarıma bazı "postmodern" eleştiriler aldım.
Kimi okurlarım, ev kadınlığını kadının başına gelen bütün musibetlerin baş sorumlusu olarak gördüğümü düşünüp epey içerlemişler.
Kadının çalışıp üretmesine gereğinden fazla ağırlık vermekle aslında çalışmayı kutsayan bir anlayışın pençesine düştüğümü, oysa çalışmayı böylesine yücelten bir anlayışın çoktan demode olduğunu söylüyorlar.
İçlerinden biri aynen şöyle yazmış: "Siz kadınlara sürekli olarak evden çıkmalarını, çalışma hayatına atılmalarını söylerken, günümüz insanı (kadınıyla-erkeğiyle) hayatının ağırlığını kamusal alandan özel alana doğru kaydırıyor. Buna paralel olarak bir anlamda 'eve dönüş' süreci yaşıyor. Bunun farkında mısınız?"
Tabii farkındayım. Hatta büyük bir coşkuyla karşıladığım bu trendi bundan dört yıl önce, "Evin yeniden keşfi" başlıklı yazımda yazdım.
Bakın nasıl yazdım:
"... Açıkçası ben, bu işbölümü (kadını ev işlerinden, erkeği evin geçimini sağlamaktan sorumlu kılan malum işbölümü) reddedilmeden kadınların bir arpa boyu bile yol alabileceğine inanmıyorum.
Peki bu işbölümü reddedildikten sonra neler olabilir?
İşte o zaman 'evin yeniden keşfi' dönemi başlayabilir. Ama bu keşif, kadın ve erkeğin birlikte yapacakları bir keşiftir. Ve 'yeniden keşfedilecek' olan bu ev, dış dünyaya yelken açmak üzere kapısı çekilip çıkılan o eski evden -kadınlar hapishanesinden- çok farklıdır artık. Yeniden keşfedilen ev cinsiyetsizdir!
... Feministlerin geleneksel ev kadınlığını alıp post modern yaşamda niteliği tamamen değişmiş olan 'zenginleşmiş özel hayat alanının bir mekanı olarak ev' kavramı içine aynen oturtmaya çalışmaları büyük bir yanılgı. Bunu bir benzetmeyle açıklamaya çalışayım: Bir komünde yaşamak feodal büyük aile içinde yaşamaya ne kadar benziyorsa, 'yeniden keşfedilen ev'de yaşamak da geleneksel ev kadınlığına o kadar benziyor..."
***
Okurlarım dediklerinde haklılar. 20. yüzyıl boyunca çalışmayı kutsamış; işinde yükselmek, kamu yaşamında etkin rol almak için koşuşturmaktan tıknefes olmuş modern insan şöyle bir durup muhasebe yapıyor artık. Ve bu muhasebe sonucu ihmal edilmiş olana; özel hayata dönüş süreci yaşıyor. Bu dönüş, "eve dönüş"ü de beraberinde getiriyor.
Ama püf nokta şu ki, böyle bir "dönüş"ü yaşayabilmek için önce gidebilmek gerek.
Kadınların yarattığı, her şeyiyle bir kadın mekanı olan ve kadının ruhunu esir alan o geleneksel evden çekip kapıyı çıkabilmek ve ev kadınlığı rolünü geride bırakmak gerek.
"İyi de, her birimiz Amerika'yı tek tek mi keşfedeceğiz" diyebilirsiniz...
Evet bence bu, kadınların tek tek yaşamaları gereken bir deneyim. Bir kadın, bizzat kendisi hayatının bir döneminde evden çıkıp hayatta başka görevler, başka roller edinmeden kendine bakışını, evdeki konumunu, eve bakışını, kocasıyla ve çocuklarıyla ilişkilerini değiştiremez. Bir kadın mekanı olan geleneksel evi, yeni "cinsiyetsiz ev"e dönüştüremez.
Kimbilir belki üç-beş kuşak sonra...
Kadınlar ve erkekler hayatı evlerinin içine taşımayı başardıklarında; evlerinde hem eğlenip hem çalışmaya hem çocuk büyütüp hem üretmeye ve bütün bunları kadın-erkek gözetmeden el birliğiyle yapmaya iyice alıştıklarında; yani onyıllar geçip de bu geleneksel işbölümü iyice unutulmaya yüz tuttuğunda, kadınlar hiç evden çıkmadan da ev kadınlığı rolünden kurtulabilir belki.
Ama bugün durum farklı. Bugün yeni bir bilinçle dönüş yapabilmek için önce gidebilmesi gerekir.
***
Bütün bu söylediklerime bakınca "cinsiyetsiz ev"in, bir kadınlar hapisanesi olmaktan çıkıp, herkesin hapisanesi olacağı günlerden sözettiğim sanılmasın. Yeniden ve coşku ile keşfedilen o ev, olsa olsa geçici bir durak olacaktır bence: Kamusal dünyanın sırmalarını dökmekle kalmayıp, kendi duvarlarını da yıkan, yıkacak olan son sığınak.
İşte böyle; bu da bir başka bütünsel yaşam ütopyası...